content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

30 Eki

Ufku Delen Bakışlar

Haftanın belli günlerinde okulun önüne geliyordu. Aslına bakılırsa kızına refakat ediyordu. Her ne kadar kızı on dördüne merdiven dayasa da onun gözünde çocuktu.

Okulun önüne gelince bir yere oturur zilin çalmasını beklerdi. Ne zaman ki herkesle birlikte kızı da okul bahçesinden okula girer o zaman bulunduğu yeri terk ederdi.

Günlerden bir gün yine okul önündeydi. Hafta sonu olduğu için kurs yapılıyordu. Kimsenin kanuni olarak katılmak mecburiyetinde olmadığı kursa, dişinden tırnağından artırdığı üç-beş kuruşu harcamaktan çekinmemişti. Mademki eğitim veriliyordu kızı da bu eğitimden faydalanmalıydı.

Oturduğu bankın yanında öğrencilerin de olduğu bir zamanda onunla konuşmaya çalıştım. İlk aklıma gelen “Ne kadar tahsil gördünüz” sorusu oldu. Bunun üzerine kızı; İlkokula bir hafta gidip sonra ayrıldığını söyledi. Ardından da “Sizce bir hafta sonra okuldan ayrılmak nasıl bir duygudur” diye sordu.

Zor soruydu. Bu durumda ne denirdi? Olmamış desem zaten okumamış birinin yarası deşilecekti. İyi olmuş zaten denmezdi. Biraz düşündüm. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Aklıma tek kelimelik bir cevap geldi. Vaziyeti kurtaracak olan cevabın “Üzücü” olduğunu düşündüm. Kızına, yani öğrencime ben sordum bu sefer: “Niye ayrılmış?”

Çocuk hızla “Dedem, yani babası” dedi. Bu normalde alışılmış bir gerekçeydi. Ben bir de gelen kadına sordum. “Baban seni niye okuldan aldı?”

Kadının bakışları ufku deldi. Nereye baktığını bir kendi biliyordu. Sanki görünmeyen şeyleri görür gibiydi. Ancak bir cevaba hazırlandığı apaçık belliydi. Ufku delen bakışları gaipten bazı kişileri tokatlar gibi oldu ve ağzından “ Öğretmenin yüzünden!” cevabı çıktı.

“Öğretmenin yüzünden!”

Bu nasıl bir şeydi? Böyle bir şeyin olması mümkün müydü? Daha okula geleli beş gün bile olmamış bir çocuk öğretmeni yüzünden nasıl okuldan ayrılırdı?

Kafamın içinde şimşekler çakıp, bombalar patlıyor gibiydi.

“Öğretmenin yüzünden!”

Kısa bir sükûtun ardından sordum. “Nasıl yani?”

Bakışları önce benim bedenimden geçti sonra ufukları tokatladı. Yutkundu. “Ben küçükken çocuk felci geçirmiştim. Öğretmen babama bunu okula yollama dedi. Benim okuldan alınmamı istedi. Şimdi ben de çocuğumu okula getiriyorum.”

Acı bir sükûtun ardından devam etti: “O günden sonra hep okul önlerine kadar yürür eve dönerim.”

Okul önüne kadar yürümek…

Hem de öğrenci olmadan…

“Bunu okula vermeyin!”

Yahu bu ne biçim bir şey? Hiçbir öğretmen bunu okula vermeyin der mi?

Dermiş demek.

İşin kolayına kaçmak için, sınıfında hasta (bedenen) birinin bulunmasını istemediği için; sözüm ona unvanı öğretmen olan biri çıkıp “Bunu okula göndermeyin!” diyor ve bir kişi daha karanlıklara itiliyor.

Kadın yanındaki çocuklara yani benim öğrencilerime dönerek “Okulunuzun ve öğretmenlerinizin kıymetini bilin” diye tembih etti.

Sonra “Ben okul önlerine gelmeyi çok seviyorum” dedi.

Onu okula almayan öğretmen siz okul önüne geliyor musunuz hala? Sizin okuttuğunuz öğrenciler bilgi değil ancak “yazı” öğrenir. Çünkü siz belli ki şekle önem veriyorsunuz. Daha doğrusu “Önem” kelimesinin ne anlattığını bilmiyorsunuz.

Ey gözleriyle ufku delen kadın, Ana… Senin gördüğünü görebilmek için kaç cilt kitap devirmek kaç öğretmenin elinden geçmek gerekiyor. Tabii o öğretmenler sizi gönderen öğretmenler sınıfından olmamak kaydıyla.

Ah o bakışların ufuk ile birlikte vicdanları da delseydi.

Gıyaben ellerinden öperim. Yaşın mühim değil.

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank