content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

14 Mar

Vah Basınım!…

Son günlerde basın mensuplarına yönelik tutuklamalar olunca basın ayağa kalktı…”bu kadar da olamaz ki canım!”
Avrupa bile Türkiye’de basın mensuplarına karşı yönelik bu tutuklamalara feryat-ı figan etti…”Türkiye’de basın özgürlüğü yok(!)”
Neden bu denli feryat?
Avrupa’yı anlıyorum, AKP’yi seçim öncesi olabildiğince sıkıştırıp, seçimden mümkün olduğunca gücünü yitirerek çıkmasını sağlamak. Dahası “bak ben seni nasıl hırpalıyorum” demek… Ve bunun gibi menfaat hesapları.

Peki, Türk basını neden hop oturup, hop kalkıyor? Ve hop oturup, hop kalkanların karşı cenahında yer alanlar basın mensuplarının da tutuklanabileceğini ispat için neden bu denli yırtınıyorlar?
Bizler yani Türkiye’de yaşayan yetmiş milyon vatandaş bugünlere sanki gökten zembille inmişiz gibi kendimizi “pür-ü pak” zannediyoruz.

Öyle ya, (konumuz olduğu için) basınımız son derece ahlaklı, iyi yetişmiş, demokrat yani dünyada ne kadar iyi hasletler varsa hepsini bünyesinde toplamış, hani insan kırk bir kere maşallah, nazar değmesin diyesi geliyor(!)
Bir an basınımızın mensuplarıyla beraber geçmişini şöyle bir aralayalım;
Bin sekiz yüz ellilerde başlayan basın hayatımız Osmanlı gibi Cumhuriyete kadar kendini ağır aksak zar, zor getirdi. Cumhuriyet döneminde ise malum olduğu üzere bin dokuz yüz ellilere kadar Atatürk ve İnönü dönemlerinde muhalefet olmadığı için basın da tek yönlü yani güdümlü idi.

Elliden sonra birazcık basınımız kafasını kaldırmaya çalışsa da altmış ihtilalında kötü bir sınav verdi ve akabinde “yanlı ve kullanılabilen” damgasını yemiş oldu.
Bu tarihten sonra görüyoruz ki Türkiye’de fikri anlamda üç çeşit basın var. Birincisi nalına da, mıhına da vuran duruma göre renk değiştiren devlet destekli basın, ikincisi sol fikirli basın, üçüncüsü sağ fikirliler.

En büyük kesimi her ne kadar sol veya sağ gibi gözükseler de, devlet destekli, sistemin basını teşkil etmekte.

Bunlar yetmiş bir muhtırası, seksen ihtilalı, yirmi sekiz şubat post modern ihtilalı ve sayısız entrikalarda başrolü oynadı.

Bu tür durumlarda ya sessiz kaldı, ya da alkışladı, destek çıktı. Hatta yukarıda da yazdığım gibi ihtilalın hazırlanmasında rol aldı, en azından çanak tuttu.
Hiçbir zaman “dik duruş” sergileyemedi/sergilemedi.

Burada şunu da hatırlatmakta fayda var. Sessiz duranlar sistemin horladığı, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü kesim yani sağ basındı. Organizatörler, kumpanyacılar, işbirlikçiler ve şakşakçılar ise devletten nemalananlardı.

Yani “alavere-dalavere” işlerde sağ gücüm yok diye “kisti”, işbirlikçi sözüm ona laik ve “modern” basın ise alkışlamaktan öte işler yaptı… Sol ise ya sessiz kaldı ya da alkışladı. Bana göre her üç taraf da pek ahlaki davranmadı.
Sözün özü;
“Ekâbir” basınımız bu yüz küsur yıllık tarihinde pekiyi yetişmedi. Doğal olarak da ülkenin kritik dönemlerinde pekiyi sınav veremedi, hatta oyunun içinde yer aldı.
Öyleyse, sicili bu denli bozuk bir camiadan daha ne bekleyebiliriz ki? Yani ne öğrendilerse şimdi onu okuyorlar…

Etiketler : , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank