content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

28 Eyl

49. Yılında Yassıada ve Demokrasi Şehitleri

Atatürk’ün rahmeti rahmana kavuştuğu 10 Kasım 1938’e kadar Türkiye’de bu gün olandan çok daha iyi ve ileri bir demokrasi hüküm sürmekte idi. Devlet, demokratik ve lâik bir “hukuk devleti” olması hasebiyle dürüsttü. Adalet ve Hukuk vardı. Demokrasi kurumlarının gelişmesi ve yerleşmesine paralel olarak, insan hakları da gelişme yoluna girmişti. Umur-u devlet iş başındaydı. Her ne kadar kurtuluş savaşından intikal yoksulluk ve işsizlik var ise de, 1928’den itibaren kurulan 20 banka ve 86 Anonim Şirket sayesinde, nispi de olsa istikrarlı bir kalkınma süreci devam ediyor ve İsmet İnönü’ye rağmen Başvekil Celâl Bayar’ın “kalkınma ve gelişme programı” uygulanmaya çalışılıyordu.

Derken o acılı gün geldi çattı. 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün vefatı ile mâkus talih başladı. Henüz, Atatürk’ün aziz nâaşı soğumadan, ertesi gün İsmet İnönü 2. Cumhurbaşkanı seçildi. Akabinde, (26.Aralık.1938) Olağanüstü olarak toplanan CHP kurultayı bu defa İnönü’ye “Milli Şef” ve “değişmez başkan” unvanlarını verdi. Böylece İnönü; ebedi genel başkan, milli şef ve Cumhurbaşkanı olarak devlette var olan bütün hak ve yetkileri kendi elinde topladı. Kalkınma durdu.

Atatürk’ün programı yürürlükten kaldırıldı.Ta, 1950’ye kadar sürecek karanlık ve kayıp yıllar başladı.

İkinci dünya savaşının sona ermesi ve geçerli konjonktür gereği 1945’de zorunlu olarak çok partili siyasi hayata geçilmesi ile birlikte CHP’de yaprak dökümü başladı. Bazı yeni partilerin yanı sıra 07 Ocak 1946’ da Demokrat Parti kuruldu. Kısa sürede halkın umudu haline geldi ve “açık oy gizli sayım” usulü ile yapılan 1946 yılı seçimlerinde bu partiye 66 Milletvekilliği lütfedildi. Sonra, efsanevi bir demokrasi ve hukuk mücadelesi başladı. Demokratlar gece gündüz demeden bütün ülkeyi dolaştı. Halkı aydınlatıp uyandırdılar. Atatürk’ün dediği gibi; Milletvekilini halk kendisi seçmeli, yönetimi ele almalı ve devletine sahip çıkmalıydı. “Yeter, Söz Milletindir..” Söylemi ile başlatılan mücadele, her türlü mukavemet, karşı direniş ve “yerleşik oligarşik yapı ve imtiyazlı sınıfın” önleme girişimlerine rağmen sonuçta başarılı oldu. Milli mücadeleden sonra en büyük halk hareketi, “beyaz ihtilâl” olarak gerçekleşti. 14 Mayıs 1950’de, Atatürk’ün en büyük özlem, hayal ve ideali hayata geçti. Cumhuriyet Demokrasi ile buluştu. Cumhuriyet tarihinde ilk kez millet iktidar oldu.

Halk iktidara gelince ve Demokrasi hayata geçince kalkınma ve gelişme hareketine başlandı. Milletin huzur, barış ve mutluluğu için genel af ilân edildi. Bozulan dengeler yeniden kuruldu. Maddi, manevi, tarihi, bilimsel ve kültürel değerler ihya edildi. Yok sayılmak ve hafızalardan silinmek istenen milli, manevi ve moral değer ve zenginlikler ile Atatürk ilke ve inkılâpları yaşam boyutuna geçirildi. Atatürk’ün, “İlk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” ve “muasır medeniyet seviyesine ulaşmak” biçimindeki emir ve direktifleri demokratlar tarafından çok iyi bilindiği ve gerçek manâsı yönünde anlaşıldığı içindir ki; içerde ve dışarıda devletin onur ve itibarı yükseltildi. Ulusal ve uluslar arası alanda çok büyük atılım ve açılımlar yapıldı. 10 yıl içinde Türkiye, dünyanın en etkin, saygın, muteber ve zengin ülkeleri arasına girdi. Millet DP’ den ve demokrasiden çok memnundu. O’na 1954 ve 1957’de tekrar ve daha büyük bir güvenle iktidar imkânı verdi.

Ama Lozan da, Türk milletinin basiret ve bekasını bağlamaya, milli, ilmi, insani ve manevi değerlerinden koparmaya ve Avrupa’ya “köle-kul” yapmaya angaje-ipotekli beyinler bütün bu gelişim ve kararlı değişim süreci karşısında dehşete düştüler. Paniğe kapıldılar. Efendileri de çok huzursuzdu. 23 Şubat 1945 – 01Eylül 1945, 07 Mayıs 1946 – 06 Aralık 1946 ve 12 Temmuz 1947 antakları ve Lozan’ın tek imzalı özel anlaşmaları önlerine kondu. Bunun üzerine, İhanete odaklı, hain mihraklar 4. kez harekete geçtiler. Türk milletinin en asil, en yüksek ve en güvenilir unsuru, has evlâtları olan ordu içinden bazı gafiller buldular. Beyinlerini yıkadılar. Merhum ve müstesna Menderes ve arkadaşlarının vatan, millet, insan ve devlet sevgisi ile engin hoşgörüsünden yararlanarak; Bin türlü yalan, iftira, dedikodu ve desise sonucu mâkus talihin ikinci avdeti olan 27 Mayıs’ı yaptılar.

On yıl süreyle mucizevi bir kalkınma, gelişme ve demokratikleşme hareketine onurla imza atan ve her biri fazilet timsali olan insanlar, utanmadan, Allah’tan ve milletten korkmadan Yassı ada’ ya tıkıldılar. Adalet ve hukuk tarihimizin ebedi utancı olan “yüksek adalet divanı” nam, emir ve talimatla iş gören, sözde/uyduruk bir mahkeme tarafından ahlâksızca yargılandılar. Aylarca eziyet, zulüm ve işkence gördüler. Bu arada “tedbirler kanunu” çıkartılarak lehlerine her türlü konuşma yasaklandı, DP’nin bütün evrak ve emvali müsadere ve siyasetten men edildi. CHP ve diğer partilere ilişilmedi. Bilâkis iştirak ve işbirliğine girildi. Devlet radyolarında “hırsızlar kervanı” adlı bir yalan, iftira ve çamur atma kampanyası başlatıldı. Sonuçta, onları oraya tıkan kuvvetin dediği yapıldı. İşte, 16 ve 17 Eylül budur. Bu günler, ikinci cumhuriyetin utancı ve yüz karasıdır.12 Eylül’den önce 27 Mayıs’ın yargılanması zorunludur. Aksi takdirde, ülkeye sadece lâiklik dayatılacak ve fakat asla “demokratik hukuk devleti” olunamayacaktır.

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank