content
26 Kas

Hamdım, Piştim, Yandım!…

yaŞAMDAN

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir"

Yaşamını, kendisini bu üç kısa, mütevazı kelime ile özetlemiş Mevlana.  Ariflerin ve can dediklerinin gönlünde olmanın, gönül insanı olmanın onun için ne anlama geldiğini anlıyoruz. Kısa bir hatırlatma ile başlayalım ne dersiniz;Mevlana, 30 eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan    Horasan ülkesinin Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlana'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu  Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Sultanül Ulema 1212 veya 1213 yıllarında siyasi olaylar sebebi ile ailesi ve yakınları ile birlikte Belh'ten ayrıldığında, ilk durağı Nişabur olmuş.

Nişabur şehrinde tanınmış mutasavvıf Feridüddin Atar ile karşılaştıklarında, Mevlana küçük yaşına rağmen Feridüdin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmış.

Sultanü'I-Ulema 12 Ocak 12-31 yılında Konya'da vefat edince, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlana'nın çevresinde toplanmışlar, Mevlana'yı babasının tek varisi olarak görmüşler.

Mevlana 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaşınca,  Şems'de "mutlak kemalin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüş fakat Şems aniden ölünce, Mevlana uzun yıllar inzivaya çekilmiş. Daha sonraki yıllarda, Selahattin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Sizler için Mevlana'nın yaşamı ve geçmişi ile ilgili kısa bir hatırlatma yapmak istedim. Dostlarına ve dostluğa nasıl aşkla bağlı olduğu buradan da anlaşılıyor ne dersiniz? Mevlana ölüm gününü, yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu O öldüğü zaman, sevdiğine yani; Allah'ına kavuşacaktı. Onun için   Mevlana ölüm gününe, düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i  Arus" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından gözyaşı dökülmemesini vasiyet etmiş.

Güzeli, doğruyu, iyiyi, aşkı, hakikati arayanlara, öncelikle gerçek olduğunu düşündükleri her neyse, onun gerçekliğinden emin olup olmadıkları sorgusunu yaptırıyor Mevlana. "Aşık ol aşık, aşkı seçki sende seçilmiş bir insan olasın" diye sesleniyor gönüllere. Bizim arayışlarımız ve peşinde koştuklarımız ne kadar gerçek, ne kadar sanal acaba diye küçük de olsa, bir soru işareti barındırması yönüyle oldukça hayati bir alemdir Mevlana. Hazreti Mevlana, yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları, yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.

Sevgi ve hoşgörü onun diliyle can bulmuş, yaşamış gönüllerde, yıllar ve nesiller boyu yayılmış yurdun yedi düveline ve tüm diyarlarına. Tüm kelamlarının alt metni dolu, içeriği geniş ve çok şey ifade ediyor. Bir çok duyguyu bünyesinde toplaması, insanları aşka dostluğa davet etmesi açısından bir dünya fenomeni olarak geçer litaratüre. 'Kim olursan ol, gel' çağrısı ve "Ne olursan ol, gel" betimlemesi, tüm can taşıyan varlıkları kucaklayışının en güzel ve net ifadesi değil midir?

Mevlana büyük bir hak aşığıdır. Aşkın efendisidir. Aşkta yok olmuştur. Bizzat aşktır. Aşkın ne olduğunu soranlara; "Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça, onu tamamı ile bilemezsin." buyurur.

"İnsan düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin fikir ve sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlana   Celaleddin-i Rumi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir güneştir.   Onun insan dü-şüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir."

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank