content

04 Haz

Evleniyor muyuz? “Esir” mi Ediliyoruz?

Sevgili okurlar,

Evlilik sezonuna girildiği zamanlarda “düğün” temalı bir çok faydalı bilgi ve güzellik ile okuyucu karşısına çıkılmasına alışılmışken, bu yazının başlığı size aykırı gelmiş olabilir. Fakat güzel bir yaşamın temelleri için atılan adımlarda bir takım konuları da itina ile düşünmek gerekir. Gönül arzu eder ki , bütün evlilikler hayırlı birliktelikler olarak gerçekleşsin ve topluma huzur yansımaları olarak aksetsin.
Fakat toplumsal yaşamda bu konuda derin yaralarımız da var. Sarabilmek için bilmeli ve görmeliyiz.

Konuya alakasızmış gibi görünen bir bilgiyi paylaşarak girmek istiyorum. Türk Dil Kurumu 2006’da bir açıklama yaparak, bazı atasözlerini dilimizden ayıklamaya başlamışlar. İşte bunlardan bir kısmı ;
“Kız yedi yasından sonra ya erde, ya yerde.”
“Oglunu seven hocaya, kızını seven kocaya verir.”
“ Kızını fırsat bulunca,oğlunu canım isteyince evlendir”
“Oglan doguran övünsün, kız doguran dövünsün”
“Oglan olsun deli olsun, ekmek olsun kuru olsun”
“Er kocarsa koç olur, karı kocarsa hiç olur.”
“Kadın erkeğin şeytanıdır”
“Avradı eri saklar, peyniri deri”
“Al atın iyisini yiyeceği bir yem, al avradın iyisini giyeceği bir don”
“Oğlan babadan öğrenir sofra dizmeyi, kız anadan öğrenir sokak gezmeyi”
“Avrat malı, kapı mandalı”
“Etin iyisi bacaktan, kızın iyisi ocaktan”
“İlk karı dert karısıdır, ikinci karı mülk karısıdır”
“Kenarına bak, bezini al, anasına bak, kızını al”
“Kız, kendi havasına bırakılırsa, ya davulcuya gider ya zurnacıya”
“Kız kocaya, oğlan hocaya”
“Kızını dövmeyen, dizini döver”
“Gül dalından odun, beslemeden kadın olmaz”
“Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez”

Sizin de dikkatinizi çekti mi? Bu sözlerin çoğu toplumsal yaşamda hâlâ etken… Yani sözlüklerden silmek, toplumsal hafızalardan silmeyi mümkün kılmıyor. Benim asıl temas etmek istediğim nokta ise , bu sözlerin çoğunun kız çocuğunun evlenilerek kurtulunması gereken bir yük gibi görüldüğünün altını çizmesidir. Bunun yanında evliliklerde kadının yeri neredeyse kocasının esiri olmakla eş görülebilmiş.

Nitekim evliliklerde kadını aşağılayan bir yığın toplumsal kaidelerle boğuşmak hâlen süregelen bir yara…
Kadının narin ve hassas oluşu külfet kabul edilir. Kadını taşımak genellikle toplum kurallarıyla zorlaştırılmış, bu nedenle de ömür boyu sürülen esaret gibi görülmüştür. Kız çocukları çabucak evlendirilip, kurtulmak istenilir. Böyle bir anlayışla yapılan evlilikler ancak kadının hayatının gasp edilmesi anlamına gelir. Gasp edilen yaşam ise esaret demektir. Bir esir gibi yaşayan her insan; gün gelip hürriyete kavuşma arzusu duyarak yaşar. Bunun için de o ana kadar yaptığı her iş; sırtına vurulan kırbaç gibidir.

Toplumumuzda maalesef birçok kadın evliliğini bir esir gibi yaşamaktadır. Bu hali ile evliliklerinde kadın bütün yükümlülüklerini bir ceza gibi yerine getirmekte, dolayısı ile evliliğini hem kendine hem eşine zehir edebilmektedir.

Evliliklerde, karşılıklı sorumluluklar muhakkak ki, birtakım kısıtlamaları getirecektir. Ama bireysel özgürlüklerden tümüyle vazgeçmek anlamına gelecek bir yaşam haline dönüştürülmemelidir. Ne erkek, ne de kadın için!

Bizim toplumumuzun iktisadi ve siyasi alanda geçirdikleri tekâmülleri sosyal alanda geçirdikleri tekâmülle aynı hızda olmuyor. Evliliklerde ve sosyal yaşamımızdaki evreleri geçirmede hız kaybeden bir toplum olmamızın nedeni; kanaatimce dini ve ahlaki eğitimimizin bir süredir aynı hızda kan kaybetmiş olmasıdır. Atasözlerimizin hâlâ canlı olmasını muhkem bir delil kabul edersek, bu tekâmülün olmadığını söylemem abartı değildir.
Hayır ümitsiz değilim, kadınlar hür iradeleri ile kendi yaşamlarının temel şartlarını oluşturabilecekleri koşullara evliliklerinde de sahip olacaklardır. Ama bunu bilinçli olarak gerçekleştirmek için daha çok farkındalık gerekiyor. Evliliklerimize ve topluma faydalı birer fert olmak öncelikle bu kanaati oluşturabilmekten geçecektir.

Demem şu ki; sevgi ve muhabbet esaretinden başka hiçbir kölelik kalmayıncaya kadar biz kadınlar; evliliklerinde ve toplumsal yaşamlarında doğru ses ve söz olmayı başarmalıyız.

Halil Cibran’ın “Evlilik” şiiri son söz olmaya değer, muhabbetle kalınız...
Evlilik
Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız,
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız,
Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız,
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun,
Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda,
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın,
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin,
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,
Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır,
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın,
Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,
Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez....
Halil Cibran

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

1 Kere Cevaplanmış to “Evleniyor muyuz? “Esir” mi Ediliyoruz?”

  1. 1
    Uğur ÖZALTIN Says:

    Güzel yazmışsınız zevkle okudum. Kapitalist düzenin şartları aileleri parçalıyor bu konuda sanırım makale değil kitp yazılması gerekli. "1 sat fabrika köşelerindeki esaretten gençler çıkamıyor ki evlenebilsin sosyal kültürel bir hayatı olsun

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank