content

21 Şub

Annemin Anlattıkları (I)

1925-1935 YILLARI ARASI

MALATYA-AKÇADAĞ-ANCAR KÖYLÜLERİNİN YAŞAMI:
- Ancarlılar Nisanda gelirlerdi.- Nereye?
- Malatya, ekseri Sıtmapınarı mahallesine.
- Sahi, mahallenin adı niye SıtmaPınarı.
-Büyük bir pınar vardı. Yerden kaynıyordu. Sıtmalıları pınara götürüp su dökerlerdi kafalarına. Şimdi kapattılar…
-Eee Nisanda gelirlerdi...
-Evet bunlar Nisan’da gelirlerdi. Mahallenin ahırlarını,samanlıklarını temizlerlerdi.
-Ahırlarda hayvan yok muydu?
- Çoğu iptal edilmiş. Savaştan çıkılmış hiçbir şey kalmamış. Şehir içi olduğu için hiçbir şey kalmamış.
- Ee, mahallenin ahırlarını samanlıklarını temizlerlerdi sonra?
- Ucuz fiyatla otururlardı. Ev kirasına güçleri yetmez ki, öyle fakirler ki. Mezbahaya giderlerdi. Hayvan bağırsaklarını topluyorlardı. Öyle kasapların
attıkları… Eve getirip, yıkayıp kavuruyorlardı. Bir tasta saklıyorlardı. Eğer iç yağı da alabilirdilerse, ne mutlu! Boklu sularda topluyorlardı. Parça parça olanları. Çarşıda, buğda pazarında kadınlı erkekli çalışıyorlardı.
Adamlar hamallık ediyor, kadınlar buğda eliyorlardı dükkanların önünü süpürüyorlardı. Bunun karşılığında, bakliyat ve az bir para alıyorlardı.

Sabah ezanından hemen sonra giderlerdi çarşıya. Ayrıca sebze pazarlarında dökülen sebzeleri topluyorlardı. İkindi ezanı kadınlar geliyordu. Bu kadınlar genelde 60, 70, 75 yaşlarındaydı. Genç kadınları çarşıya götürmüyorlardı. Başlarına bir şey gelmesin diye. Bunların kocaları çalışıyordu. Kocaları yoksa, mahallede çalışıyorlardı.
- Ne yapıyorlardı?
- Evlerin tezeklerini yapıyorlar, ayranını yayıyorlardı. Çamaşırlarını yıkıyorlardı.
- Evlerin hanımı yıkamıyor muydu çamaşırı?
- O devirde çamaşır yıkamak kolay değil. Köklü evlerin hanımları çamaşır yıkamazdı. Üç dört tane kadın tutulurdu. Bir büyük kazan küllü su konulurdu.
- Küllü su ne demek?
- Bir kazana üç dört faraş kül konur
- Ne külü?
- Meşe külü.. Su doldurulur. O iki gün bekletilir, kül dibe çöker. Çamaşır günü büyük kazan ocağına, büyük kazan konur.
- Ne demek büyük kazan ocağı?
- Ocaklar ayrı ayrı. Bir yemek pişirmek için bir de büyük kazanlar için.
- Büyük kazan ocağında başka bir şey yapılır mıydı?
- Oooo, pekmez için şıra, pestil için şıra onda kaynatılır. Buğday onda kaynatılır, tarhana, reçeller, kışa hazırlanan her şey.
- Nasıl yani reçel büyük kazanlarda mı yapılırdı?
- Evet. Kayısı, erik, kızılcık, şeftali… Pişirilip, büyük küplere konurdu.
- Aman eski insanlar ne çok yermiş.
- Şehirli, eski ailelerin, geleni gideni çok olurdu. Kış boyunca koca bir tas bu reçeller suda ezilir yemek yanında ikram edilirdi.
- Komposto yani.
- Evet
- Neyse… Eee… büyük kazan ocağına büyük kazan konur?
- Küllü sudan alır alır büyük kazana dökülür, altı ateşlenir, tekrar arıktan su alınıp, küllü suyun üstü tamamlanır. Küllü su böyle hazırlanır.
- Eee çamaşırı nasıl yıkarlar?
- O su ısınınca büyük bir leğen konur en başa. Su ısınınca o leğende çamaşırlar ıslatılır. Ayakla çiğnenir. Ondan sonra kahvaltı yaparlar. Üstüne de bir bez örterler ki, soğumasın. Yarım saat bir saat sonra, iki tane daha leğen konur. İki kişi de o iki leğene oturur. Bir kişi de ayakta su indirir su bindirir. Baştaki yıkar, çitileye çitileye. İkinci leğene verir. O da yıkar
üçüncü leğene verir. Bu arada su değişimi vardır. Birinci leğenin suyunu devamlı dökerler, ikinci leğendekini ona verirler. Üçüncü leğenin suyunu da ikinci leğene verirler. Üçüncü leğene temiz su koyarlar.
- Niye böyle yaparlar?
- Çamaşır temiz olsun diye, ama küllü ve sabunlu suyu da iktisatlı kullanmak için.
- Sabun da mı var?
- Tabii… sabunlayıp sabunlayıp çitilemek için.. Sabunu da çamaşırın üzerine komazlar ki sabun sıcaktan erimesin.İktisat.. Üçüncü leğenden çıkan çamaşırı kazana koyup, suve küçük sabun parçalarını içine atıp, kaynatmaya başlarlardı.
- Haydaaa… ne kadar?
- Yaa! Yarım saatten fazla kaynatırlardı. Kaynatmaya koyup oturur öğle yemeği yerlerdi. Sonra leğene çekip soğuk su döküp durulayıp sıkıp asarlardı. Sabah gün doğarken kazan konur ikindi zamanı biterdi.
- Zor işmiş. Neyse, çarşıya gidenlere dönelim.
- İkindi ezanı çarşıdan gelirlerdi. Hemen arıktan abdest alırlardı. Peşkirinin ucunu yere korlar oturup onda namaz kılarlardı.
- Nasıl? Oturarak mı namaz kılarlardı.
- Yaşlı kadınlardı. Evet. Peşkirin uzunu yere serer...
- Bi Dakka, peşkir bellerinde bağlı...
- Evet. Üstlerindeki peşkirin ucunu yere kor, oturur namaz kılarlardı.
- Aaa bi yaşıma daha girdim… sonra.
- Kalkarlardı yemeğe başlarlardı. Kocaman bir tavaları vardı. Ateşi yakıp tavayı üstüne koyarlardı. Kavurdukları bağırsaktan bir parça getirip içine atarlardı. Mevsimine göre hangi sebze varsa, topladıkları… onları doğrar, içine atarlardı. Birisi sebzeyle uğraşırken birisi yarmayla sıkma köfte yapardı.Hepsini birlikte pişirirlerdi. Yemekleri her gün buydu. Ya da bulgur pilavı. Mayıs ayında sütlügen kökü sökmeye giderlerdi.
- O da ne?
- Bir ot. Sarı çiçekli, yarım metre boyunda, iri kırmızı kökleri vardı. Yığar kuruturlardı. Üst üste. Yakacakları buydu.
- Nasıl yani? Bitki kökü mü yakıyorlar?
- Evet. Güzün köye giderlerdi. Giderken arastada kendilerine hak yerine verilen bulgur buğday falan götürürlerdi. Kışın köyde kalır, eğer tezgahları varsa halı kilim dokurlardı. Bunlar köylerin en fakirleri. Ekecek toprakları bile yok. Hayvanları bile yok. Erkekleri hamallık yapar.

Not: İktisatsız yaşayıp, geçim sıkıntısı çekenlere kapak olsun.
M.Ş
2009

Etiketler :

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank