content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

15 Şub

Sahi Darbeler Olurken “Sen Nerdeydin?”

İster “evet” çıksın isterse “hayır”, her iki sonuç da Türkiye için hayırlara gebedir. Toplumsal hayat böyle ilerliyor. Böyle tartışmalar yaşanmasa, nasıl farklılaşacağız? Nasıl toplumsal bir mutakabakat oluşturup,

demokratik bir hukuk sistemine ulaşacağız ki?

Korkutmalara hayır…
Toplumu germelere hayır.
Aptal yerine koymalara hayır.
Terör örgütlerinin “hayır” diyecek olmaları, beni onlarla bir tutma basitliğine hayır.
İlk defa bir referandumda vatandaşlar bu kadar geriliyor.
İlk defa, sanki hangi sonuç çıkarsa çıksın, sanki sonumuz olacakmış gibi diye lanse ediliyor.
Bilin ki hangi sonuç çıkarsa o sonuç Türkiye için hayırlı bir sonuçtur.
İster “evet” çıksın isterse “hayır.”
Her iki sonuçta hayırlara gebedir.
Kim hangi sonucu şer görüyorsa bilin ki şer
gördükleri Türkiye için hayırlara nasip olacaktır.
Çünkü toplumsal hayat böyle ilerliyor.
Başka türlüsü de mümkün olmuyor.
****
12 Mart olduğunda çocuktum.
Zeytinburnu’da oturuyorduk.
Sokaklardan insanlar toplanıyordu.
Tek hatırladığım anı, Veliefendi’nin ana caddesinde duran bir cemseden inen askerlerin ellerinde silahlarla, birkaç sivili alıp araca bindirdiğiydi.
Ve bizim evde, Süleyman Demirel’e düşmanlık had safhadaydı.
Asılan Denizler için de babam çok üzülürdü.
Aynı zamanda anti-komünistti.
****
12 Eylül darbesinde ise darbeye karşı direnenlerdendim.
Arandım, yakalandım, günlerce işkence gördüm yaklaşık bir yıl da cezaevinde yattım. Hem de hiç mahkeme olmadan. Sonrasında ise ilk mahkemede tahliye edildim. Sonra da beraat ettim.
Bugün de hiç mahkemeye çıkmadan yatanlar var, cezaevlerinde.
Belki de ilk mahkemede serbest bırakılacak olanlar da var.
Hem de darbecilerin egemen olmadığı meşru bir iktidarın olduğu ülkemde bu hukuksuzlukların yaşanması da hukuszuluğun desteklenmesi de ayıp.
Tutukluluk hali bir cezalandırmaya dönüşüyorsa o ülkenin adalet sisteminde bir sorun olduğunu görmek gerekiyor.
****
12 Eylül anayasa referandumunda “hayır” kampanyası yürüttüm.
Sandıkta “hayır” oyu verdim.
Hayır oyları yüzde 8’lerde kaldı diye, hayır oyu kullananlar yenilmedi.
O gün “evet” oyu verenler hangi gerekçe ile olursa olsun, bugünden düne bakınca “hayır” oyu veremedikleri için bir vicdanı rahatsızlık hissettiklerini düşünürüm.
Belki de benim avuntumdur.
Ancak, o gün tüm korkulara, baskılara rağmen “hayır” oyu verenlerin, bu ülkenin vicdanı olduğunu da biliyoruz.

Ne büyük trajedidir yasaklara karşı olanların, yasaklardan yana olması
Yine 80’li yıllarda üniversitelerde başörtüsü zulmü yaşanırken, soldan ilk tepki koyanlardandım.
İstanbul üniversitesi önünde yaşanan başörtüsü zulmüne karşı direnen kız öğrencilerine destek için imza vermiştim. Onlarla dayanışma içersinde olduğumu ve desteklediğimi ifade etmiştim.
Gerekçemde belliydi. 18 yaşına gelmiş, üniversite öğrencisi bir kızların neyi giyip giyemeyeceğine devlet müdahale etmemeliydi. Aynı siyasal düşünceleri, aynı inancı taşıyan erkek öğrenciler üniversite de sorun yaşamazken, üniversiteli kızlara yapılan zulmün cinsiyet ayrımcılığı idi.
Yine kıyafet özgürlüğünün, inanç özgürlüğünün bir ifade özgürlüğü, vatandaşlık hakkıydı.
Yetmez, hiç kimsenin düşüncesinden, inancından, farklı giyim tarzından, farklı etnik yapısından dolayı ayrımcılığa uğramaması gerekiyordu.
Benim demokratlığım aynı zamanda, kendi ideolojik iktidar zihniyetini sorgularken, islamcılara bakışımla beraber gelişti.
141, 142 ve 163 için referandum yapıldığında, kimi solcular 163’ün kaldırılmamasını savunmuşlardı. İşte o zaman görmüştüm ki, sol demokrat değil aksine yasaklar kendisine olduğu için karşılardı. Neredeyse kimi solcular, kendi yasaklarının bile devamını, 163’ün kalkmaması gerektiğini söyleyerek isteyebilirlerdi.
****
28 Şubat post modern darbede, tavrım Refah Partisi’nin ve Türkiye’nin meşru iktidarının yanında durmaktı.Türkiye’de demokratikleşmenin en önemli ayağının muhafazakarlar olduğunu, Refah Partisi’nin Türkiye muhafazakarlarını demokratlaştırdığını ve kadınları siyaseti katarak, partinin gönüllülerine dönüştürerek, sokağa çıkararak en önemli sosyal devrimlerden birini gerçekleştirdiğini o yıllarda her yerde söyledim. Yazdım.
****
Neden bunları anlatıyorum?
Kuşağım çocukları bu ülkenin darbeleri yaşanırken ya darbeleri desteklediler yada sessiz kaldılar.
Hele hele muhafazakarların büyük çoğunluğu 28 Şubat’ta süt dökmüş kedi gibiydiler.
O günün kahramanları bugün neredeler? Neden baskılar olurken seslerini çıkarmıyorlar?
Belki o gün direnmenin zamanı değildi.
Ya da 15 Temmuz’da olduğu gibi demokratik bilinç düzeyi kadar gelişmemişti.

Sahi bugün evet üzerinden cengaverlik yapanlar, darbe akşamı neredeydiler?
Bugün “evet” üzerinden toplumun bir kesimini ötekileştiren, aşağılayan, hain ilan edenlerin büyük çoğunluğu 15 Temmuz darbe akşamı süt dökmüş kedi gibiydiler.
Bu toprakların yiğit çocukları ölümün üzerine yürürken, bugünkü klavye kahramanları sıcacık odalarından ahkam kesiyorlardı.
Hatta kimileri de askerlerin olmadığı caddelerde, meydanlarda kahramancık oynuyorlardı.
****
Kimileri içten içe darbenin gerçekleşmesi için dua ediyorlardı. Kimileri de “ya darbe gerçekleşirse” diye, sosyal medyada tam bir suskunluğu oynuyorlardı.
Hatta kimileri de, gerçekleşmeyeceğini görünce bayraklarını alıp sokaklara çıkmışlardı.
Nede olsa darbe tehlikesi kalkmıştı.
Şimdi kahramanlar üzerinden kahramanlık yapmak, rol çalma zamanıydı.
Ölüm tehlikesinin geçtiği zamanlarda cengaverlik yapmak, Malkoçoğlu olmak kolaydı.
****
İlk saatlerde darbe gerçekleşir ise; kimileri FETÖ’yle ilgili yağ çekmeye hazırlanıyorlardı.
Nede olsa kimilerinin damatları, kimilerinin gelinleri FETÖ’dendi.
Hatta kimilerinin çocukları dershanelerinde, kimilerinin çocukları kolejlerinde, kimilerinin üniversitelerinde, FETÖ’nün okullarında okuyorlardı.
Hemde 17-25 Aralık darbesinden sonra.
Bunlar darbe olduğunda referans olarak gösterilerek, kimileri yerlerini, itibarlarını, konumlarını koruyabilmeye hazırlanıyorlardı.
Nede olsa geçmişte, FETÖ için iyi düşündüğünüzü belgeleyebilecek onlarca konuşmaları, yazıları vardı.
Hatta kimilerinin açık kapalı bağışları.
Hatta kimilerinizin arsa bağışları, çocuklarınızı okullarına gönderdiğinize dair belgeleri vardı.
Hatta kimilerinin ortaklıkları…
Kimilerinin gelinleri, damatları…
Kimilerinin, 15 Temmuz’a kadar çocukları Amerika’da FETÖ’nün okullarında okumaya devam ediyordu.
Yetmez, yurt dışında bulunan okullarına yaptıkları geziler ortaya dökülecekti.
Darbe gerçekleşseydi ne yağlar çekilecekti.
Ne küfürler edilecekti Erdoğan’a…
Onlar her koşulda kaybetmeyenlerdi.
Şimdi de herkesten daha çok “evetçiler.”
Herkesten daha çok toplumu geriyorlar.
“Evet” çıkmasa da zulalarında yarın referans olarak gösterebilecekleri malzeme biriktiriyorlar.
Sonuçta kaybetmemek üzerine kurdular tüm herşeylerini…
****
Nede olsa tüm darbelerde öğrenmiştiniz, susarak direnmeye(!)
Nede olsa bir yöntemini bulup onlardan görünmeyi becerebilirdiniz…
Belediyelerde yetkili olanlarınız, 28 şubatçıların başlarını belediyelerde kapılara kadar uğurluyordunuz… Hatta kimileri Çevik Bir’i danışman yapmışlardı.
Olur ya birgün darbe olursa…Hatta kimileriniz methiyeler düzüyordu.

Son söz: Otoriter cumhuriyetin sahipleri gibi toplumu germekten vazgeçmeli.
Görmüyor musunuz, böyle giderse hep beraber kaybedeceğiz.
Bugün Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “…… kampanya içinde hayır diyenler de olacak evet diyenler de olacak. PKK ve FETÖ hayır için gayrette. Ama her hayır diyen terörist değildir. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız asla bunu söylememiştir” açıklaması bir olumluluktur. Kurtulmuş’un, Erdoğan ve Yıldırım’ın, hayır diyenlerin terörist olduğunu söylemediğini ifade etmesi ise, kamuoyu algısından duyulan rahatsızlığın ifadesi olduğunu da anlamak gerekiyor.
Tabi “her hayır diyen terörist değildir” ise ayrıca tartışmaya açıktır. Yine de Kurtulmuş’un açıklaması tüm eksikliğine rağmen olumluktur.

Etiketler :

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank