content
02 Nis

Ey Gidi Dağ Adamı, Semirtir Yağ Adamı

Dün okumuş olduğum bir haberin şaşkınlığı içerisinde kalakalmış bir vaziyetteyim. Acaba ben yanlış mı gördüm ki diye aynı haberi iki kere okudum ve yanlış anlamadığıma kanaat ettikten sonra yazmaya başladım.

Amiyane bir giriş olacak belki ama affınıza mahçuben, ‘vay anasını sayın okuyucular’ demekten maalesef kendimi alamıyorum.

Vatan Gazetesi’nde okuduğum habere göre; Libya Sirte’deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan tek Avrupalı siyasetçi olan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin elini öpmüş!

ABD ve Libya arasındaki ilişkiler, Libya lideri Muammer Kaddafi'nin kitle imha silah programından vazgeçmeyi, terörizmi kınamayı ve 1988'de sabotaj düzenlenen Pan Am uçağındaki ve bazı diğer saldırılardaki kurbanların yakınlarına tazminat ödemeyi kabul ettiği 2003 yılında gelişme yoluna girmiştir.

Her fırsatta Kaddafi’nin gelir gider aklından nemalanan İtalya, tabiri caizse ayıya dayı diyerek 30 sene boyunca Libya’yın kaynaklarını sömürmüş Libya’nın ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında ise en ön sırayı almıştır. Libya’nın ihracatına bakacak olursak da İtalya’nın Libya’nın en büyük müşterisi olduğunu görüyoruz. 2008 yılındaki 64.5 milyar dolarlık ihracat yapan Libya, bunun yüzde 38’ini yani 24.5 milyar dolarını İtalya ile, yüzde 12’sini ise Almanya ile gerçekleştirmiştir.

Sosyalist yapısıyla kapılarını dünyaya kapatan Libya, liberal açılımla seneler boyunca halkına yaşattığı mahrumiyeti telafi mi etmeye çalışıyor yoksa deli ayağına yatıp 40 senedir ne idüğü belirsiz siyasi politikalarla, bilhassa Libya vatandaşlarına acımasız katliamlar yaparak, saman altından hizmet ettiği birilerinin himayesinden mi çıkıyor?

Liberal açılım olarak değerlendirilebilecek bu dışarıya açılım, senelerce ABD’ye kafa tutan Kaddafi’nin de kukla olarak kullanıldığı düşüncesini akla getiriyor.

Yaptıklarıyla söyledikleri arasında uçurumlar olan Kaddafi’nin tutarsızlığının bir örneği de kendisinin İtalya kulüplerinden Juventus’un ortaklarından biri olmasıdır.

Geçmişe göz atacak olursak:

Libya ile İngiltere arasındaki diplomatik ilişkiler 1984 yılında, Londra’daki Libya büyükelçiliğinin penceresinden açılan ateşte bir İngiliz kadın polisin öldürülmesinden sonra kesilmiştir.

1986`da Berlin`de bir diskonun bombalanması sonucu 3 kişi ölmüş ve 229 kişi yaralanmıştı. Her iki saldırılardan Libya sorumlu tutulmuştur. ABD de 1986`da Trablus ve Bingazi`yi havadan bombalamış, aralarında Kaddafi’nin evlatlık kızının da olduğu 40 kişi ölmüştür.

1988 tarihinde Heathrow'dan  New York'a  havalanan uçak havada infilak ederek İskoçya’nın Lockerbie bölgesine düşmüş uçaktaki 270 kişi artı düşen bölgedeki 17 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu olayı Libya üstlenmiş ve sorumlusu olarak Libyalı Abdelbaset Ali Mohmed Al Megrahi ömür boyu hapse mahkûm edilmiş, 2001 yılında tutuklanmış fakat geçtiğimiz ağustos ayında ölümcül hastalığından ötürü serbest bırakılmıştır.

Ancak iddialar, CIA’in Avrupa’dan ABD’ye uyuşturucu kaçakçılığı yapmak maksadıyla, bahsi geçen uçağa Suriyeli uyuşturucu satıcıları aracılığıyla mal yüklettiği ve dolayısıyla yüklenen bavulların kontrolünü yaptırtmadığı ve olay günü, içinde uyuşturucu olan çantayla bomba çantasının bunu bilen birilerince değiştirildiği yönünde.

Hatta başka, bir iddia, bu çanta değişiminden CIA’in haberinin olduğunu buna rağmen yürüttükleri operasyon kirli bir iş olduğundan engellemeye yanaşmadıklarını öne sürülüyor. Olayı, Washington’daki üstlerine bildirmek KV için aynı uçağa binen görevlilerin, diğer kurbanlarla birlikte öldüğü de teoriler arasında. (kaynak: habertürk)

Uçağa konulan bomba yüklü bavulların Libya uyruklu kişilere ait olduğunun anlaşılmasından sonra Libya'ya ambargo uygulanmaya başlanmıştır. Aynı zamanda Libya uçakta ölenlerin ailelerine tazminat ödemek zorunda kalmıştır.

Bir zamanlar sosyalizmin ateşli savunucusu olan ‘Yeşil Kitap’ın yazarı dünyanın en çok kendinden söz ettiren devlet başkanlarından biri olan Libya lideri Muammer Kaddafi'dir.

Hattı zatında tuhaf bir adamdır Kadaffi. Bir gün kafası eser bir kanun koyar, ertesi gün tepesi atar o kanunu uygulayanların kafasını keser. Kimselerin mana veremediği garip sözleri ve siyasi gelişmeler karşısında gösterdiği ilginç tavırları vardır. Bu özelliğinden dolayı onu yakından tanıyanlar bile akıllı mı yoksa deli mi olduğu konusunda tereddüte düşerler. Yalnız akıllı delilerden olsa gerek 1 Eylül 1969'da 27 yaşında gerçekleştirdiği darbeden buyana saltanatını hala sürdürebilmektedir.

1988'deki bir Arap zirvesinde, sağ eline giydiği beyaz eldivenini giyerek, "Böylece kanlı elleri sıkmaktan kurtulduğunu" söyleyen Kaddafi, sonraki zirvede ise eski Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın yanında bir sigara yakıp dumanını da her seferinde Krala üflemiştir.

Libya'nın nev'i şahsına münhasır lideri Kaddafi’nin dünyaca meşhur kitabı, Yeşil Kitap "halk yönetimi", "sosyalizm" ve "üçüncü dünya teorisi" ideolojilerinden oluşur.

"Yeşil Kitap"ı, ‘insanlık için tek çözüm’ olarak gören Kaddafi, demokrasinin sandıklarla tesis edilemeyeceğini ve seçimlerin bir "maskaralık" olduğunu düşünür, bir zamanlar kendini "Afrika krallarının kralı", "rehber" ilan ederken, yıllar içinde Batılıların vazgeçilmez ortağı haline gelmiştir.

İlk defa katıldığı BM Genel Kurul Toplantısında 15 dakika konuşma yapması gerekirken yaklaşık 2 saat konuşma yapmış ve batılı devletlere ayar üstüne ayar vermiştir.

Yalnız Kaddafi bunamış olacak ki; Libya’nın zenginliğinin kaynağı olan petrol endüstrisi de dâhil olmak üzere devlet sektörünün başarısızlığa uğradığı ve lağvedilmesinin gerektiğini söyleyerek Devletin değil, Libyalıların malı olan` ve petrol tespitinden üretim ve pazarlamaya kadar petrol endüstrisini geliştirmek` için yabancı uzmanların da işletmelerine yardım etmek için ortak olabilecekleri firmaların kurulması için çağrıda bulunmuştur.

Mesela, aklı evvel olan Kaddafi gün içinde elli kere İtalya’ya söver, sabah akşam ulusal kanalından Ömer Muhtar Filmini yayınlar ama aradan daha gün geçmeden İtalya ile ticaret yapar. Buna alışkın olan İtalyanlar ise Kaddafi’nin bu tavırlarına ‘delidir ne yapsa yeridir’ der güler geçerler.

Önceleri asıp kestiği, halkı minarelerden cihat çağrısında bulunarak aleyhinde kışkırttığı, kanlı bıçaklı olduğu, ülkesinin kaynaklarını sömüren İngiltere ve  halkına ekonomik ambargo uygulayarak açlığa mahkûm eden ABD ile yakın temasa geçerek her alanda iş birliğine girmeye başladı. Kaddafi, son tavırlarıyla İslam dünyasının yerine emperyalist ülkelerin safında yer alarak, bütün dünya kamuoyuna bunadığını ilan etmiştir.

Deli meli ama her ne kadar tutarsız da olsa Kaddafi, Müslümanlara her fırsatta zulmü dolaylı yahut dolaysız yollarla reva gören Avrupalılara, petrolden de aldığı güçle iyi ayar vermiştir.

Hatta Kaddafi, Berlusconi’nin daha önce Libya liderinin “sömürgecilik tazminatı” koşulunu kabul edip, 20 milyar dolar yardım ve yatırım sözü vermesine rağmen bununla da yetinmemiş Roma’ya yaptığı resmi ziyaretten öncesinde Berlusconi’den bizzat karşılama istemiş, aksi takdirde geziyi iptal edeceği tehdidini savurmuştur. Üstelik Berlusconi’yi kendisini karşılamaya geldiğinde 20 dakika bekletmiş, ayrıca yakasına İtalyanların idam ettiği Libyalı direnişçi lider Ömer Muhtar’ın da resmini takarak rüştünü ispat etmiştir. (kaynak: vatan)

Trablus’ta 3 sene yaşamış ve uluslararası siyaseti takip eden biri olarak bu adamın Müslümanlık adı altında yaptığı hiçbir şeyi tasvip etmemekle beraber hiçbir zaman samimi bulmamışımdır.

İslam’da diktatörlük yoktur. Riya yoktur. Hükümdarların halka eziyet etme gibi bir hakkı hiç yoktur.

Ülkesinde farklı, ülke dışında tamamen farklı kimliklere bürünen Kaddafi, Roma’da eskort kızlarına İslam çağrısında bulunarak uzunca bir vaaz verdikten sonra meşhur yeşil kitabından hediye etmiştir.

Lübnan Hizbullah’ının siyasi, ekonomik ve sosyal geleneklerini benimsediği Suriye yanlısı siyasi hareketi Afwaj Al-Muqawama Al-Lubnaniyya (Lübnan Direniş Tugayı / The Lebanese Resistance Brigade) ‘ın kurucusu Musa Al-Sadr’ın Libya gezisinde kaybolmasında Saddam gibi kukla olduğuna inandığım Kaddafi’nin parmağı olduğunu düşünüyorum.

Arafat'ın siyonist işgal yönetimiyle anlaşma yapmasını gerekçe göstererek, güya ülkesindeki ekonomik yükü hafifletmek için çok sayıda Filistinliyi ülkesinden sınır dışı etmiştir. Halbuki  ABD’nin, 1986'da Trablus ve Bingazi'ye hava saldırısı düzenlemesinin sebebi Kaddafi’nin İrlanda Cumhuriyeti Ordusu ve Filistin Kurtuluş Ordusu gibi örgütlere destek vermiş olmasıdır.

Uluslararası terörün kışkırtıcısı olarak etiketlenen Kaddafi de Allah ve Kuran lafzını kullanarak tıpkı diğerleri gibi Müslüman kimliğini karalamıştır. Kaddafi'nin diğer kuklalardan tek farkı henüz iplerinin görünmüyor olmasıdır.

Bütün dünyanın kendisini yalnız bıraktığı bir dönemde Sudan, Libya’yı yalnız bırakmayarak yardımcı olmuş ama Kaddafi, Sudan'ın İslâmi hareket mensuplarına yardımcı olduğunu, onların silahlı eğitim görmelerine imkân sağladığını ileri sürerek, güya kafa tuttuğu Amerika ve Avrupa ülkelerine yaranmak için ilişkilerini bozarak Sudan’a ihanet etmiştir.

(kaynak: vahdet)

Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında ambargo altında olan Türkiye ile Amerika arasında uçakların parça sıkıntısının yaşandığı sıralarda Kaddafi, Türkiye’ye yedek parça, silah ve mühimmat desteğinde bulunmuştur. Bunu duyan Amerika sinirlenip 6. filoyu Akdeniz’e sokmaya kalkışınca, Kaddafi kükremiş ve "eğer 6. filoyu Akdeniz’e sokarsanız, petrolü Akdeniz’e döker filonuzu da bütün Akdeniz’i de yakarım" diyerek raconun büyüğünü kesmiştir.

Nasıl Kurtuluş Savaşı sırasında Hintli Müslümanların verdiği destek unutulmadıysa, Kıbrıs Harekâtı sırasında Kaddafi’nin yaptığı jest de unutulmayacaktır. Yiğidi öldür, hakkını ver…

Ve son olarak Libya’nın yapacağı 123.4 milyar dolarlık altyapı yatırımından pay almak isteyen İtalya, Başbakanı Silvio Berlusconi aracılığıyla Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin elini öperek, para ve menfaat için sadece insanları değil devletlerin bile ne hale düşebileceğini açıkça göstermiştir.

Ömrünü iki tır arasına kurduğu çadırda geçiren, diplomatik nezaketten bir haber olan Libya Devlet Başkanı petrolüyle Avrupa’yı döver olmuştur.

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

3 Kere Cevaplanmış to “Ey Gidi Dağ Adamı, Semirtir Yağ Adamı”

  1. 1
    dr. ahmet fidan Says:

    Başlığın cuk oturduğu, analiz ve tespitlerin isabetli olduğu güzel bir yazı.

    Tebrik ederim Zehra Hanım.

  2. 2
    Uğur ÖZALTIN Says:

    Zehra hanım
    Kıbrıs savaşında bu kadar bize jest yapabilen birine aferin diyelim bence.

    İtalyan başbakanına elini öptürmüş bir adam ne yapsın ki diplomatik nezaketi

    Diplomatik nezaken yalakalık olarak algılanmıştır hep

    Keşke bizim mecliste de 5 tane kaddafi kopyası olsaydı

    Washinton bu kadar kabe yapılmazdı dimi :>
    Müslüman geçinenlerin kıblesi obama oldu da :>

  3. 3
    Halil Dağ Says:

    Libya ve Kaddafi ikilisi ile Kıbrıs arasındaki ilişkiye ilişkin bilgi tararken bu yazı çıktı karşıma, haliyle diğerlerinden daha çok ilgimi çekti ne var ki diye.

    Bir de Kaddafi aşkı hala sönmemiş bir çıkıntı olunca dönüp baktım. Ne yazık ki gördüğüm şu oldu, tarih iinsanı haklı çıkarsa da haklı'nın hakkını savunan kalmamış günümüzde.

    Batı, aç kurtlar gibi Kaddafi'nin başına üşüşürken aslanın uyluk kemiğine dişini ilk geçiren sırtlan ne acı ki Kaddafi'nin 1974'te ipten aldığı Türkiye oldu.

    Türk Milleti dilerim ki gelecekte birgün Libya halkına bu utancını unutturma şansına sahip olur.

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank