content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

29 May

Hudeybiye’den Medine İslam Devletine!

Bir sevinç oluştu muhacirler arasında. Zira peygamber (s.a.s), arkadaşlarına; çocukluklarını geçirdikleri sokaklara ve gençliklerinin geçtiği yerlere geri dönüşün haberini vermişti. Vatan özlemi bitecekti artık. Mekke’ye doğru yola koyuldular, ama öyle olmadı, müşrikler Mekke’ye girmelerine izin vermediler.

Kureyş müşrikleri, Hudeybiye yakınlarında konaklanmış Müslümanlara bir barış heyeti gönderir ve şu direktifi verirler: “Gidin, buradan dönüp gitmek şartıyla Muhammed ile sulh antlaşmasında bulunun. Eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın.”

Günümüzü, tarihi arka plandan kopuk okumak yanlış olacaktır. Her yazılanın bir de görünmeyen bir arka planı vardır.

Peygamberimiz (s.a.s), taraflarca antlaşmanın kâtibi kabul edilen Ali’ye (K.v),  "Yaz!" dedi. "Bismillah ir-rahman ir-rahim."
Süheyl, itiraz etti. "Biz, Bismillah ir-rahman ir-rahim’i bilmiyoruz. Böyle yazma!" dedi.
Peygamberimiz (s.a.s), "Nasıl yazalım?"
Süheyl, "Bismike Allahümme, yaz" dedi.
Peygamberimiz (s.a.s), "Bismike Allahümme de güzeldir" buyurduktan sonra Hz. Ali’ye, "Haydi: Bismike Allahümme, yaz " diye emretti. Hz. Ali de aynı şekilde yazdı. Peygamberimiz (s.a.s) bundan sonra Hz. Ali’ye şöyle yazmasını emretti:
"Bu, Muhammed Resûlullahın, Süheyl bin Amr ile üzerinde anlaşmaya varıp sulh oldukları maddelerdir."

Kureyş heyeti başkanı Süheyl yine itiraz etti, "Vallahi, biz senin gerçekten Allah’ın Resûlü olduğunu kabul edip tanımış olsaydık, Kâbe’yi ziyaretine mani olmaz ve seninle savaşmaya kalkışmazdık" dedi.

Peygamberimiz (s.a.s), "Peki nasıl yazalım?"
Süheyl, "Muhammed b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz" dedi.
Peygamberimiz (s.a.s), "Bu da güzeldir" dedikten sonra, Hz. Ali’ye, "Ya Ali, sil onu. Sil de Muhammed b. Abdullah yaz" diye emretti.
Hz. Ali, "Hayır! Vallahi, ben Resûlullah sıfatını hiçbir zaman silemem" diye yemin etti.
Peygamberimiz (s.a.s), Hz. Ali’ye, "Bana o sıfatın geçtiği yeri göster" dedi.
Hz. Ali, "Resûlullah" kelimesinin geçtiği yeri gösterdi. Peygamberimiz (s.a.s) de onu eliyle sildi. Yerine ise "Abdullah’ın oğlu" kelimelerini yazdırdı.

Bu iki davranıştan da; Peygamberimizin (s.a.s), sulhtaki ciddiyetini, samimiyetini ve barışa giden yoldaki tıkanma sebeplerini ortadan kaldırmaya ne kadar gayret gösterdiğinin ve arkadaşlarının da ona nasıl hakiki bir teslimiyetle bağlı olduklarının nişanesi vardır.

Hudeybiye Antlaşması ya da Hudeybiye Barışı (H/6-M/628)

Peygamber (s.a.s) ve arkadaşları Kâbe ziyareti için yola çıkmışlardı. Fakat Mekkeliler bu gelişin ziyaret için değil, savaş için olduğunu zannedip, anlaşma teklif ettiler.

Stratejik öneme haiz olan/görünen bazı maddeleri: a) Müslümanlarla karşı taraf arasında 10 yıl savaş olmayacak, iki tarafın hiçbiri diğerinin malına ve canına el atmayacak. b) Müslümanlar bu yıl Kâbe’yi ziyaret etmeksizin geri dönecekler. c) Müslümanlardan Kureyş’e sığınan olursa, geri verilmeyecek, fakat Kureyşten Müslümanlara sığınanlar geri verilecek.

d) Tarafların dışında kalan diğer kabileler isterlerse Müslümanların, isterlerse Kureyş'in koruması altına girebilecek.

Antlaşma maddelerinin yazılması bitmişti. Tam da o anda, birisi kendini Müslümanların arasına attı. Bu kişi, Kureyş heyeti başkanı Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebû Cendel’den başkası değildi. Ebû Cendel Müslüman olmuş, müşrikler de onu hapsetmişlerdi. Ebû Cendel hapsedildiği yerden kaçmış ve Resûlullah’ın (s.a.s.) huzuruna gelmişti. Ne zamanlama! Şimdi ne olacak?

Ebû Cendel, babasının da kendisine reva gördüğü işkence ve eziyetlerden kurtulmak için Peygamber’e iltica etmiş ve "Beni kurtar" diyordu. Ne var ki, az önce yapılan antlaşma buna imkân vermiyordu. Daha babası Süheyl, antlaşmanın yapıldığı yerde bulunuyordu ve oğlunu Peygamberimizden geri istiyordu. "İşte! Sulh şartları gereğince bana geri vereceğin kişilerden ilki budur" diyordu.

Peygamber (s.a.s), Ebû Cendel’in babasını ikna yolunu denediyse de, Süheyl diretti. Peygambermiz, “Onlara vermiş olduğumuz söze vefasızlık edemeyiz" dedi ve üzüntü içinde Ebû Cendel’i babasına teslim etti.

Bu anlaşmanın maddeleri görünüşte Müslümanların aleyhine gözükmekte idi ve bu da içlerinde Hz. Ömer’in de bulunduğu bazı sahabelerde huzursuzluklara yol açıyordu.

“Hudeybiye Büyük Bir Fetih’tir”

Geri çekilme nasıl fetih olur? Sahabeler bunu kavrayamıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.s), ashabıyla Medine’ye doğru yola koyulmuştu, sahabenin, "Kâbe’yi tavaftan alıkonulmuşuz, Müslüman olarak bize gelip sığınanları da Resûlullah onlara geri vermiştir… Bu nasıl bir fetihdir?" dediği, kendisine iletildi.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.s), "Bu, ne kötü bir sözdür" dedikten sonra, Hudeybiye’nin büyük bir fetih olduğunu şöyle izah eder:
"Evet! Hudeybiye Sulhu en büyük fetihtir. Müşrikler, sizin kendi şehirlerinize gidip gelmenize ve işinizi görmenize razı olmuş, gidip gelirken de emniyet içinde bulunmanızı istemişlerdir… Allah, sizi, onlara galip getirecek, gittiğiniz yerden sağ salim ve kazançlı olarak geri döndürecektir! "

Bu antlaşma ile Mekkeliler, Medine İslam Devletini hukuken tanımışlardı. İslam devletinin temelleri, kimilerince ‘yenilgi’ sayılan Hudeybiye antlaşmasıyla atıldı.

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank