content

ikradan-mahyaya-aydinlanma

28 Tem

Sünnet, Yaşayan Kur’an:dır!

Peygamberimiz son hutbesinde, "Size iki şey bırakıyorum" dedi.

Bu Kur'an ve sünnetti. Kur'an ve onun hayata aktarılmış hali demek olan sünnet...

Hadis yok aralarında, dikkat edin.

Sünnet Kur'anın ete kemiğe bürünmüş, pratiğe aktarılmış halidir. Sünnet, dinde ayrı bir kaynak değildir; sadece Kur'an’ın canlı formudur.

Yaşayan Kur'an’dır, sünnet!

Hadis ise peygamberimize izafe edilen ve kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen, ister istemez değişime ve dönüşüme uğramış bulunan sözlerdir. Hadislerin güvenilir olup olmadıkları hususunda belli incelemeler yapılmış, belli tasniflere gidilmiştir. Ancak yine de sahih denilen bir hadisin yüzde yüz sahih olduğunu bilebilmenin yüzde yüz mümkün olmadığını düşünüyorum.

Peygamberimize Allah'tan bir kitap geldi. Adı: Kur'an-ı Kerim. Peygamberimize de "elçi" denildi. Yani gelen mesajı muhataba direkt aktaran kişi manasında!

Elçi ekleme yapamaz, elçi eksiltemez. Elçi kendisinden bir şey katamaz! Elçinin elindeki metnin dışında söyledikleri padişahı bağlamaz! Elçi sadece kendisine verileni aktarır. Elçi aldığı mesajı aktarır sadece. Onun dışında söyledikleri kendisini bağlar; padişahı değil!

Allah peygamberimize elçimiz ve kulumuz sıfatı vermiştir sadece. Elçi... Bu noktada iyi düşünmek lazımdır. Peygamberimiz elçidir yani Allah'tan aldığını kullara direkt olarak aktaran kişidir.

Aldığı şey Kur'an’dır. Aktardığı da...

Hadisler elçiye verilmiş mesajlar mıdır?

Öyle olsaydı onların da ayetler gibi (kelimesi kelimesine, harfi harfine) korunmuş olması ve en ufak bir çelişki ve değişiklik barındırmadan bugüne dek gelmiş olması gerekmez miydi? Oysa aynı hadis Buhari'de farklı ifadelerle diğer sahih bir kaynakta daha başka ifade ve cümlelerle geçebiliyor!

Öyle hadisler vardır ki:

Mesela sabah namazı kılanın rızkı artar denilir... Sabah namazı kıldığı halde rızkı bir kuruş artmayan insan yok mudur hiç? Benim tanıdığım bir sürü kişi var! Sadaka verenin ömrü uzar denilir yine... Sürekli sadaka verdiği halde ömrü kısa sürmüş insan yok mudur hiç? Zibil gibi hem de...

Böyle onlarca sıkıntılı hadis vardır. Sahih denilen eserlerde geçtiği halde üstelik. Hadisi dinin temel referansı ve kaynağı yaptığınızda beyinlerde oluşacak olan çelişkileri, bunun ruhlarda yol açacağı çatışmaları, tüm bunların maneviyata ve yaşantıya olan negatif yansımalarını önleyemezsiniz. Nitekim kitlelerin din konusunda geldiği nokta ortadadır.

Herhangi bir toplumda Allah'a inanmayan insan sayısı yok denecek kadar az olduğu halde insanların çoğunun yine de dine uzak ve lakayt durmasında bu tür çelişkilerin ve yol açtığı imani sıkıntıların hatırı sayılır bir rolü vardır. Dinde sorun yoktur, geleneksel din algımızda ve pratiğimizde ciddi sorunlar vardır. Birilerinin din ve hadis algısı mutlak ilahi doğrularmış gibi kabul görmüş ve ortaya böylesi sonuçlar çıkmıştır.

Hadisin elbette ki bir değeri olmalıdır. Bugün Mevlana'nın sözlerinin hatta nice sıradan insanın son derece beşeri sözlerinin bile bizim için değeri vardır. Okuruz, anlam çıkarırız, hatta içeriğindeki mesajları hayatımıza tatbik ederiz.

Peygamberimize, velev ki öyle olmasa bile, en azından sahabe vb. büyük insanlara ait olan sözlerin bizim için nasıl bir değeri olmaz! Kuşkusuz ki bir değeri vardır, olmalıdır da.

Lakin bunlar kanaatimce dinin birer köşe ve yapı taşı, dinin kaynağı olan buyruklar olarak değer görmemelidir. Din kaynağı saf ve ilahi olan emirler - yasaklar - kurallar bütünü demektir. Kaynağı saf ve içeriği yüzde yüz ilahi olan mesaj sadece ayetlerdir. Hadisler peygamberimizin kul sıfatıyla verdiği mesajlar olarak bir değer taşımalı, bu bakımdan felsefi birer nasihat ve öğüt olarak kıymet görmelidir. Bunlar dinin temel referansları olduğunda yukarıda bahsettiğim türden sakıncalara yol açabilmektedir.

Peygamberimiz hem elçiydi hem de kul. Allah'ın kendisine verdiği iki sıfat buydu!

Kanaatimce;

Kur'an; peygamberimizin elçi sıfatının tezahürüdür.

Hadisler de kul sıfatının yansıması olan hikmetli sözlerdir.

Allah Kur'anda hiç bir şeyi eksik bırakmadığını, her şeyi tamamladığını buyuruyor.

Yani dinle ilgili, din mevzusunda gerekli olan her şey kitapta ve onun pratiğe aktarılmış hali olan sünnette var deniliyor... Hadisleri dini kaynak olarak ele aldığımızda Kur'anda her şeyin tamamlanmadığı, bazı şeylerin eksik bırakıldığı sonucu çıkıyor ayrıca!

Allah peygamberimize elçisin demekle sen dini hüküm tesis edemezsin, sadece bizim yolladığımızı aktaran bir memursun demiş de oluyor. Elçi sadece aktarandır. Elçiye yollanan ise Kur'andır; hadis değildir!

Allah peygamberimize, "Biz ona kitabı indirdik" diyor. Başka indirilen bir şey yok yani! İndirilen başka bir şey yok ise geri kalan sözler vs. nasıl ilahi birer buyruk olabiliyor? Allah'tan indirilmemiş şeyler nasıl ilahi olabilir?
Elçi sıfatı ile birbakıma, "Sen sadece aktarırsın, ekleyip çıkaramazsın" denilmiş olan peygamberimizin sözleri bu durumda nasıl birer dini hüküm olabiliyor? Bu böyle algılanmadığında, her çelişkili hadise uyduruk hadis diye diye insanlarda dine ait gibi algıladıkları şeyleri şüpheyle görme, yok sayma, inkar etme cesareti ve alışkanlığı gelişiyor ve bu süreç sonunda en gerçek şeyleri dahi inkara kadar varabiliyor. Bu dinin ve en temel doğrularının bile tartışmaya açılmasına yol açıyor. Bunlar sahih değilmiş, acaba daha böyle kaç husus var algısı inşa ediyor, şek ve şüphe sokuyor kalplere. Yani bu dediğim noktayı bu şekilde kabul etmemek böylesine sakat bir süreç ve son derece riskli bir gidişat başlatıyor.

Hadislerin peygamberimize ait olduğu iddia edilen birer söz olması dolayısı ile öğüt, nasihat, tavsiye anlamında kuşkusuz ki ciddi bir önemi vardır. Lakin nereden bakılırsa bakılsın, ister elçi sıfatı ve elçiye de sadece Kur'anın yollanmış olması bağlamında isterse veda hutbesinde size iki şey bırakıyorum denilirken burada hadisin yer almaması açısından bakılsın; bu sonuç çıkıyor ortaya. Geleneksel din algımız ve kemikleşmiş din pratiğimiz bu gerçekleri böyle görmemize henüz izin vermiyor tabi.

Önce kadınlar cumaya gidemez deyip şimdilerde gidebilirler, hatta gitmeliler noktasına gelen, Önce meal olmaz deyip şimdi mealsiz olmaz noktasına gelen geleneksel din algısı zaman gelecek bu gerçeği de bu şekilde kabul ve itiraf edecek diye düşünüyorum.

Ama şimdi değil, zamanı gelince! Kaynak: www.dinsadecevahiydir.com

ATATÜRK KÖŞESİ

Söz konusu Vatan ise gerisi teferruattır…

DÜŞÜN-TAŞIN

Kibir bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne uçulur nede yüzülür…

AFORİZMALARIM

Kalbimiz o kadar büyük ki ona Cenab-ı hak misafir olduğu gibi bütün dünyanın dertleri de sığabiliyor…

yukselmertoglu@hotmail.com

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank