content

01 Ağu

Bizim Kızlarımızın Deme’ ki Bir Bildikleri Var

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sonuçları dün açıklandı. Türkiye birincilleri arasında yer alan Serhat Güzel ve Mücahid Erdoğan tercihlerinin Tıp Fakülteleri olduğunu söylemişler. Gazete haberlerine göre bu sene dereceye giren öğrenciler içinde tıp fakültelerini seçeceklerin sayısı oldukça fazla imiş. Bu meslekte 30 senesini doldurmuş ve yıllarca da öğretim üyeliği yapmış, binlerce doktorun hocası olarak meslek seçimi arifesindeki gençlere bazı uyarılarım var. Toplumun her alanındaki yozlaşmadan, tıp da nasibini alıyor ve tüm dünyada kutsal meslek olarak bilinen doktorluğun saygınlığı mum gibi her geçen gün hızla eriyor. Sağlık ocaklarındaki pratisyen doktorlar da dahil buna, üniversitelerde burunlarından kıl aldırmayan profesörler de, Nişantaşı’ nda lüks muayenehaneleri olan sosyete doktorları da.

Yakın yıllara kadar küçük çocukların çoğu ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuna, göğüslerini gere gere ‘Ben büyüyünce doktor olacağım’ diye cevap verirlerdi.

Genç kızların hayâllerini de beyaz atlı bir prens değil, beyaz gömlekli, gözlüklü bir doktor süslerdi bir zamanlar. Onlar için bir doktorun karısı olmaktan daha güzel bir kısmet düşünülemezdi.

Evde kalmış kızlar ise etraflarına ‘Beni ne doktorlar istedi de varmadım’ diye güya hava basarlardı, sanki bin bir pişmanlık içinde oldukları anlaşılmıyormuş gibi.

Ama heyhat; o günler çok gerilerde kaldı artık.

Artık ne çocuklar doktor olmak istiyorlar, ne de kızların rüyasına girebilen beyaz gömlekli genç doktorlar var. Yaşı geçmiş çirkin kızlar da hiç pişman değiller bir doktora varmadıklarına.

Kızlarına doktor talip olduğunda babalar soruyorlar yavrularına:

- Kızım seni doktora vereyim mi?

Kızın cevabını biliyorsunuz:

- İstemem babacığım, istemem.

BİZİM KIZLARIMIZIN DEMEK Kİ BİR BİLDİKLERİ VAR

Tıp fakültesinde 6 sene okuyacağını…

Haftanın birkaç günü nöbet tutacağını, ama ertesi gün aynı şekilde çalışmaya devam edeceğini…

Normal uykunun haram olacağını…

Pratisyen hekim olarak sağlık memuru kadar kıymetinin olmayacağını… günlerini kaşe vurarak ve hastaların ‘istedikleri’ ilaçları yazarak geçireceğini…

Bir yıl askerlik, iki yıl mecburi hizmet yükümlüsü olduğunu…

Uzman olmak isterse kazanma şansı yüzde 10 olan bir sınav için yıllarca çalışması ve bir işe yaramayan bilgileri ezberlemesi gerektiğini…

TUS’ u kazanırsa karın tokluğuna 5-6 yıl asistanlık yapacağını…

Bu süre sonunda tekrar 2 sene mecburu hizmete gitmesi gerektiğini..

Üst dal ihtisası yapmak isterse tekrar sınava gireceğini ve bir 2 sene daha mecburi hizmetin onu beklediğini…

Tüm bunları başarırsa 40 yaşına doğru serbest kalıp hayata atılabileceğini…

Bilgilerini geliştirmek ve yenilemek için sürekli okumak zorunda olduğunu…

Çocuklarıyla bırakın oynamayı, onları sevmeye, hatta görmeye bile zaman bulamayacağını, anasını babasını ayda yılda bir ziyaret edebileceğini…

Gazete okumaya, televizyon seyretmeye, maça gitmeye, parkta yürüyüş yapmaya hasret kalacağını…

Karısının kendisiyle ilgilenmediği için darılıp küseceğini…

Geçim sıkıntısı çekeceğini…

Çoğu zaman yorgun ve moralsiz olacağını…

Sağlık sistemindeki her aksaklığın hesabının kendisinden sorulacağını…

‘Bıçak parası alıyorlar’ diye Sağlık Bakanı’ndan, ‘Bunlar iğne yapmasını bile bilmiyorlar’  diye Başbakan’ dan fırça yiyeceğini….

Hastaların ve hasta yakınlarının saldırılarına uğrayacağını… dayak yiyeceğini, yaralanacağını, hatta ölebileceğini…

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank