content
25 Şub

Kitâbet, Hitâbet ve Siyâset Kazaları

Klasik edebiyatımızın önde gelen şairlerinden Fuzûlî şöyle der:

"Eli kalem olsun ol kâtib-i bed-tahrîrin /Ki fesâd-ı rakamı 'sûr'umuzu 'şûr' eyler / Gâh bir harf sükûtuyla kılar 'nâdir'i 'nâr' / Gâh bir nokta kusûruyla 'göz'ü 'kör' eyler"

[Eli kurusun o katibin ki, işini adam gibi yapmaz; yazdıklarına dikkat etmez de kimi zaman fazladan koyduğu noktalarla sevincimizi (sûr) kedere, mateme (şûr) çevirir; bir bakarsın bir harfi eksik bırakarak nâdir yazacağı yerde nâr (ateş) yazar; bazan da (eski harflerle 'ze' harfinin) noktasını unutup 'göz' yazayım derken 'kör' yazar.]

Şair bu patavatsızlığı eli bozuk kâtibin yazısı ve sakarlığı üzerinden dile getirse de işinin ehli olmayan veya ehli olsa bile işini ciddiye almayan her meslekten ve sınıftan insanın söz ya da fiillerinin bu kabil sonuçlara yolaçması beklenir ve nitekim öyle de oluyor.. Böyle durumlar; düzgün tamir etmediği ayakkabı ile müşterisine dünyayı dar eden ayakkabı tamircisinden, ameliyat ettiği hastanın vücudunda ameliyat hatırası olarak makas bırakan cerraha ve daha nicelerine varıncaya kadar duyulmadık şeyler değil.

*******

Zor günlerden geçiyoruz. Lafı dolaştırmadan söyleyelim; toplumu birarada tutan saygı, sevgi, tahammül, karşılıklı güven aradan çekildikçe bunlardan kalan boşluğu nefret, saldırganlık, tahammülsüzlük, güvensizlik dolduruyor ve bu ülke yaşanılır bir yer olmaktan hergün biraz daha uzaklaşıyor. Ne hazindir ki, bu kötüye gidişe en başta tedbir alması beklenecek merci olan Meclis'te son günlerde üst üste yaşanan kavga ve gerginlikler bu bahiste yeni umutlar yeşertmemize yardımcı olacak türden değil.

Zaten oldum olası siyasilerin grup konuşmalarında, basın toplantılarında birbirleri hakkında sarf ettikleri sözlerin üslubundan ve hesapsız kitapsız suçlamalardan hazzetmemişimdir. Çoğu zaman birbirlerine laf yetiştirirken -af buyurun- şeref/haysiyet yoksunluğundan vatan hainliğine varan ölçüsüzlükte seyreden bu tarz ve üslubun tabana sirayet etmediğini kim söyleyebilir. Bizim gibi, taraftarların liderlerinin ağzına baktığı toplumlarda bu ihtimalin hesaba katılması gerekmez miydi?!

Türkiye'de internet kullanımının yaygınlığı ve sosyal medyaya olan rağbet dikkate alındığında kabaca şöyle bir tespit yapmak mümkün: Bir siyasi partiye veya ideolojiye kuvvetli aidiyet hissi taşıyan tarafların birbirleri hakkında söylediklerine ve ithamlarına bakılırsa, 'vatan haini' veya 'şerefsizlik' yaftası yapıştırılmayan kimse neredeyse yok gibi. Bu kavgadan uzak duranların da başka türlü suçlanması da cabası.. İsimlendirmekte zorlandığım bu hal, her ne kadar sokaktaki insanda henüz o seviyede görülmese de, unutmayalım ki sosyal medya gözardı edilmeyecek geniş bir alanı ifade ediyor.

Bence siyaseti temsil etme noktasında olanlar herşeyden evvel başlarını iki ellerinin arasına alıp toplumun bu hale gelmesinde rollerinin olup olmadığını düşünmeliler. Ya da milyonların birbirini açık veya örtülü biçimde 'hain' ve 'şerefsiz' olarak yaftaladığı bir toplumu ayakta tutmanın yeni bir yolu mu keşfedildi, onu bilelim..

*******

28 Şubat davasında Sn. Şevket Kazan'ın tutumu o harekete gönül verenleri, sempati gösterenleri şaşkına uğrattı. Bu sessiz hayal kırıklığı sadece Milli Görüş hareketi ile sınırlı kalsa "bu onların iç problemi" deyip geçilebilirdi. Ama kanaatimce bu kadarla sınırlı değil.

Beni ilgilendiren asıl yönü şu; bu "âlîcenaplığın" toplumda siyaset müessesesine ve onun aktörleri olan siyasilere olan -zaten var olan- güvensizliği pekiştiren bir etkisi olacaktır. Kendilerini bir dönemin mağdurları olarak tanımlayan bir kesimin bel bağladığı bir hareketin önde gelen ismi, kendisine tevdi edilen temsil/hak arama/hesap sorma sorumluluğuna sırt çevirerek 'bu memlekette siyasete ve siyasilere güven olmaz' çetelesine okkalı bir çentik daha atmıştır.

Siyasi yelpazenin neresinde yer alırsak alalım işin bu yönüne hepimizin dikkat kesilmesi gerekir. Çünkü, kurumsal olarak siyaset yara aldıkça bundan hepimizin hanesine bir kayıp hissesi mutlaka düşecektir. Sözün kısası kaybeden sadece kendisi ve önemli aktörlerinden biri olduğu siyasi hareket değildir.

Demek ki, bu iş lafzen 'ben hizmete talibim', 'sorunları biliyorum' demekle bitmiyormuş. Önümüzde milletvekili seçimler var; gönül ister ki Fuzûlî'nin ifadesiyle 'sûr'umuzu 'şûr' eylemeyecek vekillerle temsil edilelim. Bu sahneye tekraren çıkmaya hazırlananlara, ilk defa olarak aktif siyasete ısınanlara ve oy vereceklere duyurulur.

Etiketler : , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank