content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

06 Ara

Ömr-ü Hayatta Bir Defa Yürekten “Oh!..” Demek…

“1917 – 1983 yılları arasında yaşamış, Milletvekili olduğu zaman kendisini meclisin kapısında tartarak, vekilliği bittiği zaman da tartılacağını basına beyanat veren, kravat takmayan Osman Yüksel Serdengeçti’nin asıl adı, Osman Zeki Yüksel' dir.
Aralarında Ahmet Hamdı Akseki, eski müftülerden Hacı Salih Efendi'nin de bulunduğu âlimler yetiştirmiş bir aileye mensuptur. İlkokulu Akseki'de, ortaokulu yatılı öğrenci olarak Antalya'da okudu. Ankara'da Atatürk Lisesi'ni bitirdikten sonra girdiği Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde 2. Sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944'te meydana gelen olaylara karıştığı için öğrenimi yarıda kaldı. Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş' le birlikte bir süre tutuklu kaldı. Serbest bırakılınca fakülteye başvurarak öğrenimine devam etmek istediyse de kendisine izin verilmedi. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel' e hitaben çok sert bir yazı kaleme aldı. Osman Yüksel yeniden hapishaneye gönderildi.

Hapisten çıkınca ünlü Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı. Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda dava açıldı ve sık sık tutuklanıp serbest bırakıldı. Başlığının altında "Allah, Vatan, Millet Yolunda" cümlesi sürekli yer alan dergideki yazılarında sık sık kullandığı "Açın kapıları Osman geliyor" sözü yeni tutuklanmalara hazır olduğunu bildiriyordu. Kendisine Serdengeçti unvanını kazandıran bu dergi, sık sık kapanması ve çıkan yazılarından dolayı çok sayıda mahkumiyet kararı çıkması nedeniyle 33 sayı çıkabilmişti. (1947-Şubat 1962)
1952 yılında Bağrı yanık adlı bir mizah gazetesi çıkardı. Başlığı altında "Hak yolunda bağrı yanık yolcular" sözü yer alan bu yayınında mücadelesini zengin esprilerle dolu yergileriyle sürdürdü. Bir ara politikaya atıldı, A.P. listesinden Antalya milletvekili seçilerek, parlamentoda görev yaptı (1965-1969). Partisinin politikası ve parti ileri gelenlerine yönelttiği eleştiriler yüzünden A.P. 'den ihraç edildi. Sonraki yıllarda mücadelesine yine yayımladığı yazı ve kitaplarla devem etti. Son olarak Yeni İstanbul gazetesinde "Selam" başlığı altında günlük fıkralar yazdı.

1961 yılında yayın hayatına son verdiği Serdengeçti dergisinin ardından siyasete giren Osman Yüksel, 1970 seçimleriyle birlikte aktif siyaset hayatına da son noktayı koymuştur. Bunun bir sonucu olarak da Osman Yüksel, vaktinin büyük bir bölümünü kendine ve ailesine ayırmaya başlamıştır. Osman Yüksel, günlerini de genellikle Akseki’de geçirmeye başlamıştır. Ağırlıklı olarak tabiatla baş başa geçen bu dönemde Osman Yüksel çeşitli konferanslara konuşmacı olarak katılmıştır. Hayatındaki bu sakinlik 1974 yılında ortaya çıkan hastalıklarla bozulmuştur. Sonu ölümle bitecek olan Parkinson rahatsızlığına bir de sarılık eklenince Osman Yüksel 4 ayda 10 kilo birden vermiştir (Yılmaz, 2001, 194). Osman Yüksel, 20 Haziran 1975 tarihinde Abdurrahim Balcıoğlu’na yazdığı mektubunda hastalığından bahsetmektedir. Osman Yüksel, kendi imkanlarıyla öğrenci okuttuğuna da bu mektupta şöyle yer verilmiştir: “Geçen gün Zeki geldi. (Okuttuğu gençlerden biri) Bir gün kaldı, benden para istedi, yok dedim… Çekti gitti… Oğlan beni Osmanlı Bankası biliyor galiba… Oysa 15 yıl baktım, okuttum…” Yine aynı mektupta, geçmişte 60 sayfa mektup yazdığını anlatan Osman Yüksel, hastalığıyla birlikte artık 5-6 sayfa yazabildiğini aktararak, “3-4 taksitle yazıyorum” demiştir. Bir diğer mektubunda ise Antalya’da yurt binası yapıp, kütüphane kurmak istediğini belirten Osman Yüksel, burada ülkesini seven gençler yetiştirmek istediğini vurgular (Balcıoğlu, 2002, 181-182-183). İlk başlarda Parkinson’u ciddiye almayan ve sık sık espri konusu yapan Osman Yüksel, rahatsızlığının ilerlemesini durduracak olan ilaçları da düzenli bir şekilde kullanmamıştır. Hatta kendine karşı cimri olan Osman Yüksel, çok pahalı olduğu gerekçesiyle bazı ilaçları da almamıştır.

Ancak zamanla hastalığın ciddiyetinin farkına varan Osman Yüksel, ilk önce Hüseyin Üzmez’e mektup yazarak ilaçlarla ilgili olarak bilgi istemiştir. Hastalığıyla ilgili olarak devam eden süreçte dostlarına da bilgi veren Osman Yüksel’i 1980’li yıllara gelirken hastalık tamamen etkisi altına almıştır. Ahmet Kabaklı’nın ‘Düşmanlıkla sarılmış, kabına sığdırılamamış, kendisine durulma fırsatı verilmemiş bir Türklük tufanının sembolüdür’ (Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 101, 2) dediği aksiyon insanı Osman Yüksel’in vücudundaki diğer rahatsızlıklar da tek tek ortaya çıkmaya başlamıştır. Sürekli zayıflayan Osman Yüksel, halsiz ve takatsiz kalmıştır. Bunun üzerine Almanya’da tıp doktorluğu yapan kardeşi Müstecabi Yüksel’in yanına gitmiştir. Avrupa’da konusunda uzman doktorlara muayene olan Osman Yüksel’e beyin ameliyatı olması gerektiği söylenmiştir. Ancak Osman Yüksel, ameliyat lafını oldukça ürkütücü bularak, Türkiye’ye geri dönmüştür. Ama bir süre sonra bu kararından dolayı da pişman olmuştur. 17 Haziran 1982 yılında Tekin Erer’e mektup yazan Osman Yüksel, hastalığıyla ilgili olarak şöyle demektedir: “Mektubunuzu alalı çok oldu. Elim kalem tutamayacak kadar hasta olduğundan henüz cevap veremedim.

Çok özür dilerim. Benim hastalığım sizinki gibi değil. Bütün vücudumun bütün azaları tir tir titriyor. Uyku yok. Hastalığın ilacı ‘Madopar’, bundan 24 saatte 2 defa alıyorum. Üç alınca beni dehşetli sarsıyor. Birde Almanya’da bulunan doktor biraderimin gönderdiği ‘Sormodren’ adlı ilaçtan iki tane alıyorum, daha fazlasını bünyem götürmüyor. Sizin aldığınız ilaçlar bir eczane dolusu… Onların hepsini bir günde mi alıyorsunuz? Ben onları alsam canımı almaya Azrail bile yetişemez. Demek ki bünye meselesi. On bir yıldır bu hastalığı çekiyorum. Artık günlerim yakın” (Türk Edebiyatı Dergisi, 1986, 20). Bu arada yakın arkadaşı Yavuz Bülent Bakiler, ölümünden birkaç yıl önce İstanbul Savcılığı’nın Osman Yüksel hakkında yeni bir iddianame hazırladığını, 30 yıl kadar önce yazdığı bazı yazıların, hiç haberi olmadan bir yayınevi tarafından basılması üzerine Savcılığın Osman Yüksel’in yakasına yapıştığına dikkat çekmektedir (Aktaran Balcıoğlu, 2002, 262).
Ankara Numune Hastanesi’nde bir süre tedavi gören Osman Yüksel daha sonra Akseki’ye dönmüştür. Ancak vücudunda artarak devam eden sıkıntılar sürerken, Osman Yüksel 1983 yılının başlarında bir orman mühendisi hemşerisine iş aradığı günlerde misafir kaldığı bir evde gece su içmek için yatağından kalkar, ışığı yakmaya fırsat bulamadan merdivenlerden düşer ve kalça kemiğini kırar. Aslında bu düşüş Osman Yüksel’in kalkmamak üzere gerçekleştirdiği son düşüştür. Eşi İsmet Hanım’ın dediğine göre dişçiye bile gitmekten korkan Osman Yüksel, hemen Konya Üniversite Hastanesi’ne (Meram Tıp Fakültesi) kaldırılır. Bacağı ameliyat edilir ve alçıya alınır. Ancak pusuda bekleyen diğer rahatsızlıkları bu bitkinlik anından çok çabuk faydalanır ve bir anda vücudu sararlar (Yılmaz, 2001, 199). Artık Osman Yüksel’in vücudu tedaviye cevap vermemektedir. Bununla birlikte kalçasında ameliyatla birlikte oluşan yaralar da bir türlü kapanmamaktadır. Aynı yılın Ağustos ayında doktorlar imkanların sınırlı olduğunu ve hastanın Ankara’ya götürülmesi gerektiğini belirtir. İlk olarak Çankaya Hastanesi’ne yatırılan Osman Yüksel, bu süreçte şuurunu da yavaş yavaş yitirmeye başlamıştır.

Artık gelen ziyaretçileri bile tanımamaya başlayan Osman Yüksel, Hacettepe Üniversite Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Büyük acılar yaşayan Osman Yüksel, ambulansa bindirilirken ne durumda olduğunu sürekli amcasının yanında bulunan Emine Bağlı şöyle anlatmaktadır: “Parmağından kan alınmıştı. Bu yüzden kolunda alkollü pamuk vardı. Birden pamuğu ağzına attı. ‘Amca ne yapıyorsun?’dediğimde, ‘dinim intiharı men etmeseydi…’ diye inledi.” (Rasih Yılmaz, 2001, 201). Bu hastanede kendisini ziyarete giden Hüseyin Üzmez ve diğer arkadaşlarına amcasının hastalığı hakkında bilgi veren Emine Hanım, ‘Vücudundaki mikroplar hiçbir antibiyotiğe cevap vermiyormuş” demiştir. Bu ziyarette kendisine yine Serdengeçti dergisini çıkarması teklif edilince, ‘O bir zamanlardı. Serdengeçti… Geldi, geçti (Türk Edebiyatı Dergisi. 101. Sayı, 8) Osman Yüksel’in hastane masraflarının karşılanması için paraya ihtiyaç duyulduğunu anlatan Emine Bağlı, bunun üzerine amcasının bankada bulunan belli bir miktar parasını çekip bunun için kullanmayı düşündüğünü ifade ederek şöyle devam etti: “Hiçbir şeyle ilgilenmiyordu ve bankası paradaydı, vekaleti yoktu. ‘Amca bir gazete-mecmua çıkarsak’ dedim, ‘çıkartalım’ dedi. ‘Onun için paraya ihtiyacımız var’ dedim, ‘Ne yapalım?’ dedi. Zihni gidiyor geliyordu. ‘Bana vekalet ver de biraz para çekeyim, bu işlere yatırıyım’ dedim, ‘Tamam’ dedi. Vekalet verdi, ben vekaletle onun parasından bir miktar çektim ve Hastane masrafları için kullandık.” Amcasının ‘mecmua için kullanacağız’ demesi üzerine vekalet verdiğine dikkat çeken Emine Bağlı, hasta yatağında bile gazete-mecmua çıkarmanın onu çok heyecanlandırdığını ifade etmektedir. Hüseyin Üzmez, Osman Yüksel’in son döneminde kendisine ‘Müslümanlar bu kadar ezilmeseydi, bu kadar zulüm görmeseydi, belki de ben hiç mücadele hayatına atılmazdım’ dediğini ifade etmektedir.

Ayrıca Osman Yüksel’in namazda secdeleri çok sevdiğini, çok defa hıçkırarak doğrulduğunu da vurgulamıştır. Hastane naklinden sonra durumu daha da kötüleşen Osman Yüksel, bir süre burnundan beslenmeye başlamıştır. Yıllarca süren hastalık günleri 10 Kasım 1983 Perşembe günü saat 15:30’da Ankara Hacettepe Üniversite Hastanesi’nde son bulmuştur. 11 Kasım’da Hacı Bayram Veli’de kılınan cenaze namazının ardından omuzlara alınan Osman Yüksel, Cebeci Asri Mezarlığı’nda 4. Kapı, 560. Ada, 451. Kabir’de edebi ikametgâhına defnedilmiştir. Yeğeni Emine Bağlı, Osman Yüksel’in Aksaray’daki evini ve kitaplarının telif hakkını Türk Edebiyatı Vakfı’na bağışladığını aktarmıştır.”
Yaratılmışlar içerisinde en çok çile çeken, öldürülmek istenen, hayat hakkı tanınmayan peygamberlerden sonra, velîler, Salih kullar, dava adamları ve cemaat önderleri gelir.

Osman Yüksel Serdengeçti’yi yakinen tanıyanlardan, sohbetlerinden istifade edenlerinden ve eserlerini okuyanlardan biriyim. Hastalığının son günlerinde Mecit Yıldırım kardeşimizle birlikte hasta ziyaretine gitmiştik. Elleri devamlı titriyor, ölüm emarelerine rağmen, heyecanlı konuşmalar yaparak, davayı tebliğ ediyordu. Zamana zaman espri yapan Serdengeçti, ölürken bile bu tatlı mizacından vazgeçmemişti. Elleri titrerken şöyle dedi: “Başbuğ titre ve kendine dön!” diyordu, biz de, titredik ve kendimize döndük.. Yine sohbeti arasında zaman zaman söylerdi: “Şu dünyada yürekten bir defa olsa bile “Oh!” diyemedik, hep “Of!” içinde kaldık…
Rahmetlik olalı aradan 19 yıl geçmiş. Nice yıllar gelir, geçer, kimsenin umurunda bile değil. Ölüm yıldönümleri, anma geceleri yapılır; nice değerler unutulur. Cemaat hizipleri, ayırımcılık ve menfaat bölücüleri tarafından, bu milleti bin bir parçaya böldüler, değerleri unuttular, davayı perişan ettiler.
Bu dünyada rahatlığın ifadesi “oh!” diyemeyenler üzülmesin, rahat olsunlar. İnşallah Ukba’da “oh!” diyeceğiz..
DAĞGÜLÜ (2) kitabğmğzğn 267. sayfasında yer alan Osman Yüksel Serdengeçti’ye itnaf edilen bir şiirimizle, rahmetliye Fatihalar gönderiyoruz.

İMPARATORLUĞA MERSİYE
(RAHMETLİ OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ’YE-1917-1983-)

ASIR OLDU EVLÂD-I FȂTİHAN TOPRAĞINA BASALI,
BATI’DAN, BÂTILDAN KORKUYORUZ, KILIÇLARI ASALI,
BÜLBÜL ÖTMEZ OLDU BAĞBANDA, DELİ GÖNÜLLER TASALI,
SAZ TAŞIRIZ ÂŞIKSIZ, AYAR TUTMAZ, SES VERMEZ TELLERİ,
NEYLEDİK ULU BİR İMPARATORLUĞUN KOCA ÊLLERİ?

EMİR GELİR, FERMAN ÇIKAR, LEVENTLER SİLAHLARI TAKINIR,
ASÂLETİMİZDEN, HAKTAN FRENK KRALLARI YAKINIR,
KÖSLER VURUR, YER/GÖK İNLER, EL HARAMDAN KAÇINIR,
BENT DAYANMAZ, UMMANLARA GİDER COŞKUN AKAN SELLERİ,
NEYLEDİK YÜCE BİR İMPARATORLUĞUN KOCA ÊLLERİ?

KOSOVALAR, VARNALAR, TUNALAR, PLEVNELER BİZSİZDİR,
KİLİSEYE ÇEVRİLMİŞ, YOSUN TUTMUŞ CAMİLER ISSIZDIR,
PAPAZLAR KADEH KALDIRIRKEN ŞEREFE, MİHRAP ÖKSÜZDÜR,
SIKMAZ OLDU GÜMÜŞ KEMER, GELİNLERİN İNCE BELLERİ,
NEYLEDİK ULU BİR İMPARATORLUĞUN KOCA ÊLLERİ?

ŞAFAK SÖKER, BİR SEFERDE DÖRT KRALLIK YERE SERİLİR,
DÜŞKÜNLERE, MİSKİNLERE, MUHTACA GANİMET VERİLİR,
DÜŞMAN BELLİ, GAYE AYNI, CİHAT İÇİN YAYLAR GERİLİR,
SÂBÂ RÜZGÂRINDA ZAFER TÜRKÜLERİ SÖYLER YELLERİ,
NEYLEDİK BÜYÜK BİR İMPARATORLUĞUN KOCA ÊLLERİ?

ERGENEKON DESTANINDA, ZAFERLERDE, DAĞLAR ERİRDİ,
OSMANGAZİLER, YILDIRIMLAR, FATİHLER EMİR VERİRDİ,
HAKANLAR, CENGÂVERLER BİN ATLI AKINLARDA YÜRÜRDÜ,
TARİHE YAZILDI ŞANLI ADIMIZ, AŞTIK TİH ÇÖLLERİ,
NEYLEDİK ULU BİR İMPARATORLUĞUN KOCA ÊLLERİ?

İKİ KİŞİYE AZ, DÜNYA HARİTASINI BİZ ÇİZERDİK,
HÜDÂVENDİGÂR’IN ŞEHİT DÜŞTÜĞÜ OVALARI GEZERDİK,
MAZLUMLARIN HAKKI İÇİN ZALİM OLANLARI EZERDİK,
VATAN MAHZUN, KALEM KÜSKÜN, AÇMIYOR KEMÂLİ
GÜLLERİ,NEYLEDİK ULU BİR İMPARATORLUĞUN KOCA ÊLLERİ?

Etiketler :

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank