content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

11 Ağu

Türklerin Hassasiyeti

Ben şu “biz Türk’lerin hassasiyeti” üzerine bir şeyler yazmak istiyorum.
Mahmur ve Kandil’den gelen 34 PKK lının yüz binlerce Kürt tarafından coşkuyla karşılanması, biz Türk’lerin hassasiyetini zedelemiş. Bundan sonra gelecek barış grupları için artık böyle gösterilere izin verilmeyecek, Türk’lerin hassasiyeti özenle korunacakmış.

Bir sürecin mağdur ya da kurbanlarının nasıl yeniden aşağılanmaya çalışıldığını fark ediyor musunuz? Etmiyorsanız ben birkaç cümle ile biraz anlatmaya çalışayım.

Bu devlet tam 70 sene Kürt’leri yok kabul etti. Kendileri olmayınca dilleri, kültürleri de yoktu elbet. “Hayır biz varız” deyip her ayaklanışlarında akla gelmedik zulümler, toplu katliamlar yaptı. Sürgün etti. Binlercesini kurşuna dizdi, idam etti. İdam ettiklerine son sözlerini bile göstermelik olarak sordu. Şeyh Said davasında yargılanıp oğluyla birlikte idama mahkum edilen Seyit Abdülkadir‘e İnfazdan önce, son isteği sorulduğunda, “oğlundan önce kendisinin asılmasını” rica etti. Ama bu isteği bile yerine getirilmedi ve önce oğlu asıldı.

Dersim’de derelerden aylarca Kürt kanı aktı. Yaşadıkları sürgünlerin kıyımların bu yazıya sığması mümkün değil.

Sadece son 20 yılda 17.500 kişi “faili meçhul” cinayetlerle bazen gün ortasında, bazen gece karanlıklarında evlerinden, işlerinden alınıp, işkence edilip ensesine bir kurşun sıkarak imha edildiler. İmha edilenler bazen karakolların arka bahçelerine gömüldü bazen asit kuyularında yakıldı (meraklıları 19.10.09 tarihli TARAF’a baksınlar yeter) Ama rakamı tekrarlamak istiyorum. Beş, on, elli, yüz, bin değil. Tam on yedi bin beş yüz insan.

Acaba bu insanlardan bir tanesi bizim babamız, amcamız, kardeşimiz, kuzenimiz olsa, biz de onların gün ortasında gece karanlığında evlerinden alınıp götürülüşünü izleyen, sonra ya bir daha onlardan hiç haber alamayan, ya da bir kuytuda cesedini bulan birisi olsaydık, bu cinayetler 17500 kez işlenmeye devam etseydi, bu insanların katillerinin hiç biri bulunmasa, bilindiği halde onlara kimse dokunamasa, çaresiz bir vaziyette kalsaydık, biz ne yapardık?

Gözümüzün önünde babamızın cinsel organına ip bağlanıp biz çocuklarının, kadınların, onlarca güvenlik görevlisinin gözleri önünde dolaştırılsa ne hissederdik?

Ya da bir insan böyle bir durumda silahı eline aldığı gibi dağa çıkarsa bunu anlamak çok mu zor olurdu?
Ben Doğu Karadeniz liyim. Benim dilim hiç yasaklanmadı, annemden öğrendiğim dilimi kimseyle fısıldayarak konuşmak zorunda kalmadım. Çocuklarıma, yeğenlerime istediğim ismi koydum. Annemden öğrendiğim dilimi okula başladığımda daha iyi öğrendim. Annemin dilinde kitaplar okudum, türküler söyledim. Benim köyüm hiç askerlerce basılmadı. Benim kasabamda, ilimde yüzlerce insan kaçırılıp sonra cesetleri yol kenarlarında bulunmadı. “Faili meçhul” olarak öldürülen tek bir akrabam yok.
Ama tüm bunları yaşasaydım, ben neler hisseder, neler yapardım, bilemiyorum.

Tüm bu yukarıda yazdıklarımın çok daha fazlasını yaşayıp dağa çıkanlar şimdi, barış için geri dönmeye başladıklarından bu yana. Faşistlerden CHP’ye, günlük gazetelerden, televizyonlara kadar herkes “Türklerin hassasiyetinin zedelendiğinden” bahseder oldu. 70 yıldır kendilerinden özür dilenmesi gereken Kürtler, barış için coşkulu görünürlerse, “Türklerin hassasiyetine dokunuyorlarmış”
İnsanın “bu nasıl pişkinliktir böyle” demesi gerekiyor. Yıllarca kan kusturulan, bir gün olsun bizimle eşit şartlarda yaşa-tıl-mamış milyonlarca Kürt ilk kez bunun işaretleri görünmeye başlar başlamaz, silahı bırakıp coşkuyla aramıza katılmaya başlıyor, buna sevinip daha büyük coşkulu gösteriler yapılması gerekirken, “Türklerin hassasiyeti depreşiyor”

Dili yasaklanan onlar, on binlercesi öldürülen onlar, köyleri boşaltılan, yakılan yıkılan onlar, tüm bu yaşananlardan sonra; “özel ayrıcalık falan istemiyoruz, siz Türkler nelere sahipseniz biz de onlara sahip olalım, dilimizi konuşalım, dilimizde eğitim hakkımız olsun, kısacası eşit olalım, bunlar olursa silahları da ebediyen toprağa gömelim” diyerek aramıza katılıyorlar. Ama “Türklerin hassasiyeti depreşiyor”

Siz, –bazı- sevgili arkadaşlarım, Sizler bu savaş hiç bitmeyecek sandınız. Sizler dağdakilerin de tıpkı üniformalı gençlerimiz gibi bizim çocuklarımız olduğunu hiç kabullenmediniz. Tıpkı inkarcı devletiniz gibi, siz de onları yok kabul ettiniz. Evde karınıza, çocuklarınıza, yeğenlerinize bu savaşın müsebbibinin devletin inkarcılığı olduğunu anlatmadınız. Anlatmamak bir yana onları küçümseyip aşağılayarak, gelecekte aynı topraklarda yaşamak zorunda olan bu kuşağı niyetinizin dışında onlara düşman gibi yetiştirdiniz. Dağdakilerin de, askerlerin de sevinçleri, heyecanları, üzüntüleri olan senin benim gibi insanlar olduklarını anlatmadınız. Artık sıra şimdi –size rağmen- bu savaşın bitirilmesine geldiğinde 30 yıllık suskunluğunuzun “hassasiyeti” çıkıyor karşınıza. Bari bundan sonra sessiz kalmayın. “Dün devletin ideolojisinin arkasından gittik, ama bu savaş bitmeli, sizler aynı topraklarda eşit olarak barış içinde yaşamalısınız” deyin.  Kendi öz çocuklarınızı çok sevdiğinizi biliyorum, bunu en azından onları sevdiğiniz için yapın.

Sevgili Gençler, eğer büyüklerinizden hiçbiri size tek kelime etmese bile, bencillik edip sadece kendinizi düşünün, insanların eşit haklara sahip olmadığı topraklar tehlike doludur. Kimse için güvenli değildir. Ne sizin 15-20 milyon insanı bu topraklardan kovma hak ve olanağınız, ne de kendinizin gidebilecek başka bir yeriniz var. Aynı topraklarda yaşayacaksınız yani. Belki bizler size yeterince anlatamadık. Empati yapmanızı sağlayamadık. Ama siz bize aldırmayın, bu ülkeyi 12 Mart, 12 Eylül, 27 Mayıs gibi darbelerle yönetmeye alışmış darbecilere inanmayın. Bu ülkenin neredeyse tüm siyasi partileri size kardeşliği, barışı anlatmadı. Ama buna rağmen sizler kendinize benzemeyenlerle boğazlaşmaya falan girmediniz. Savaş naraları atan bunamış ihtiyar politikacıların avazlarına kulak tıkadınız. İyi de ettiniz. Tıkamaya da devam edin. Gelecek sizin ellerinizde…

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank