content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

07 Haz

Küpe Çiçekleri

Niye arabalara benzettim ben bu ayakkabıları? Büyük bir parti

varmış, mesela, gelen davetliler arabalarını park etmişler 

 gibi. Beyaz, siyah, kahverengi, kırmızı ve bu renklerin 

solmuş, derilerine tutunmaya çalışan renkleri.

Merdivenlerden yukarı çıkarken ikinci katta dikkatimi 

elbeden,tanımadığım ve muhtemelen tanışmamın da olanaksız olduğu 

ailenin evi ve kapısının önünde en az 15 çift ayakkabı.Apartman 

sessiz zaten, biraz da kulak kabarttım... İrkildim birden; hiç ses 

gelmiyordu... Şen kahkahaları değil belki ama yine de biraz yüksek 

tonajlı sesler bekledim adımlarımı yavaşlatıp... Ses yoktu... Ben de 

aynı planla yapılmış bir dairede kalıyordum...Nerede, hangi odada 

oturuyor olabileceklerini düşünüp şaşırdım... Hayra alamet bir emare 

sergilemeyen bu durum karşısında aklım takıldı... Yaklaşık iki saat 

önce de, aşağı doğru inerken yine aynı durum vardı; daha doğrusu 

 herhangi bir durum-ses yoktu. Bu bir uyuma toplantısı gibi bir şey 

miydi? Veya iki saattir bu komşum ve gelen misafirler hala yeni 

tanışmış olmanın verdiği utangaçlıkla birbirlerini mi 

seyrediyorlardı, çaylarını yudumlayıp. Bir ihtimal daha vardı;her 

 kelimeden dizi türetilen bir ülkede, gündüzleri yayınlanan bir 

diziye mi dalmışlardı hepsi? Eskilerin Yalan Rüzgarı, Köle İsaurası 

veya Ceyarlı dizileri günün belirli saatlerinde, daha çok kadınları 

ekrana bağlardı..şimdi de mi öyle?..

Zaman geçtikce sosyalleşme araçlarını, ortamlarını tuhaflaşır bulmaya 

başladım."Tuhaflaşır bulmak" belki değişim; değişimin normal seyri 

olarak da algılanabilir. Tuhaf da bulsam, normal bir seyirü sefer de 

olsa ..sonuçta bana tuhaf geliyor. Doğadan şeylerin, doğal özünü 

yitirmeye başlayan pek çok şeyin yerine başka nesneler koymakta ve 

 oluşturduğumuz nesnelerle örülü yapımızın peşinden gitmek 

"zorundayız"; çünkü, bence, insanın boşluğu doldurma çabası, boşluğu 

doldurmak için sunulan nesnelerin niteliğinden-insani oluşundan daha 

önemlidir. İllaki dolmalıdır boşluklar; en kolaylı tarafından...

Küpe çiçekleri vardı annemin. Başka çiçekleri de vardı: kadife 

çiçekleri, akşam sefası çiçekleri, zakkum çiçekleri...İki katlı, tapusu 

ortak evimizin ikinci katında kalırken ve önceki zamanlarda, babamın 

görev yaptığı köylerde, başka şehirlerde yaşarken de bir çok 

çiçekleri vardı annemin. Balkonun demirlerine kaynaklamış ortalama 20 

cm. çaplı demir halkalar ve bu 

halkalara geçirilen kahverengi saksılar. Pencere kenarındaki çiçek 

saksıları. Her gün hiç usanmadan bakar, sulardı.Tıpkı çocuklarının 

üzerine titrer gibi bakardı onlara. Ben seyrederdim annemi, pencerenin 

öbür yanından, annem gülümserdi onlara. Özellikle küpe çiçeklerinin 

her dalına teker teker bakardı bir sararma bir hastalık var mı diye.

Sonra sonra, artık, çiçekler yok olmaya başladı 

balkonlarımızdan, pencere kenarlarımızdan...Neden vazgeçti annem o 

çiçekleri yetiştirmekten?.

Bu vazgeçiş bir devrin gerçekten döndüğünün-dönmekte olduğunun en 

büyük ispatıdır. Dönmek, devinmek, değişim veya yozlaşma...Küsenler, 

belki biraz yadırgayanlar evlerine gizlendiler...Çünkü yapay ve 

plastik olan nesneler o kadar çoğaldı ki savaşamadılar veya geçti 

artık deyip teslim oldular. Plastik olan, yapay olan, sadece el ile 

tutulabilir şeyler  değil; düşünceler, zevkler, algılar, duygular, sevmek...Her şey plastiğe 

 mi döndü? Çoğalan nesneler renkli legolar gibi mi oldu? Alıp o 

 legoları öyle mi oluşturuyoruz her şeyimizi?

 Legolar daha ucuzken muhtemelen böyle. Her küpe çiçeğine özel zaman 

 ayırıp gülümsemek sevmek hem güzel hem de emek isterken 3 liraya 

 yapay çiçekler emek harcanmaksızın şenlendirebilir mi oldu bizi? 

 Sevmek nereye kayboldu? Emek nereye kayboldu?

 Akşam sefası çiçeği...Koyu ve çok farklı kırmızı rengi ile deli 

 olduğum bir çiçek...Akşamları güneşin iyice batmasını sabırla 

beklerken yeni doğmuş bir bebeğin yumulan minik elleri gibi kapalı 

taç yaprakları yavaşca açılırdı. Mutlulukla ve heyecanla beklemek 

nereye kayboldu?

Şimdi de bazen bazı evlerin balkonlarında görüyorum her nevi 

çiçeklerden..Fakat küpe çiçekleri yok...Akşam sefası yok...Onlara 

gülümseyen yüzler yok...Gülümseyen yüzlerin olmayışı en çok beni 

üzen...

Ayakkabılar, dizilmişti. Topuk kısımları evin kapısına döndürülmüş ve 

sıralanmış. Bir gelenek. Misafir ağırlama geleneğinin en son 

aşaması, tekrar görüşme temennileri, güler yüzler ve ayakların 

ayakkabılara yönelişi..Misafirlerin, ayakkabıların dizilişine bakıp 

kendilerine önem verildiğini hissetmeleri...

Bizim evde de böyleydi...Gündüzleri misafirliğe gelen komşu 

kadınlar...Çaylar, kekler, kısırlar, batlar, biraz da dedikodu, fakat 

çiçek muhabbetleri mutlaka olurdu..Hangi çiçek nasıl dikilir? Bakımı 

nasıl yapılır? Hangileri güneşi çok sever? Hangileri hangi tür ve ne 

kadar gübreyi sever?.. Gözlerinde, çiçek sohbetlerinde bir pırıltı 

belki çocukça bir heyecan mutlaka olurdu. Uzunca balkonumuzda kocaman 

bir bahçeyi gezer gibi gezintiler... En çok sevdikleri çiçekler de 

küpe çiçekleriydi...

Küpe çiçeği rüzgarsız ve gölgelik yerleri sever...Meksika'nın 

yüksek dağlarından 50 kardeşiyle birlikte gelmişler Anadolu'ya 

 ..Biraz emek isterler ama güzellikleriyle; boyunları bükük ve nazlı 

güzel duruşlarıyla emeğin karşılığını kat kat öderler. Özellikle 

balkonların en güzel süslerindendiler...

O çiçekler nereye kayboldular şimdi kim bilir? Yalnızlar mıdır? Veya

yalnızlara yarenlik mi ederler? En azından gülümseyen birileri var   mıdır, yanlarında?

10 Kasım 2008

 

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank