content

03 Haz

Savaş İlan Ettiler ve Esir Edildik

İsrail’in sağduyu yoksunu olduğundan şüphe yoktu ancak özgürlük ve barış gemileri yola çıkarken hiç kimse bu denli bir katliamı ummuyordu.

Gemilerde İsrail vatandaşı olan vicdan sahibi Museviler, Yahudi Hahamlar, Hıristiyanlar,  Müslümanlar hatta ateistler vardı.

Bu insanların hepsinin ortak amacı; mazlum ve mağdur Gazze halkına insanî yardım götürmekti. Hiçbirinde hiçbir silah yoktu.

Ancak hafıza beşer olmanın verdiği rehavetle, muhataplarının dünyanın gözü önünde bebekleri katletmiş bir katil olduğu bir an unutulmuştu.

Nasıl olsa gemide 50’den fazla ülkenin vatandaşı vardı. Nasıl olsa gemide olup bitenler an ve an canlı canlı yayınlanıyordu.

Avını bekleyen katil, milletlerarası sularda bu denli bir vahşete imza atacağını muhtemelen İsrailliler bile bilmiyordu. Muhtemeldir ki katilin hamileri bile tahmin etmemiştiler. Ama gıdası leş olan bir akbaba için gelenin Filistinli olması ya da başka milletlerden olmasını hiçbir önemi yoktu.

Peki, dünyanın başının belası katili kim bu hale getirdi?

Alman Yahudisi Mayer Rothschild’in kurulması için büyük servet ayırmıştı. Bunun içinde İngilizlere Filistin topraklarını işgal ettirilmiş ve bir terör devletinin alt yapısı için 30 yıllık bir hazırlık süreci geçirttirilmişti.

Bu sürede Siyonistlerin tayin ettiği İngiliz siyasetçileri ve bürokratları yalnızca Filistin’in değil dünyanın başına belâ olan bu terör devletinin inşasını sağladı.

Süreçte Hitleri kışkırtarak, Almanya vatandaşı fakir Yahudilerin bir kısmı yine bu ünlü Siyonistlerin kimyasal şirketlerinde (şimdinin ilaç ve GDO’cuları) sağlanan kimyasallarla Yahudiler korkutularak İsrail’e toplanmaları sağlanmıştı.

Ne kadar fakir Yahudi ve de fanatik Yahudi varsa büyük para ve huzur vaadiyle Filistin topraklarına yerleştirilmiş; buna karşın Filistinliler, ya katledilmiş, ya hapse atılmış ya da sürgün edilerek yerlerinden yurtlarından edilmişti.

Bu kapsamda İngilizlere 1. ve 2. Balfour Deklarasyonu yayınlatıldı. İtalya, Fransa, Amerika gibi ülkelerce desteklenen Balfour Deklarasyonu, İsrail Devletinin kurulmasına giden sürecin önemli bir kilometre taşlarındandı.

Bu kapsamda kriz çıkarılarak Cemiyet-i Aksam’ın kendisi feshetmesi sağlandı. Cemiyet-i Akvam’ın feshinden sonra yerine Filistin topraklarında İsrail devleti ilanı şartıyla Birleşmiş Milletler adlı yeni bir örgüt kuruldu. Bugüne kadar hiçbir Müslüman’ın Genel Sekreterliğe getirilmediği Birleşmiş Milletler, galip devletlerden oluşan Güvenlik Konseyi oluşturuldu. Veto yetkisi olan Güvenlik Konsey’de 1 buçuk milyarlık nüfusuna rağmen hiçbir Müslüman ülkeye yer verilmedi.

Tümüyle bir Siyonist proje olan Birleşmiş Milletler, eşi ve benzeri görülmemiş bir karar alarak Filistin topraklarını böldü ve fanatik teröristlerden oluşan İsrail devletini, 14 Mayıs 1948’de ilan etti. Dünyaya armağan edilen bu yeni belâ, artık dünya başının üzerine çöreklenmiş bir terör devleti olarak büyümeye başladı. İngiltere merkezli Siyonistlerin kontrolünde olan küresel güçle ile İsrail’in her yaptığı cinayette yanında yer alarak ABD sürekli destekledi.

Birleşmiş Milletler’ce, Siyonist olmayan Yahudilerde dâhil olmak üzere tüm insanları öldürülmesi gereken yaratıklar olarak gören bu katil zihniyete yönelik, zaman zaman silik kınamalar yapıldı. Aleyhinde alınan hemen her karar Amerika Birleşik Devletleri tarafından veto edilerek sorun sürekli büyütüldü.

Dünya iletişim kaynaklarına da çöreklenen Siyonist kaynaklar, sürekli olarak bilgi kirliliği yaşatmış ve kendi cinayetlerini gizlemeyi başardı. İletişim kaynaklarındaki yaptığı tahrifatla Filistinlilerin taşlarını ve soba borusu niteliğindeki etkisiz füzelerini sorun olarak gösterdi. Ülkemizdeki Siyonist âşıkları da bunu hep böyle gösterdi. Hatta Hürriyet’e 30 yıllık kaptanlık yapan Ertuğrul Özkök’ün dünkü yazısındaki “Ben, Türkiye’deki Yahudi cemaatine, sevgiyle, saygıyla, kardeşlikle, canı gönülden bağlı bir insanım” bu itirafta olduğu, Siyonizm ideolojisini desteklemekten hiç çekinmedi.

Siyonist rejim, Gazze’ye sadece insani yardım taşıyan içerisinde gazeteciler ve milletvekillerinin de bulunduğu 800’e yakın silahsız siville ilgili birbiri ile çelişen sayısız haberle vererek maniple etti. İsrail kaynaklarının çelişkili bilgilerini yayınlayan ve Siyonistleri konuşturarak bu kirliliğe bazı Türk haber kanalları da alet oldular.

Mısır rejimi, İsrail’in Gazze ablukasına destek vermiş ve geçtiğimiz yıl yola çıkan yardım filolarını Ürdün sınırından içeri sokmamıştı. Refah sınır kapısına getirilmesini isteyerek Firavunî geleneğini sürdüren Mısır rejimi, hiç kuşkusuz bu kanlı olayın da suç ortağı.

“Rotamız Filistin, yükümüz insanî yardım” sloganıyla hareket eden Türkiye, Yunanistan, İngiltere, İrlanda ve Cezayir’den yola çıkan “Filistin’e yol açık” gemileri; Akdeniz’deki uluslararası sularda Pazartesi saat 00:00 sularında alçakta bir müdahaleye uğradı.

04:30 sularına gelindiğinde operasyon tamamlanmış ve özgürlük savunucusu sivillerin bir kısmı katledildi bir kısmı yararlandı. Geriye kalanlar ise esir edildi.

Yunanistan, İspanya İsveç hatta Mısır bile hemen tepki verirken Türkiye, 25 saat sessiz kalarak büyük bir şaşkınlığa neden oldu. Kriz, geliyorum demesine karşın, Dışişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Başbakan dış gezilerdeydi. Genelkurmay Başkanı ve Başbakan gezilerini gecikmeli de olsa iptal ederek geri döndü.

İsrail, sivil gemilerde katliam yaptığı sırada İskenderun Deniz Saha Komutanlığı’na füzeli saldırı düzenlendi. Terör örgütü saldırıymış gibi sunulsa bile zamanlaması ve ilk kez bir deniz üssüne saldırı olması, operasyonu İsrail’den ya da İsrail’in isteğiyle yapılmış tehlikeli bir oyun yahut da gözdağı olarak yorumlanmasına nende oldu.

Konu hakkında değerlendirme yapan Başbakan vekili Bülent Arınç’ın ses, mimik ve vücudundaki tedirginlik önemli ölçüde hayal kırıklığına neden oldu. İsrail’le sadece 3 adet askeri tatbikatın iptali müeyyidesi gibi sıradan müeyyide ‘one minute’ çıkışının sonu olarak gösterildi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun her zamanki sakin diplomatik üslup da bazı ağır cümleler içermekle birlikte kanaatimce tatminden oldukça uzaktı. Yapılan, ağırlığını Türkiye vatandaşlarının oluşturduğu Türk bandıralı bir gemi üstelik uluslararası sularda savaş açmaktı.

İsrail’in savaş ilanına karşı Türkiye’nin karizmasını yerle bir edecek bir içerik ve sesle yanıt verilmişti. Aradan 48 saat geçmiş Başbakan Erdoğan, İsrail terör devletini olabilecek en ağır bir dille eleştirmişti. Ancak gemileri müsadere edilmiş, vatandaşları esir edilmiş, ağır yaralanmış hatta öldürülmüş bir ülkenin uygulayacağı müeyyidelerden oldukça uzaktı. Türkiye gibi bir ülke açık savaş ilanına böyle mi cevap vermeliydi? Evet, Erdoğan duygulara tercüman oldu. Millet bu denli konuşmalara çok hasretti ve hasretini giderdi. Ama esaret halen sürüyor.

Dışişleri Bakanımız, “dönenleri elleri zihinleri ve vicdanları hür olarak döneceklerdir” dediler. Bundan şüphe yok. Peki, damarları da hücreleri de hür olarak dönebilecek mi? Devletimiz bunu da garanti edebilecek mi?

Kimileri işkence edilmesinden korkuyor. Fiziki işkenceler Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde yapılır. İsrail gibi dünyanın bilmediği özel teknolojilere sahip ülkeler artık fiziki işkenceleri nende tercih etsin. Sonucu 3-5-10 yıl sonra ortaya çıkabilecek biyolojik, kimyasal ve radyolojik işkence yöntemler varken fiziki işkenceyi nende tercih etsin. Maharet olayları engellemektir, Engelleyememişseniz esirlerine bu tür radyolojik işkenceler uygulatmadan anında geri almaktadır.

 Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi gibi birçok kimse, bu konuşmaların toplumun duygularına tercüman olduğunu ancak onuru kırılmış bir devlet bununla yetinemez, donanmasını gönderip gereği yapmalıydı çağrısı yaptılar.

 Bir İsrail vatandaşı için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen katil İsrail’in bu gayri insanî tutumunu, vicdan sahibi herkes tarafından en ağır dille eleştirmiş ve lanetlenmiştir. Dünyanın herhangi bir ülkesinde ve de Türkiye’de ki birçok Musevi de Siyonist İsrail’e benzer eleştirileri yaptılar. Ancak, devlet bireyler gibi eleştirmez. Devlet, gücünü ortaya koyar. Askeri gemi ve uçaklarını bölgeye gönderir rehin alınan gemisini alıp menziline teslim eder, sivil yolcularını da eksiksiz bir şekilde alarak ülkesine getirir. Türkiye siyasetçilerden konuşmalarını değil, vatandaşları ve gemilerini geri istiyor.

Muhtemelen tüm esirler gün içinde Türkiye’ye dönecek. Yine muhtemelen herkes rahat bir nefes alacak. Diplomasinin zaferi olarak gösterilecek. Ya gemiler ne olacak? Onumuz ne olacak? Kudüs’ümüzün muhafızı Raid Salah ne olacak?

Not: İnşaallah sonraki yazımızda İsrail’in kurucusu ve hamisi İngilizleri neden gözardı ediyoruzu işleyeceğiz.

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank