content
12 Tem

Dindarlaşıyor Muyuz?

Dindarlık bir dönem itilip kakılmış olsa da bu toprakların asli değeri olma vasfını hiçbir zaman kaybetmedi. Belli alanlara hapsedilmek istendi, bastırılmak istendi, kamusal alanın mahiyetini tanzim edenler tarafından "bana görünme de kime görünürsen görün" muamelesine tabi tutuldu ama her halukarda bu dinin mensupları tarafından sahiplenildi ve hayatiyetini devam ettirdi.

Son yıllarda sadece bizde değil dünyada da, sadece İslamiyet değil genel manada hak veya batıl din(ler)e ve onların ortaya koyduğu öğretilere ilginin artmasına paralel olarak ülkemizde de din ve dindarlık daha görünür hale geldi, kamusal alanda kendine daha rahat yer bulmaya başladı.

Gelin şöyle bir teşbihle başlayalım; sözünü ettiğimiz o menhus dönemi kıtlık yılları olarak nitelendirelim. Ekmeğin karneyle alınabildiği, çekirge istilasının hububat tarlalarının anasını ağlattığı, sofrada bir zeytin tanesinin iki yarım ısırıkla iki lokmaya katık edildiği kıtlık ve yokluk dönemi olarak düşünelim. Dini öğrenmenin ve yaşamanın arslanın ağzındaki ekmek mesabesinde olduğu zamanlar..

O günlerden bugüne köprülerin altından çok sular aktı, siyasetten fikir özgürlüğüne, tek sesli medyadan basın özgürlüğüne, kılık kıyafete ve daha bir çok şeye kadar esnemeler, genişlemeler oldu ve tabii bu değişim dinin ve dindarlığın -en azından alamet olarak- daha görülür olması sonucunu da getirdi.

Zaman zaman toplumdaki dindarlık eğilimini yansıtan anket sonuçları yayınlanıyor ve bu sonuçlara istinaden dindarlığın giderek yükselen bir değer olduğu tespiti yapılıyor. Ben bu tespite tümüyle katılamıyorum, iki sebepten; birincisi, mesela otuz-kırk yıl önce topluma bu sorular sorulsaydı içinden geleni hangi cesaretle eğip bükmeden cevaba yansıtırdı, bundan emin değilim. İkincisi, show devrinde yaşadığımız ve kabuğun özün, zarfın mazrufun çok çok önüne geçtiği bir vakıa iken ortada görülen dindarlık alametleri gerçekten de giderek daha dindar olduğumuz sonucunu çıkarmaya yeter mi, bundan da emin değilim..

Bu verilere temkinle yaklaşmamın çok basit gerekçeleri var. Eğer toplum giderek daha dindar oluyor ise, dinin öngördüğü yaşama biçimi ve ahlaki değerleri, hayatını ve davranışlarını düzenlemede en önemli kıstaslar olarak kabul ettiği anlamına gelmez mi?! Hal böyle iken nasıl oluyor da mesela ticari hayatta herkes birbirini kazıklamakla meşgul olabiliyor? Mesela nasıl oluyor da insan ilişkileri bu kadar sorunlu olabiliyor, kuyu kazmayacak adam bulmakta zorlanıyoruz? En önemlisi, mesela başkaları ile olan münasebetlerimizde kendimizi muhasebeye davet edip, "acaba yanlış yaptığım bir şey var mı?"diye bakıp, varsa (ki çok var) yanlışlarımızı düzeltme ihtiyacı duymuyoruz. Herşeyi yerli yerinde ve doğru yaptığımızdan nasıl bu kadar emin olabiliyoruz? Bakın bu önemli bir sorudur!..

Niyâzî-i Mısrî Hz. şifreyi vermiş; "Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin / İnsân-ı kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş" buyuruyor. Eğer İslam'ın beş temel şartını görünüşte yerine getirip arkamıza yaslanmakla işimizin biteceğini sanırsak bu manzara değişmez. Anketler ne derse desin dindarlaştığımız tespiti havada kalır. Neticede o veriler kişilerin beyanından yola çıkılarak oluşturuluyor ve biz biliyoruz ki, âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!..

Peki sorun ne? Sorun çok da, bana kalırsa en büyük sorun yanlış beslenme!. Şöyle ki; gıda sektörünün nefsi baştan çıkaran hazır yiyeceklerine rağbet ettikçe vücudumuzun kimyası bozulup obezleştiğimiz gibi, manevi ahlaki bünyemizi alt üst eden, fesada uğratan şeylerle manevi kimyamız gittikçe bozuluyor. Bence ilk bakmamız gereken unsur, sosyal ilişkiler bağlamında hücre yapısını tahrip eden haramlar ki en yaygın görüleni de kul hakkıdır. Dahası bu zehire alışan ve obezleşen manevi bünyemiz, yedikçe iştahı artıyor. Küçük büyük demeden gözümüzün gördüğü, elimizin erdiği kul hakkını -âmiyâne tabirle- "iç etmekten" kendimizi alamıyoruz. Kişi yanlış beslendiği sürece bir iki kültür-fizik hareketiyle sağlıklı olamayacağı gibi, manevi bünye envai çeşit haramla fesada uğratıldıkça buna namaz neylesin, oruç neylesin! Şimdilik bu kadarla konuya parmak basmış olalım..

Oysa bizim dindarlıktan beklediğimiz bu değildi. "Müslüman odur ki, herkes ondan kendine bir zarar gelmeyeceğinden emindir" diye biliyorduk. Dinin pratiklerini, yani ibadetlerimizi zahiren ne kadar yerine getirirsek getirelim, eğer bu bizi Allah'ın murad ettiği kalitede insan olmaya yöneltmiyorsa vay halimize, vay bizim dindarlığımıza! Galiba olsa olsa özde değil sözde dindarlaşmadan sözedebiliriz gibi geliyor bana..

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank