content
02 Ara

Nâzım Hikmet: Yatar Bursa Kalesi’nde

Sevdalınız komünisttir,

on yıldan beri hapistir,

yatar Bursa Kalesi'nde.

  1947 tarihli şiirinde, sevenlerine bu şekilde sesleniyor Nâzım. Belki de şiirin bir sonraki dizelerinde de sevmeyenlerine bir çift sözü olacaktı:

Hapis ama; zincirini kırmış yatar/en âlâ mertebeye ermiş yatar.

  Nâzım Hikmet, uzun yıllar süren mahkumiyet dönemlerinde birçok önemli şiire imza atmayı başarmıştır. Üstelik, yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde büyük bir ilgiyle karşılaşmış. Gerçi Nâzım'ın, kendi ülkesinde rahat ve özgür bir şekilde okunması için ölümünü beklemesi gerekecektir. Şiirlerim kırk dilde basılır/Türkiye'mde/Türkçe'mde yasak deyişi bundandır. Şairin 3 Haziran 1963 tarihli ölümünü takip eden 1964 senesi, Nâzım'ın artık serbest bir şekilde okunmasını sağlayacaktır. 1938'den 1964'e kadar geçen zamanı Nâzım'ın yasaklanmış olduğunu düşünürsek, edebiyatımız büyük bir boşlukta kalmış ya da bu boşluğa terk edilmiştir diyebiliriz. Bugün bile canlılığını koruyan Nâzım şiiri, Bursa Hapishanesi yıllarında zirveye çıkmıştır. 1940-1950 yılları arasında Bursa Kalesi diye hitap ettiği, en büyük acı ve mutluluklarını yaşadığı bu çatı altında, yer yer sevdalarla birlikte umutsuzluğun da izlerine rastlamak mümkündür.

  Türk Edebiyatı'nın bilinen ve değişmez değerlerinden olmayı başaran 21-22 Şiirleri bu dönemde yazılmış, Nâzım iki kadının hasretini birden çekmiş ve yine sevgi dolu aynı şair intihar girişiminde bu yıllarda bulunmuş, bu yıllar arasında açlık grevleri yapmıştır. Burada en önemli durum, tüm olumsuzluk ve haksızlıklara rağmen Nâzım Hikmet'in dışarıyla gönülden bağlı olması ya da bunu zor da olsa başarabilmesidir. Sevgiliye yazılan hemen hemen tüm şiirlerde bir toplumsal imge söz konusu olmakla birlikte, şair bu imgeyi öylesine harmanlıyor ki okur, hem romantik hem de toplumcu akıma kaptırabiliyor kendisini. Sanırım O'nu büyük yapan da bu önemli özelliği. İstiyorum ki; toplumsal ile bireyselliğin bir arada olduğu 21-22 Şiirleri'nden 27 Ekim 1945 başlıklı şiiri okuyalım:

Bir elmanın yarısı biz/yarısı bu koskoca dünya.

Bir elmanın yarısı biz/yarısı insanlarımız.

Bir elmanın yarısı sen/yarısı ben/ikimiz.

  Nâzım, şiirlerinde her ne kadar umutlu ve halkına, insanlığa bütünüyle bağlı şiirler yazdıysa da çoğunlukla aynı ilgiyi halkından ya da daha doğru ifadeyle yaşadığı dönemde kendi insanından göremedi. Ordu ve donanmayı isyana teşvik gibi asılsız suçlar nedeniyle, en olgun dönemlerini ne yazık ki demir parmaklıklar altında geçirmiştir. Bu dönemde, on yıldır hapiste olan şairin artık özgür özgürlüğüne kavuşması için Celile Hanım (Nâzım'ın annesi) 9 mayısta Galata Köprüsü'ne giderek, gelen geçen insanlardan imza toplamaya başladı. O günlerde "Haksız Yere Mahkûm Edilen Oğlum Nâzım Hikmet" sözleriyle başlayan pankart, olayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu (Romantik Komünist, Nâzım Hikmet'in Yaşamı ve Eseri-Saime Göksu/Edward Timms).  Şair bu acımasız zamanlarda, yalnızca annesinden destek görmedi elbette. Avrupa ve Amerika'dan da Nâzım için yardım kampanyaları başlatılıyor, özgürlük çağrıları yükseliyordu. Türkiye'de ise bu cesareti, her gün köşesinde Nâzım'ın haksız yere hapis yattığını anlatmaya çalışmakla Vatan gazetesi baş yazarı Ahmet Emin Yalman gösterecekti. Nihayet beklenen gün geliyor ve Nâzım, avukatı Mehmet Ali Sebük'ün uzun uğraşları sayesinde 15 Temmuz 1950'te özgür kalıyordu. İlk gün gideceği tek yer elbette ki Münevver'in yanıydı.

Ben, dayı kızımı şöyle böyle on üç senedir gördüğüm yok. Buna rağmen birçoklarından methü senasını işitiyorum. Sonra,ara sıra bana mektup da yazıyor artık. Yani herhalde değerli bir kadın. (A.g.e. sy. 244).Nâzım'ın bu sözlerle Müzehher VA-Nû'ya anlattığı Münevver, 1949 yılında şairin gönlünde derin bir yer edinmeyi başarmıştı.  Kaldı ki; biricik oğlu Memet'in de annesi yine kendisidir. 1940'tan itibaren 1950'ye kadar yaşanan tüm önemli ve bilinmesi gereken olaylara daha önce de alıntı yaptığım Romantik Komünist başta olmak üzere, birçok kitaptan ulaşabilirsiniz. Ben o döneme dair küçük hatırlatmalar yapmak istedim. Şimdi dilerseniz biz susalım, o güzel ve bundan sonra yazılması neredeyse imkânsız o özel şiirler konuşsun.

Yasaklar dünyasındayım/yarin yanağını koklamak yasak.

Çocuklarınla yemek yiyebilmek aynı sofrada/yasak.

Aranızda tel örgü ve gardiyan olmadan konuşmak kardeşinle, ananla/yasak.

Yazdığın mektubun zarfını kapatma/ve yırtılmamış mektup almak yasak. (Dokuzuncu Yıldönümü,1946)

İnsanların içindeyim seviyorum insanları

hareketi seviyorum/düşünceyi seviyorum/kavgamı seviyorum

sen bahar içinde bir insansın sevgilim/seni seviyorum. (Başlıksız bir şiir, 1947)

Dağlar, taşlar ayıplamayın bizi,

kurtlar,kuşlar bizi ayıplamayın/bizi ayıplamayın komşular

öfkeden ağlanasıya sersem/gaddarcasına bedbahtız/fakat asla umutsuz değil. (Mazeret, 1947)

  Yukarıda örneklerini vermeye çalıştığım birkaç şiirden de anlaşılacağı gibi, Nâzım'ın şiiri yaşayan bir şiirdir. Yaşayan şiirden kastım; hiçbir zaman güncelliğini kaybetmeyecek, sesi her zaman gür ve bütünleştirici bir şiirdir. O'nun şiiri, demir parmaklıklar ardında olsa da en uzaktaki insanın yüreğine dokunmayı başarmıştır: Bakıyorum geceye demirlerden/ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen/kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor.

  Nâzım'ı, Nâzım'ın hasretini ve en güç koşullara rağmen üretkenliğini hiçbir zaman yitirmediği yıllara dönmek isterseniz, Yatar Bursa Kalesi'nde size keyifli bir yolculuk yaşatacaktır.

... Yüreği delinip batmadan/şarkısı tükenip bitmeden/cennetini kaybetmeden/yatar Bursa Kalesi'nde.

   * Bu yazı, www.yavuzyavuzer.com 'da da yer almıştır.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank