content
30 May

Kadına Duyarlı, Kendine Sevdalı Kazanova

Fırtınalı bir deniz yolculuğundan sonra limana girmiş ve güvenliğe ermiş bir gemi düşünün.

Serüven dolu baş döndürücü bir hayattan sonra, son yıllarını Kont Walsttein'in şatosunun kitaplığında anılarını, aşklarını yazarak geçiren Kazanova böyle bir durumdadır işte. Hani çok çapkın olan erkeklere Kazanova gibi deniyor ya; ondan bahsediyorum.

 On sekizinci yüzyılın bu sıra dışı insanı, yaşadığı yüzyılla hesaplaşarak ve kendiyle yüzleşerek geçirmektedir son yıllarını. Hızlı yaşamını bir film şeridi gibi gözünün önünden geçirirken, hem kendi geçmişini yeniden değerlendirir, hem de eğlenir.

Venedik'te doğduğunda Giovanni Giocomo adıyla vaftiz edilir. Baştan çıkarıcı ve hovarda anlamına gelen Kazanova, yaşamına uygun düştüğü için, ona yakıştırılan ad ve san olur.

Yaşamı dur durak bilmeyen, bir aşktan bir başkasına koşan, oradan oraya savrulan bir hayat, yani başlı başına bir serüven. Soluk kesici ve heyecan verici bir kendinden kaçış.

Daha çocuk yaşında St. Cyprianos İlahiyat okulundan, yarattığı skandallar nedeniyle kovulur. Sonra kendisine renkli ve uçarı bir meslek seçer.

Kadın avcılığı!

Çoğu zaman avlar, bazen de avlanır. Sürekli kaçış ve kovalayış halinde geçen yolculuklarında, birbirinden güzel kadınların yatak odaları ona dinlenme durağı olur.

 Romalı bir kardinalin yanında çalışır, oradan Venedik'e dönüp bir orkestrada kemancı olur. 1750’lerde Lyon'da Masonlara katılır. Ardından elinde bavul Paris, Dresden, Prag ve Viyana'ya dek birçok ünlü kenti dolaşır.

Bir gün Teresa adında bir markiz, diğer bir gün başka bir markizin Esther adındaki hizmetçisi, onu yatak odalarına kabul eder.

Hayatında 130 kadar kadının hemen hepsine tadı damağında kalan bir aşk yaşatarak, onlara hatırladıkça iç geçirecekleri hoş bir anı bırakır.

1775'de tekrar Venedik'e dönünce büyücülükle suçlanarak, belki de kadınları büyülediği sanılarak beş yıl hapis cezasına çarptırılır. Bir yıl sonra ceza evinden kaçarak Paris'e gelir. Lotaryacılığa başlayarak para ve ün kazanır. Soylular arasında kendine yer edinir.

1760'da alacaklarından kaçarak İsviçre'ye oradan Fransa'nın güneyine ve Floransa'ya geçer. İsviçre'de Voltaire'le tanışır. Bir süre Londra'da kalır. Berlin'de 11. Friedriche'le yakınlık kurar. Onun önerdiği görevle çok ülke dolaşır.

Bu sıra Kral, 1.87 boyunda, koyu tenli, gözleri aşka bakan Kazanova'nın yakışıklılığını öve öve bitiremez. Oysa o günlerde Kazanova aynı günlerde kralı çoktan unutmuş, Rus Çariçesi Katarına ile kırıştırmaktadır.

Yine bir skandal yüzünden düello yapmak zorunda kalınca, oradan da kaçarak İspanya'ya sığınır. Sonra Venedik'e dönmesine izin verilir. Burada devlet Engizisyonu adına casusluk yapar.

Son yıllarını Bohemya'da Dux Şatosunda kitaplık görevlisi olarak geçirdiği yıllarda 6 ciltlik hayat öyküsünü yazarak oyalanır. En önemli eserini "Histoire de ma Vie" "Kazanova'nın aşkları" olarak çevirebiliriz.

 Atilla İlhan bir şiirin de;

Ne kadar sevdim zaten yoktular

Öyle bir sevmek görülmemiştir derken, bulduğumuzu sandığımız aşkların birer serap olduğunu, aşkın bulunan değil aranan bir şey olduğunu belirtir. Aşk karşımızdakini tanımamaktan bilmemekten, onda keşfedilecek şeyler olduğunu ummaktan kaynaklanan serüven tadında bir duygu…

Sevgililer birbirlerini tanıyıp tüketince aralarındaki büyü bozuluyor, aşk duygusu yeni bir bilinmeze yöneliyor.

Aşk yeni kıtalar keşfetmek üzere, bilinmedik denizlere açılan insanın yelkenini şişiren duygu rüzgârıdır. Engeller ve ayrılıklardır aşkı besleyip büyüten.

O nedenle Nazım "Sende ben uzaklığı, sende ben imkânsızlığı seviyorum" diye yazmıştır sevdalısına.

Âşık Veysel'de denize koşarcasına akan ırmağın, gerçekte derya değil, coşkuyla akmaya, ona doğru çoğalmaya tutkun olduğunu söyler.

Kazanova bir itiraf niteliğindeki anılarında, çok sayıda kadını sevdiğini sanırken, aslında kendinden başka kimseyi sevmediğini dile getirir.

Yani kadınlarda kendi güzelliğini görüp seyrederek, kendini severek, onları bir ayna gibi kullanır.  Bütün aşklar böyledir bir bakıma. Aşklar bir başına yaşanır. Aşk insanın içinde biriken duygu yoğunluğudur.   Yani tek başınayken…

 Ne demiş şair Veysel;

Güzelliğin on para etmez

Bu bendeki aşk olmasa

 Biz kendimizi severken, onda, kendimizi görüyor ve seviyoruz. Kendimizi severken, kendimizdeki Yaratana âşık oluyoruz aslında. Yaratılanı tanımak üzere severken, Yaratanı tanımaya ve sevmeye yöneliyoruz.

Öylece sanal aşktan, gerçek aşka geçiş yapıyoruz. Yaratan’ın bilgisi ve sevgisi sonsuz olduğundan, ona duyulan aşk hiç tükenmeyecek demektir.

Aşk, Yaratan’a doğru hep artan bir iştiyakla, sonsuz bir yolculuğa adanmışlıktır aslında.

Gerçek Kazanova, işte bu yolda kazanan ola!

Etiketler : , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

1 Kere Cevaplanmış to “Kadına Duyarlı, Kendine Sevdalı Kazanova”

  1. 1
    Ebru Says:

    Aşık olmak insanın hayatı boyunca başına gelen en güzel haldir bence;kendimizde böyle bir sevme potansiyelini farketmek de muhakkak bilincimizde belli bir sıçrama yaşatacaktır.Erken yaşlarda sevilmeyi severken,ileri yaşlarda sevmeyi keşfediyoruz.

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank