content

16 Mar

İçimizdeki Haçlılar

Geçtiğimiz yıl Fatih'te bir ilkokula yolum düşmüştü. Okul yönetimi, koridora çocukların çizdiği resimler asmış. Gözüme örümcek adam, süperman ve şeytan resmi takılınca donakaldım

ve içim karardı. Gördüğüm şuydu: Çocukların neredeyse hepsi iç dünyalarını çizmişler.

Duvarlardaki çocuk resimleri bize pek çok ailede huzursuzluk veya başka sorunlar olduğuna işaret ediyordu. Ayrıca belli ki çizgi filmler ve televizyon karakterleri çocukların dünyasını işgal etmiş. Bunlar sadece içimi karartmadı aynı zamanda korkuttu.

Uzun zamandır bu konuyu yazmak istiyordum ama fırsat bulamamıştım. Birkaç gündür okurlar tarafından gönderilen resimler konuyu yeniden hatırlattı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz beye bir çağrı ve teklif yaparak diyorum ki; galiba çocukların durumu sandığın/m/ızdan daha vahim.

Bu nedenle sosyolog, psikolog, ilahiyatçı ve/veya Diyanet, ressam vs. gibi kimselerden oluşan liyakatli bir heyet kurup, her ildeki öğrenci resimlerinin incelenmesini, sonuçlarının raporlanmasını ve tespitler çerçevesinde önlemler alınmasını tavsiye ediyorum.

Ama bu kimseler yasak savma kabilinden rastgele kişiler değil, çocukların içlerini döktükleri resimlerdeki dışa vurumu, mânâyı görebilecek, iç huzur ve derinliği olan kimseler olmalı.

EĞİTİM KURUMLARINDA HAÇLI İSTİLASI

Bir okurumuz İzmit Hacı Bektaş Veli Ortaokulu'nun panosundaki şu resmi gönderdi

izmit-okulpano

Garip duran Hilal'in yanına konulan Kızılhaç'ın bu okulda ne işi var acaba?

Bir kare de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden... Doçent efendi “ilk yardım” dersi veriyor. Kızılay'dan rahatsız olmalılar ki, Kızılhaç'ı koymuş slaydına. Dahası bu resim üniversitenin sitesinde halen yayında…

hacettepe-02-02-2016

Madem söz haçlı görsellerinden açıldı. Bir de İstanbul'u işgal eden mason, kabalist piramitlerden söz etmezsek ayıp ederiz. Başka şekil ve imkân kalmamış gibi, camilerin içi bile piramitlerin işgaline uğradı. Kimin yaptığı da üstünde yazıyor. Bu işgali Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dan başkası engelleyemez. İşte o işgalden kareler:

 

4+4+4 MİLLETİN KUYUSUNU KAZIYOR

Konumuz çocuklar ve Milli Eğitim olduğuna göre İsmet Yılmaz Bey'e birkaç husus daha belirtelim.

Kıymetli Bakan Bey!

Malum âliniz olduğu üzere 5+3 sistemi 28 Şubatçıların Kur'an Kursu hayatını sona erdirmek ve İmam Hatiplerin önünü kesmek için dayatılmıştı.

Ancak artık acınası bir Erdoğan ve AK Parti muhalifi olan eski Milli Eğitim Bakanının icadı olan 4+4+4'ün, 28 Şubat gibi ağır bir fatura çıkardığını görmenin vakti.

Günümüzde ilkokulu bitirmiş çocukların önündeki tek seçenek ortaokul ve lise okumak. Lise bittiğinde okumak istemeyen veya okuma istidadı olmayan bir gencin meslek sahibi olabilmesi için çıraklık yapması imkânsız. Bir köy çocuğunun ziraî faaliyetleri sürdürmesi de.

Önlerindeki tek seçenek üniversite okumak. Bugün üniversite mezunlarının neredeyse hepsi bol para ve masa başı iş istiyor. Hangi fakülteyi bitirirse bitirsin, gençlerin ezici çoğunluğunun istihdama uygun olmadığı da ortada. Yani çocukları diploma sahibi yapmak sadece istatistik açıdan önemli ve memleketin geleceği içinse tehlikeli.


Marifet; istidadı olanı, istidadı olan alanda yetiştirmekte.
Berber olacak olanı kaymakam, çiftçi olacak olanı makineci, turizmci olacak olanı imam, gazeteci olacak olanı fizikçi yapmanın doğru bir yol olmadığını ne zaman göreceğiz?

Köyleri boşaltmanın, köy çocuklarını mesleksiz ve dolayısıyla asgari ücreti köle yapmanın memlekete ne yararı var? Bu fakir de ilkokulu köyde okudu. Sınıfımız 53 kişiydi ve öğretmen okuma istidadı olan 5-6 çocuğun babaları ile görüşüp okutulmasını istedi. Mesela bu fakiri o zaman halkevcilerin devşirme yeri olan öğretmen okuluna gönderilmesi için öğretmen çok yalvardı ama babam ve ben Kur'an Kursu ve İmam Hatibi istedik. Diğer aileleri de ikna edemedikleri için kimse gitmedi öğretmen lisesine. Oysa bütün masrafları onlar karşılayacaktı.

Ama şimdi her çocuğu zoraki lise mezunu yapıyorsunuz. Artık berber, tamirci, torna, marangoz, elektrikçi çırağı yok. Terzi yetişmiyor. Müstahdem işsiz kalan lise ve üniversite mezunlarından. Zanaatkâr kalmadı, peki sanatkâr? O da yok. Halen var olması, devamının geleceği anlama gelmiyor. Yakında devlette üniversite mezunlarını işe almayıp, yüksek lisans, doktora şartı getirecek. Bir gün bunlar da yetmeyecek. Peki, bunun sonu ne?

Saygıdeğer Bakan!

Galiba cehaletle ümmîlik, bilmekle diploma, eğitimle istidat kısaca her şey girift bir bilmeceye döndü. Bu karmaşa ve paradoksu çözmek size düşüyor. Ama topu size atıp kenara çekilmek niyetinde değiliz.

Bir Amerikalının Mustafa Kemal'e sunduğu eğitim raporunu,  Alman Yahudilerinin üniversitelerimizi işgalini ve bir Fransız'ın Menderes'in devrinde eğitim sistemimizle ilgili Ankara'da verdiği çok kıymetli konferansı yazarak ilerleyen günlerde sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışacağız.

Lakin en büyük beklentimiz sizden. Çünkü sorumluluk, vebal ve yetki makamında olan sizsiniz. Vesselam.

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank