content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

03 Mar

Halifeliğin Kaldırılması-(I)

Sözlükte “half” kökünden türeyen, birinin yerine geçerek işini devam ettiren Halife kelimesinin, çoğulu hulefa, siyasetteki karşılığı bir kimsenin yerini tutma, yerine geçmedir. Bir kimsenin diğer bir kimsenin yerini tutmasına “Hilafet”, Halife tayin etmeye de “istihlaf” veya tahlif denir. Kur’an da da değişik şekil ve eklerle birlikte 126 defa kullanılmıştır. Bakara 2/30, Enam 6/165, Neml 27/62 deki kullanımları daha çık siyaset alanına tekabül eden mahiyettedir. Hilafete imamet de denildiğinden, Halifeye de İmam da denilmiştir. Emirel Müminin yerine de kullanılmıştır. Dolayısı ile Halife, vekil, yerine gelen, sonradan gelen, başkan, reis gibi anlamları kapsar.

Hz. Muhammed (sav) sağlığında yönetimle ilgili bütün yetkilerin sahibi idi. Doğrudan doğruya Allah tarafından seçildiği için, Onun resullüğünü kabul ederek Müslüman olanlar arasında yönetime dair yetkileri de tartışma konusu olmamıştır. Ancak onun vefatı ile birlikte, Müslümanların yönetim ihtiyacı ortadan kalkmadığından onun yerine yöneticilik işlerini yürütecek birisinin seçilmesi de kaçınılmaz olmuştur. Kur’anda da “Müminlerin işleri kendi aralarında istişare iledir” (42/3), “Yönetim/iş hususunda onlara danış” (Ali İmran 37159) benzeri ayetler de, Müslümanları yönetecek şahsın, yine Müslümanlar tarafından seçilmesinin zaruretine gerekçe olarak gösterilmiştir. Tarihte bilinen tartışmaların sonunda, zaman sırası ile Dört Halifenin iktidara gelmeleri de bu kuralın işlemesi sonunda gerçekleşen bir uygulama olarak genel kabul görmüştür.

Dört Halifeden sonra ise yönetimin şekli ve mahiyeti değişmiştir. Babadan oğla intkal eden bir miras gibi kişisel bir iktidara, sultaya dönüşmüştür. Biline sırası ile önce Emevi, Abbasi ve son olarak ta Osmanlı Hanedan ailesine intikal etmiştir. Osmanlı Padişahları, Mısır seferinden sona (1517) Padişah unvanlarının yanında birde Halife unvanı kullanmıştır. Ama 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasına kadar Osmanlı resmi yazışmalarında “Halife” unvanının kayda değer bir yeri olmamıştır. O Antlaşma iledir ki ilk defa uluslar arası bir belgede, diplomaside halifelik unvanı yer almıştır. Yine Osmanlının iç mevzuatında da başta 1876 Kanun-i Esasisi olmak üzere Halife unvanı belirleyici olmuştur.

Abdülhamid’in Padişahlığı döneminde (1876/1909) Halifelik Osmanlı diplomasisinin temel taşlarından birisi haline gelmiştir. Osmanlı yönetimi altındaki Hıristiyan azınlıklar, sömürgeci Avrupa ülkelerinin yardımları ile isyan etmeye ve Osmanlıdan ayrılmaya çalışmışlardır. Osmanlılara karşı bir Hıristiyan dayanışması tesis edilmiştir. Buna karşı kendiliğinden Osmanlı sınırları içinde ve dışında da bir Müslüman dayanışması ortaya çıkmıştır. Osmanlı seçkinlerinin daha çok ve özellikle “İttihad-ı İslam” dedikleri ancak Batılıların dönem dönem Panislamizm, Politik İslam yada Radikal İslam diye niteledikleri anlayış daha çok İslamcılık diye de bilinmektedir.

1919-1922 döneminde işgal altındaki İstanbul’u, Halifeliği, Padişahlığı kurtarmaya çalışmak, İstiklal Mücadelesinin günümüzdeki kullanım şekliyle “Kurtuluş Savaşının” temel gerekçesidir. İşte bununla ilgili bazı misaller:
7 Ağustos 1919’da toplantısını tamamlayan Erzurum Kongresinin kapanış beyannamesi 10 maddeden oluşmuştur. Bunlardan ikincisi aynen şöyledir: “Osmanlı Vatanı’nın tamamiyeti ve istiklali milli’mizin temini ve Makam-ı Saltanat’ü Hilafet’in masuniyeti için, kuvay-ı milliye’yi amil ve irade-i milliye’yi hakim kılmak esastır.”1
İstanbul’da Osmanlı Mebusan Meclisinin İngilizler tarafından işgal edilmesi haberleri üzerine Mustafa Kemal Paşa2: “Alemi İslam’a Beyanname” başlığı ile yayınladığı bildiride; “Ehi Salibin Hilafet makamını tahtı esarete alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masunu zeval kalacağına şüphe bulunmayan hürriyeti İslamiyeyi hedef ittihaz etmekte” bulunduğunu belirtmiştir.

İstanbul’un yeniden işgalden bir gün sonra Mustafa Kemal Paşa3, Anadolu’daki Kolordu Komutanlarına gönderdiği bir yazıda: “Binaenaleyh vaziyeti hazıranın İstanbul’a rabıtası tamamen kat’edilmiş bulunan Anadolu’da icap ettireceği tarzı idareye ait esasatı her milletin bu gibi zamanlarda müracaat ettiği ahvale tevfikan bir Meclis-i Müessisan teşkiliyle tesbit etmek zaruridir. Aynı zamanda makamı Hilafet ve Saltanatın masuniyeti istiklalini ve makarr-ı hilafet ve saltanat olan İstanbul’un tahlisini istihdaf edecek mücahedatı milliyeyi Meclis-i Müessisanın murakabesi elzemdir.”
24 Nisan 1920’de TBMM’nin gizli oturumunda Mustafa Kemal Paşa yaptığı knuşmada: “Meclisimizde temessül ve tecelli eden kudret-i milliyemiz makam-ı Hilafet ve Saltanat-ı ecnebi tazyikatından kurtaracak ve Devlet-i Osmaniyeyi inhilal ve esaretten tahlis edecek tedabiri ittihaz eyleyecekir..”4

Halifelik ile Saltanat birbirinden ayrılabilir mi? Böyle bir şey mümkün ve gerekli midir? Mustafa Kemal Paşa aynı gün 24 Nisan 1920’de TBMM’ye verdiği önergede bu konu hakkında görüşlerini şöyle açıklamıştır: “Mücadelemizin birinci gayesi, Saltanat ve Hilafet makamının tefrikini istihdaf eden düşmanlarımıza irade-i milliyenin buna müsait olmadığını göstermek ve bu makamatı mukaddeseyi esareti ecnebiyden tahlis ederek ulülemrin selahiyetini düşmanın tehdit ve ikranından azade kılmaktır…”5

Mustafa Kemal Paşa’nın bu açıklamasına göre, İstanbul’un işgalcisi İtilaf Devletlerinin asıl hedefi Halifelik ve Saltanat makamlarının ayrılmasını temin etmektir. Ancak TBMM ve onun başkanı Mustafa Kemal Paşa düşmanın bu makamı ayırma çabalarını engellemeyi Milli Mücadeleni birinci gayesi olarak ilan etmiştir.

Ankara’daki Meclis niçin toplanmıştır? Yine Mustafa Kemal Paşa’nın açıklamasından öğreniyoruz ki; “Meclisi aliniz haiz olduğu selahiyeti fevkaledeye binaen idare-i umumiyeyi milleti fiilen deruhte ve selameti memleket ve Hilafeti bizzat temin ve müdafaa vazife ve selahiyetiyle teşekkül etmiştir ve artık Meclisi alinizin tanzim edeceği esasatı kanuniye vaz-ı muhterem ve mubeccelini ahzeder…”6

Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği önergeyi destekleyen Kırşehir Milletvekili Müfit Efendi ise: “Şu halde bizim için yapılacak şey, milleti ittihadı tam halinde bulundurarak, Makam-ı Hilafete karşı vukubulan taarruzu defetmek için bir cesareti medeniye ve İslami’ye göstermek suretiyle hayatımızı tahkir ederek yürümektir…”7

Yine TBMM adına TBMM başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından 27 Nisan 1920’de “Halifemiz ve Hakan-ı Akdesimiz Efendimiz” başlıklı yazıda TBMM’nin görevi/amacı şöyle açıklanmıştır: “Hukuku saltanatı seniyelerini ve istiklali milletimizi müdafaa ve temin etmek .. İctimaının ilk sözü Halife ve Padişahına sadakat olan Büyük Millet Meclisi, sn sözünün yine bundan ibaret olacağını südde-i seniyelerine en büyük tazim ve huşu ile arz eder…”8

Elbette benzeri konuşma ve görüşler Ekim 1922’ye kadar devam etmiştir. Mustafa Kemal Paşa 1 Kasım 1922’de Saltanat’ın Halifelik’ten ayrılması ve Saltanat’ın kaldırılarak yalnızca Halifeliğin devam etmesi görüşmeleri TBMM’de yapılırken, yaptığı konuşmada ise şu görüşlerini açıklamıştır: “Osmanoğulları zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Şimdi de Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatına isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan mllete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikatı ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabi görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır.Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”9

Böylece, Halifelikle Saltanatın birbirinden ayrılmasını, “düşmanların hedefi” sayan bir Meclis, Padişahı Mukaddes sayan bir Meclis, Padişahlığı ve Halifeliği Milli gayenin birincisi ve hatta Milli birliğin gerekçesi sayan Meclis, onu işgal altından yabancıların baskı ve etkisinden kurtarmak için yemin eden Meclis şimdi bu “Kafa uçurmalı” ikna konuşmalarından sonra Saltanatı 1 Kasım 1922’de bir genel kurul kararı ile kaldırmıştır.

D İ P N O T L A R
1-Fahrettin Kırzıoğlu,Bütünüyle Erzurum Kongresi, Ankara 1993, s.251.
2-Hakimiyeti Milliye, 23 Nisan 1923.
3-Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, S.23, Mart 1958, Vesika No:592.
4-TBMM, Zabıt Ceridesi, C.1, s.30.
5-TBMM, Zabıt Ceridesi, C.1, s.31.
6-TBMM, Zabıt Ceridesi, C.1, s.31.
7- TBMM, Zabıt Ceridesi, C.1, s.36.
8- TBMM, Zabıt Ceridesi, C.1, s.123/124.
9-Mustafa Kemal Paşa, Nutuk, Ankara 1938, s.468.

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank