content 1977 Trabzon doğumluyum/evli ve bir çocuk annesiyim. yerel bir gazetede ve İnternet bir edebiyat dergisinde yazılar yazıyorum. k.t.u mezunuyum.
16 May

Gelinciğin Öyküsüdür Nevbahar’a Takılan

Hıçkırıklar yâd olmuş... Yâr ihtiyaç, yaban diyarlarda yâran'ın ellerine. Irak sevdaların göçebe tutunuşlarında, gözlerine yığılan gözyaşlarına hüküm giydirdi gelinciğin kan ağlayan kahkahalardaki öyküsü.

Cansızdır aklın düşünmeyen hücreleri

Nefesini almakta zorlandıkça kaybolan.

Bir güryan, dünyanın çaresizliğinde

Tek pâredir amansızlık… Soluklanmak yekpare can damarları cana muhtaç. Irmaklandı hüzünleri ins’si alemin. Derin derin şafak sökmekte göz bebeklerinde. Kısmen aralanan kirpik uçlarından sızılan karanlık sızım sızım yanmakta/ yakılmakta. Umut çığlıklarını şeb-i nisâr sarmakta. Mütemadi seferlerin dalgalı bakışlarına fecri sadık akmakta.

Kör kuyularda çığlık çığlığa gelen seslerin

Derin sukuta bürünüşüydü gelinciğin türküsü

Mızrağı ele değdikçe tellerin

Ahuzar’ı tutturuşuydu gelinciğin öyküsü… Ve bir türküdür söylenen iç irkilişlerini kıvrandıran uçsuz/ bucaksız gelinciklerin bedenlerinde. Kırmızıdan örtüsünü toz kaplamış durmaksızın. Anlamsız bir duruşun ömre bedel anlarını bilmeden yaşamış ve yaşlanmış. Hasta ve bezgin halini bilemeden fütursuzca büyümüş ve son bulmuş. İçindeki sürgünlere sürgünleşmiş seyyahı olmuş yüreğinin. Ahlarla geçen ömrü hassasiyetlerini bir kenara bırakacak tek bir zamanı bile olmamış gelincik yüreğinde.

Bir romanın orta noktasına konulan Gelincik

Rafa kaldırılan kitabın içinde unutulan

Hangi ellerin koyduğu anımsanmayan

Bakılmadan acılarla yaşlanan… Yapraklarının gölgelediği mekânında üşümüş, daralmış ve yıpranmışlığın acısıyla zamana yâranı ad olmuş içeriği olmayan düşüncelerinde. Bir yel geldiğinde burkulan incecik ve zarif gövdesinin üzerine çöken eyvahlarına baş eğmiş dua edercesine. Dara koşmaktan usanan viraneliğini atmış arkasına nafile yaşanmışlığında. Yalnızlığını unutturamamış çok zamanlar gelincik tarlasındaki kendisi gibi olanlar. Onlara baktıkça sadece acımış içine kilitlenen elemleri. Gülümseyecek çok şeyi olmuş gözlerinin alt yapısında. Ama izne muhtaç kalmış tebessümlerine esaret olan mimikleri. Yalnızlığının göğsündeki aşklarını ebedi zindanlara ezeli suretlere atıpta yakmış bir kalemde.

Biçare kalmış bir gece de vurmuş başını topraklarına gelincik tarlalarında. Sallanmış, darlanmış, kıvranmış, yanmış ve yakılmış amansızlığında hayatın. Yıldızlardan, havadan, güneşten, aydan, maviden ve yeşilden medet beklemiş derdine acizane kapılmış rüzgarına tanıdıklarının.

Yazansız

Kelamsız

Kalemsiz

Sessiz bir gösteriydi süresizlik içinde devrilen… Lakin kaçınılmaz sona geldiğinde umudu azalmış bir sonraki baharları umut etmek adına. Rastgele yaşamadığı hayatının geçişleriyle bakmış geçmişe ve geçmişin gidişlerine gelişleri beklemek için. Bir sürü olumsuzluğun üzerini kapatarak dualar etmiş yaşadıklarına. Yaşamadıklarını beklemek için koyulmuş kendini beklemeye. Beklemeler diyarındaki diğerleri gibi. Farklılıkların var sayıldığı ama bir türlü beklemelerin ve beklentilerin farklılaşmadığı CUMA(ERTESİLERDE)…

Etiketler : , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank