content

19 Şub

Puşkin’in Erzurum Yolculuğu (I)

Puşkin, Erzurum yolculuğu kitabında öylesine betimlemeler, tasvirler ve profiller çiziyor ki, bunların yoğunluğu, kitabın kısalığıyla ters orantılı.

3 sayfada Tiflis’in nüfus yapısını ( Tiflis, daha çok bir Ermeni şehriymiş), coğrafi konumunu, iklimini (bunaltıcı bir sıcağın hükmünde kıvranan şehir), sosyetesini, şarabının kalitesini, kültürel mozaiğini vs. öğrenebiliyorsun.

Yazar aynı güçlü tasvirleri Erzurum için de yapar.
Erzurum şehrinin kalesini, evlerini, eğri büğrü sokaklarını, bol sayıda bulunan çeşmelerini, mezarlıklarını anlatır. Avrupa ile Doğu arasında başlıca kara ticaret yolunda bulunan Erzurum’da mallar satışa sunulmadığından çok az sayıda mal satılıyor. “Erzurum’da bir hasta bir kaşık ravent bulamadığı için ölebilir. Oysa kentte çuval çuval ravent vardır.” (S. 538)

Bugünün Erzurum’unu, Puşkin’in 180 yıl önce anlattığı Erzurum’unda bulmak mümkün. Ya da Puşkin’in Erzurum tahlillerindeki müthiş isabeti, bugünün Erzurum’una bakarak görebiliriz.

Asya görkemi sözünü anlamsız bulan Puşkin, Asya yoksulluğundan ve ilkelliğinden söz eder. Osmanlıcılarımız bunu da bir oryantalist görüş olarak nitelendirmezler umarım!

Gördüğü Rus şehirleriyle Osmanlı şehirlerini (Kars, Erzurum) karşılaştıran Puşkin, buraların çok fakir, geri, kentleşmeyle ilgisi olmayan bir yapılaşmaya sahip olduklarını anlatır. Gerçekten de Osmanlı, birkaç şehri abat etmiş, Anadolu’yu berbat halde bırakmıştır. Anadolu’da Osmanlı’dan çok Selçuklu dönemi eserleri vardır.

Puşkin şöyle yazar: “Sultanın önayak olduğu yenilik hareketleri (II. Mahmut’u kastediyor y.n) Erzurum’a ulaşamamış henüz. Ordu hala renk renk Doğu giysileri içinde. Erzurum’la İstanbul arasında, tıpkı Kazan’la Moskova arasında olduğu gibi bir çekişme var.” (S. 539) diyerek yeniçeri Eminoğlu uydurma adıyla, Erzurumlu’nun bakışı anlatan bir taşlama yazıyor.

Taşlamada, İstanbul’un Peygamberin yolundan ayrılarak gâvurlaştığı, Batı’nın onu baştan çıkardığı, dua saatlerinin yerini şarap saatlerinin aldığı ama Erzurum’lunun böyle olmadığı, günahın yolundan gitmedikleri, düşman üstüne rüzgâr gibi saldırdıkları, haremlerini korudukları anlatılır.

Bugün de Erzurum, biraz nev-i şahsına münhasırdır!

Arnavut inatçılığı tespitini, seraskerin kenti teslim etme kararına rağmen birkaç dik kafalı topçu Arnavut’un bataryaları ele geçirerek ateş etmeye devam ettiklerini anlatan Puşkin’de de görüyoruz.

Rus ordugâhına gelen Puşkin, orada tutsak edilmiş seraskerle 4 Osmanlı paşasının Rus generalleriyle konuştuklarını görür. “Paşalardan biri beni fraklı görünce kim olduğumu sordu. Şair olduğumu söylediler. Paşa, elini göğsüne koyup bir temenna çıktı. Çevirmen yardımıyla şunları söyledi: ‘Bir şairle karşılaşmak her zaman hayırlıdır. Şair, dervişin kardeşidir. Onun ne vatanı vardır, ne de dünya nimetlerinde gözü. Biz zavallılar şan, iktidar ve para peşinde koşarken; o, yeryüzünün hükümdarlarıyla aynı sırada durur ve herkes onun karşısında saygıyla eğilir.” (S.537)

Osmanlı paşasının bu engin tahlilinde bir yanda edebiyatın ve yazarın evrenselliğini, diğer yanda para, şan ve iktidar hırsının peşinde koşanların araçsallaştırdığı siyasetin yıkıcılığını görüyoruz. Edebiyat elbette yereli de anlatır ama o aslında evrenseldir!

Edebiyat eserlerini okumak, kişinin siyasi dünyasına feraset kazandırır!

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank