content

24 Şub

Annem Anlattıkları (III)

(Dedem)

-Bunlar(Ruslar), çıktıkları köyleri ateşe vermiş çıkmış. Köyler kökten yanmış. Zahra ambarları arpa buğday ambarları hepsi yanmış. Savaşa savaşa Hasankale’ye gelmişler. Kar burada diyor.(Göğüs hizasını göstererek.) Asker hazırlandı. Haydi cepheye. Şöyle iki karış genişliğinde bir yol. İki taraf kar duvarı. Boyumuzda. Oranın adı neydi? Sarıkamış. Kar üç metre olurmuş zaten oralarda. Böyle ayağımız bir şeye değer, küttt. Bakarsın adam
cesedi. Bir bakarsın adam bacağı, adam kolu. Bütün asker karın altında kalmış, donmuş. Acından ölmüş, vurularak ölme değil. Aç perişanmış asker. Üstlerinde başlarında yok. Bi don bi gömlekle cepheye sürmüşler.Donarak ölmüş.
-Enver paşa… Enver paşa, o tarafta halin nice ola?
-Ne dedin?
-Hiç… sen devam et.
-İşte ondan sonra… derken epey püskürtmüşler. Zaten ilk evvel o taraf kurtulmuş. Benin annem derdi ki, İşte evimizin önünde ki yol. Halep caddesi. İşte bu Halep caddesinden Çanakkale taburu… Erzurum’a sevk etmişler. İşte bu Çanakkale taburu… bir ay… sabah ezanı başlarmış yürümeye.. gece yatsı ezanına kadar yürürmüş ordan. Gece kesilirmiş. Sabah ezanı başlamış gece ezanı kesilmiş. Tam bir ay… Bir tanesi geri gelmemiş. Hepsi kırılmış. Orada… Sarıkamış’ta… Hepsi donmuş.
-Hani damdan kaysı kurusu atmışlar, bunlara mı atmışlar?
- Evet. Kadınlar damlarda kuru dut mu var, çıkın yapar atarlarmış, Kaysı kurusu atarlarmış. Erik kurusu… artık ne varsa. İşte onların hiç biri dönmemiş. Savaşa sadece babam gilin mahallesinden altmış dört kişi gitmiş. Üç kişi gelmiş. Biri babam, biri topal Musto, biri de Zimir Hasan.
-Hekimhanlı bi Hüseyin dayımız vardı. Bize gelirdi “hele kızım bi tas hoşof getir de içem” derdi. “Hele anlat hele Hüseyin dayı, biti nasıl yedin?” der, yanına yöresine otururduk.
“Hastayıııım” diyor, “Savaştan çıkardılar beni bi camideyiz. 100, 200 kişi var, yatıyoz yerlerde. O, onun üstüne sıçmış, o onun üzerine işemiş.” Hep tifo hastalığı varmış. Hepimiz tifoyuz. Ölüyoz. Yiyecek yok. Açız susuzuz hastayız. Yanımda bir yumak limon tuzu var mendile çıkınlı kemerimin arasında.. yav çıkarıp acık yiyeceem, görecekler isteyecekler, vermek istemiyom. Acık avucuma koyuyorum diyor, acık ağzıma atıyorum diyor on tane de bit gidiyor ağzıma diyor. Onu yiyorum acık duruyorum gene içim yanıyor acık avcuma alıyorum ağzıma atıyorum yirmi tane de bit atıyorum.
-Nerden geliyor bitler.
-Her taraf bit. Babam derdi ki kızım sakallarımız uzuyordu. Kaşınmaya başlıyordu şöyle sıvadık mı bir avuç bit. Atardık ateşe, çat çat çat yanardı. Diyordu ki babam, kemerlerimizin her deliğinde yüz tane bit vardı. Ayakkabımızın her bağ deliğinde yirmi otuz bit vardı. Eski askerlerin ayaklarında sargı varmış derdi ki babam kızım o sargıyı çözerken bit dökülür dükülür dükülür. Yer bit olur. Kefiyemizi boynumuzdan çıkarırdık ateşe tutardık. Çat çat çat çat çat sanki kavurga kavuruyorsun…
-O kadar bit nerden gelmiş?
-Sarmış işte! Asker çok ondan ölmüş. Çok sefalet varmış. Çok çekmişler çoook. Babam derdi ki, kızım karavana gelirdi. Etler içinde kokmuş küflenmiş. Subaylar, askerleri hasta eder diye gömdürürlerdi bunu. Asker aç, sefil, gece çukuru açar, topraklı topraklı yerlerdi o kokmuş etleri. Tayın gelirdi. Sertleşmiş, küflenmiş. Gömdürürdü komutan, gece asker açar, öyle
toprağıylan yerdi onu.
2004 Mersin
 

Etiketler :

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank