content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

22 Kas

Kardeşlerin İslâmı ve İslâm Kardeşliği

Gerek fert gerekse toplum olarak Müslümanlar arasındaki küskünlüklerin, kırgınlıkların ve hatta var ise düşmanlıkların ortadan kaldırılması, aralarının bulunması diğer Müslümanların görevidir.Ama bu Müslümanlar, sadece arayı bulmakla sorumlu değiller; haklıyı tespit edip hakkını diğerinden/haksızdan alıp ona/haklıya teslim etmekle de sorumludurlar. Buna ek olarak hakkı teslim etmemek suretiyle haddi aşan taraf ile mücadele etmeleri de gerekir. Kardeş olmanın böylesi sorumlulukları da vardır. Gerçek manada İslam kardeşliği de bunu gerektirir.

Mademki İslam, Müslümanları; kardeşlik bağı ile birbirlerine yakınlaştırmaktadır, mademki Müslümanlar din kardeşidir ve mademki bu kardeşlik “Öz kardeşlikten” daha da ileridedir, o halde Müslümanlar, kardeşlerinin her türlü dertleri ile ilgilenmek zorundadırlar. Sadece bazı konularda kardeşlik vurgusunda bulunup, diğer kardeşlerinin haklarını istismar derecesine vardırmamalıdırlar ki kardeşlerinin güven duyguları zedelenmesin ve istikbal de onların olabilsin.

Kardeşler toplumunda, kardeşliğin devamı için sürekli olarak bazılarından veya bir taraftan feragat ve fedakârlık beklenmemeli, her şeyde olduğu gibi feragat ve fedakârlıkta da eşit davranılmalı ve böylesi bir anlayışın inşası için kardeşlerin tamamının sorumlu olduğu unutulmamalıdır.

İslam kardeşliğinden dem vurulduğunda, hep Hucurat suresinin 10. ayeti olan “Müslümanlar kardeştir” ayeti öne sürülür oysaki bu ayetten önceki ayette yüce yaradan şöyle ferman etmektedir “Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. 49/9”

Yani: Şayet Müminlerden iki halk/grup birbirleriyle savaşırlarsa, aralarında sulhu inşa edin! Aralarını düzeltirken, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini, İslami hak ve hukuka göre bir tarafı mağdur etmeyecek şekilde düzeltin. Şayet biri diğerine hakkını vermeyip saldırmaya, haksızlığa devam ederse, Allah’ın koyduğu düzenin kurallarına dönünceye kadar, saldırgan tarafla ‘mücadele’ edin. Hakların ve sorumlulukların taksiminde de âdil davranın. Fakat maalesef herkesin adalet anlayışı da farklıdır… Ve birçok sorunun temelinde de bu farklı anlayış ve yorumlamalar yatmaktadır…

Belirttiğimiz üzere İslam kardeşliği sadece sözde değil; haklı olan kardeşten, mazlum taraf olan kardeşten taraf olmakla da alakalıdır. Kardeşler birbirinden ‘Sorumlu tutulan bir topluluk’ olarak tanımlanmış ve yekdiğerinden sorumlu tutulmuştur.

Numan b. Beşir’den rivayet edildiğine göre peygamberimiz şöyle buyurdu: “Allah’ın (çizdiği haram) sınırlarına girmeyen ile o sınırların içerisine giren kimselerin misali şu topluluğa benzer: Bir gemide kura çekilip bazılarına geminin üst kısmı bazılarına da alt kısmı düşer. Aşağı kısımda bulunanlar su almak istediklerinde (başka ihtiyaç da olabilir) üstte bulunanların yanında geçiyorlardı. Bu sebeple; “eğer bize düşen yerden delik açarsak üsttekilere rahatsızlık vermemiş oluruz (tarzında akli bir çıkarımda bulunsalar) dediler. Eğer yukarıdakiler aşağıdakileri istekleriyle baş başa bırakırlarsa hepsi burada helak olurlar. Ama onların ellerinden tutup engellerse hem kendileri kurtulur hem de gemi halkının tümünü kurtarırlar.’’ buyurmuştur.

İşte günümüz İslam ümmetinin içinde de elit tabaka da yaşayanlar veya otorite olanlardan bazıları da zulüm işleyerek Allah’ın haram sınırlarını aşmış ise; diğerlerinin bunların elinden tutup dur demeleri gerekir, yoksa gemi ve içindekilerin tümü helak olma durumu ile karşı karşıya kalırlar. Yani; ben zulüm edenlerden değilim demek, helak olmaya duçar olmaktan kurtarmaz. Hem “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. 11/ 113” ayetindeki tehdidi göz ardı etmemek gerekir.

Yani: Baskı, zulüm ve işkenceyle temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenlere, haksızlık edenlere yakınlık, eğilim göstermeyin. Onların fiillerine iştirak etmeyin, yardımcı olmayın, desteklemeyin ki, size ateş dokunmasın. Fakat maalesef günümüzde herkesin zalim tanımı da farklıdır… Zalimi, Allah’ın tanımı dışında farklı bir anlayış ve yorumlama ile tanımlamaya kalkışmak; günümüz sorunlarını da beraberinde getirdi… Zira hal böyle olunca: Kimin zalimi ve kime göre zalim, sorularının cevabı her coğrafyada ve her anlayışta başka başka olmaya başladı…

Peygamber (s.a.s.), sahabelerine “"Zâlim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et!" buyurmuş. Sahabeler de sormuşlar: " Ey Allah'ın Resûlü! Mazluma yardımı anladık, Ama zâlime nasıl yardım ederiz?" Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s), "Onu da zulmünden vazgeçirirsiniz!" buyurmuştur.

Aslında Peygamber (s.a.s.), zalime de zulüm yaptırtmayınız, bu, sizin kardeşlik görevinizdir demektedir. Maalesef günümüz Müslümanlarının kardeşliği ise başkalaşmış gibi...

İslam kardeşliğinin kulağı çınlasın!

Nerde o kardeşlik!

Şayet içi Kur’ânî düstur ile doldurulmaz ise; aynı ırktan olanların veya bir çıkar için anlaşmış olan kardeşlerin “İslamı” ile oluşan kardeşlik olacaktır İslam kardeşliği.

Oysaki her ırktan aynı haklara sahip olan kardeşliktir İslam kardeşliği… Kardeşlerin ‘İslam’ı’ başka, İslam’ın kardeşliği başkadır…

Kardeşler toplumu olduğuna defalarca işaret edilen İslâm toplumunda ırki faydalardan sıyrılarak Peygamberi ve Kur’ân’i düsturlara oturtulacak kardeşlik, özlem ve hasretle soruyorum neredesin!

(M. Burhan HEDBİ)

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank