content
18 Kas

Öğretmenim Canım Benim!..

Canım öğretmenim, öğretmenim canım benim,

Canım benim, canım benim.

Seni ben pek çok, pek çok severim…

Bu kadar mı yalan söylenir kardeşim, yok efendim canım öğretmenim gel bak seni nasıl se-verim. Canım öğretmenim benim, seni ben pek çok, pek çok severim! Öğretmen, acı bakar nasıl sevildiğini anlamaya çalışır. Zorluklarla geçen meslek hayatı ve onca yıllık. tecrübesine dayanarak, söylenenlerin gerçekliğini algılamakta zorlanır öğretmen. İyi güzel canınızım, ben sizin biricik öğretmeninizim, beni çok seviyorsunuz tamam da bu sevginizi birazcık bana da hissettirirseniz çok sevinir, ben de sizi çok severim, hem de pek çok severim.

İkili ilişkilerde olsun, aile içi ilişkilerde olsun karşımızdaki insana anlam yüklü, ruhu aklı okşayıcı, etkileyici sözler söylemeyi severiz. "Seni seviyorum" zaman zaman veya her zaman  duymak istediğimiz, işitmekten hiç bıkmadığımız iki kelime değil midir? Seni seviyorum diye yaklaştığınız insana, sevginizi yalnızca sözlerinizle değil, davranışlarınızla da göster-meniz farz olur artık. Çünkü şu cevabı da duymanız kaçınılmazdır aksi takdirde; Sevdiğini söyleyip duruyorsun, o zaman seviyormuş gibi davran. Beni sevdiğini hissetmiyorum, sadece konuşup duruyorsun, iş icraata gelince sıfıra sıfır, elde var sıfır!..

Eksik sosyal güvenceleri, gelir dağılımı eşitsizlikleri ve dengesiz çalışma koşulları sebebi ile pek de mutlu sayılmaz canım öğretmenlerimiz. Bu bakımdan çok, pek çok sevildiklerini de doğrusu gerçekçi bulmuyorlar. Getirisi olmayan anma törenleri, klişeleşmiş, sıkıcı, özel gün kutlamaları, yapılmış olsun, aman atlanmış olmasın mantığı ile gerçekleştiriliyor. Oysa onlar bizleri gerçekten sevdiklerini, zorlu ve katlanılmaz yaşam koşullarına rağmen, görevlerini aşkla yaptıklarından kanıtlamış olmuyorlar mı? Bizim görevimiz de, bu fedakar, cefakar ve her şeye rağmen inançlarını kaybetmeyen özel insanları rahat ettirmek değil midir?

Azimle ne varsa dağarcıklarında, ne birikmişse ruhlarında aktarmak, hem de hoşgörü ve sevgiyle aktarmak kolay bir iş değil. On beş yıldır kıyısından köşesinden, bilumum devlet okulu ve özel okullarda eğitmenlik ve öğretmenlik yapmaktayım. Yani ezbere ve haybeye konuşmuyorum. Tek istekleri, geçim derdi düşünmeden, hayal dünyalarını ve bilgi birikimlerini dibine kadar öğrencilerine yansıtmak, geri dönüşlerin hazzını yaşamak. Peki bu kadar zor mu onların bu isteklerini gerçekleştirmek. Köşkler, yalılar, son model arabalar ve şatafatlı bir tatlı hayat, onlardan o kadar uzak mesafede seyrediyor ki, bakabilene aşk olsun… Zaten böyle bir istek yada beklentileri de yok ayrıca.

Sen bir ana sen bir baba…
Her şey oldun, artık bana…
Öğretmenim canım benim, canım benim…
Seni ben pek çok, pek çok severim…

24 Kasım öğretmenler günü, her sene olduğu gibi bu sene de, etkinlikler ve kutlamalarla  geldi geçti. Belki ufak tefek değişiklikler olabilir, kutlama mekanı veya yapılan etkinliğin içeriği zenginleştirilip, farklılaştırılabilir ama değişmeyen tek şey söylediğimiz "Canım öğretmenim" şarkısıdır. Öğretmeni, yeri geldiğinde bir anaya, duruma göre bir babaya benzeten bu nadide şarkımız, canım öğretmenlerimizi duygulandırmaktan öte bir işlev taşımamaktadır.

Dünyanın en duygulu, en iyi niyetli, en hoşgörü ve öngörü sahibi öğretmen milleti inanın bizim ülkemizde. Bunu yalakalık olsun diye söylemiyorum. Şöyle ki her türlü eğitim-öğretim eksikliğine, fırsat eşitsiz-liğine rağmen kendilerini geliştirmek ve yenilemek için tamamen kendi imkanlarını kullanarak zorlu bir gayret ve bitmez bir çaba içindeler.

Bizzat gözlemlediğim bir durumdan söz ediyorum. Ben "drama" eğitmeni olarak çeşitli okullarda görev yapmaktayım. Okul yönetimi çocuklar için, okul içi etkinlik olarak tiyatro ve drama gibi halk oyunları gibi çeşitli aktiviteler düzenliyor.

Gittiğim tüm okullarda abartısız bir çok öğretmen bir araya gelip, drama çalışması yapmak istediklerini ilettiler. Her defasında saygı ve takdir duygusu ve tarif edilemez bir coşku yaşadığımı itiraf etmeliyim.

Kışın soğukta ısınmayı, üst baş derdini, dengeli beslenmeyi yani kaliteli ve insana yakışır bir yaşam olanağı araştıran ek işlerde çalışan bir çok muhteşem öğretmen arkadaşlar edindim her defasında. Bunun yanında, beden dillerini geliştirmenin, mimik ve jestlerini kullanmayı öğrenip, kendilerini yeni ve taze beyinlere daha doğru ifade etmenin zorunluluğu ve bilinci ile zaman ve bütçe ayırmaları başlı başına bir azim ve tutku değil midir?

Öğretmenlerimizi sevelim, çok sevelim ama sevdiğimizi de davranış katkılarımızla görünür hale getirelim. Geleceği yönlendirmek, yoğurmak ve şekillendirmek taze beyinleri bütün mesleklerden daha kutsal ve hayati değil midir? Hadi verin elele o zaman, onların düşlerini gerçek kılalım, yarınlarımızı kelebekler gibi öz gür ve rengarenk kuralım…

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

2 Kere Cevaplanmış to “Öğretmenim Canım Benim!..”

  1. 1
    Emre ÇAKIR Says:

    Eğer sizin anlattığınız gibi öğretmenlerden varsa bu ülkede ne ala. Ancak ya siz çok iyi niyetlisiniz iyi görüyorsunuz ya da sizin karşınıza çıkan öğretmenler gerçekten anlattığınız gibi. Onlara bir diyeceğim yok ama devlet okullarındaki sözümona öğretmenlerin çoğu 'öğretmen ol, üç ay tatili var, bayramı seyranı var' diyerekten öğretmen oluyor. Derste de hiçbirşey yapmıyor. Zaten beter imkansızlıklar içindeki eğitim-öğretim sistemimiz iyice çöküyor. Oysa öğretmenler şikayet etmek yerine biraz çabalasa belki de bakmışsınız imkanlar bile iyileşmiş. Size dolaylı olarak bu konuları anlatan yazımı tavsiye ederim. "Yat, Kalk, Gez! Tembellik Yap! Hayatını Yaşa!"

  2. 2
    m.necati Says:

    yazınıza başlık yaptığınız öğretmenim canım benim çocuk şarkısı bizim çocukluğumuzda söylenirdi,(81 yaşında emekli bir sanat okulu atelye öğretmeniyim.)ve hakikaten öğretmenleri canımız gibi severdik ve onlara son derece saygı gösterirdik. Zamanla büyüklerimize saygılı olmak unutuldu,saygılı olmayı bırakın aşırı derecede saygısızlık gösteren(tehdit ve darp gibi hareketlerde bulunmak gibi)bir nesil yetişti;adına da demokrasi denildi. Oysa ilk okulda Yurt Bilgisi dersinde bize, herkes serbest hareket eder, ancak bu serbestiyet başkalarının hakkının sınırına gelinceye kadardır, diye öğretmişlerdi. Doğrusu da o değil midir? Emre Çakır arkadaşımız, sizin anlattığınız gibi öğretmen varsa diye bir söz etmiş. Var, var da onu görecek nesil nerede.(Anti parantez olarak , onu görecek öğrencilerin de olduğunu inkâr etmeyelim.)

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank