content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

24 Eyl

Didimli Afrodit

Sanırım Türk erkeklerinin hepsinde var sarışın merakı. Benim de çocukluğumda, gençliğimde “deli” gibi bir sarışın merakım vardı elbette. Şöyle bir geriye bakıyorum da; çoğu platonik ne çok sarışın derdine düşmüşüm öyle, deyip duruyorum şimdi.

Zaman bize öğretti; sarışın var, sarı var, saman sarısı var... Tabii, eskiden öyle demiyorduk. Bir arkadaşla konuşmamızı hatırlarım; neden böyle bir merak? diye sormuştu. Öyle işte, demiştim ben de. Sarışın olsun da ... olsun dediğimi bile hatırlıyorum. Çok genç olduğum zamanlarda söylediğim bu sözü Allah kabul etmiş olmalı ki hangi sarışının peşine ve derdine düştüysem hepsi de ... çıktı. Yani şimdi, bu sözü kedi ciğer meselesine getirmeyin; gerçekten öyle çıktılar. Sarışın olsun da.. olsun. Ergence bir dönemin ergence temennisi diyelim. Yine, geçmişe başka bir açıdan baktığımda, ömürü yemişler benim. Sarı kurtçuklar sizi!

“Az bulunan, değerlidir” mantığı doğru elbette. Nasıl bir tanrıça gibi görünürlerdi gözüme. Etrafımdaki yaşıtlarımda da aynı durum vardı. Bazıları açıkça söyler, bazları bunu sadece bakışlarıyla-tavırlarıyla belli ederlerdi. Konuşmalarımıza sarışın kızlar daha çok konu olurdu. Şu iki sokak ötedeki evde kalan Mine var ya! Aouğ! Şeklindeki muhabbetlerimizi hep hatırlarım. Aouğ!

Serpil Çakmaklı, Banu Alkan, Tolga Savacı, Gazozcu Nuri, Dallas Sarışınları.. Mahalledeki dar alanda sarışın hayallerimiz ve sayıları kıt olan mahalledeki sarışınlar ve sonrasında video, televizyon, pastanelerdeki video seansları, 3-5 film birden devamlı sinemalar derken, sonra sonra unuttuğumuzu sandığımız sarışın merakı aslında hep devam etmiş, harikulade hayaller dünyası büyümüş de büyümüş.

Sinema, pastane videoları, 3 filmler filan diyorum da, benim yaşımdaki şehirli çocukları daha az etkilemiş olabilir o modalar. İlk gençlik dönemimin başlangıcı köyden yeni geldiğimiz zamana denk geldiği için beni biraz daha farklı etkilemiş olabilir diye de düşünüyorum şimdi. Esrarengiz şeyler ya benim için! Yaşıtım olan çocuklar sanırım biraz daha alışıklar, biraz daha az ilgi çekici geliyor olmalıydı o zamanlar.

Ortaokulda Ayhan adlı bir arkadaşım vardı. Birgün tuttu kolumdan beni okulun bahçesinde kenara çekti ve dedi ki : Ümit sinemaya gidelim. Bunu derken utangaç şekilde sırıtıyordu. Bana ne! Sen git! Dedim. Utanıyorum, dedi. Hadi gidek hadi! dedi. Bak, ben ısmarlayacağım bileti, dedi. Tamam lan gidelim, dedim.

Şu yukardaki paragrafta geçen basit konuşmaların ileriki yıllarda başka şekillerde karşıma çıkacağını çocuk aklımla düşünemezdim;. Sonraki yıllarda; lise,üniversite yıllarında benzer diyaloglar geçti pekçok kişiyle aramda. Tabii, gidilen yerler başkaydı ve götüren hep ben oluyordum, niyeyse. “E, oğlum gitsene tek başına ne olacak! Yerler mi seni orda!” İşin tuhafı, benim öyle “aşırı” meraklarım filan yoktu; sanki yılların pezevengiymişim gibi al onu şuraya götür, al bunu buraya götür. Arkadaşlarım biraz korkaktı yani. Ben de öyle aşırı hayt hoyt cesur biri değildim fakat sanırım ... çapkın gibi mi görürlerdi beniiii, veya ne bileyim başka bir şey gibi.. hiç sormadım zaten. Hep ben götürdüm.

Ayhan'a geri dönelim... Öğleden sonra gittik sinemaya. Tek bilet fiyatına 3 film vardı. Kampanya vardı o gün, sanslıydık yani. İlk film bir Alman filmiydi. Şansa bakar mısınız! Kahraman, sarışın bir kadındı. Olay bir tırda geçiyordu. Sanırım o sarışın Alman beni çok etkiledi. Sarışın..

Yani bazen, düşünüyorum da, hiç aklınıza gelmeyecek küçük gibi duran şeyler bütün hayatınıza etki edebilecek bir kod parçası ekleyebiliyor aklınıza, ruhunuza.

O sıralarda Banu Alkan'ı tanıdım. Fettan bir güzel. Herkes hayran fakat ben daha çok hayranım. Öyle geliyor bana yani. O benim sevgilim, o çocuklarımın anası! Uçsuz bucaksız hazları, aşkların tek menbaı, Banu Alkan. Sarışın; fakat bana ait o; kimseye değil! Bir de, düşünün ki, köyden yeni gelmişsin, kafadaki uçsuz bucaksız doğa, çiçekler.. o kadar büyük ve bir sarışın hepsini dolduruyordu; dünya kadar hayali.

Birkaç hafta önce Didim'in yerel gazetelerinde haber oldu Banu Alkan. Buranın bir mahallesi olan Akbük'te bir ev/villa almış. Ayrıca bir de albüm yapacakmış. Haberlerde böyle yazıyordu. Bu haberi okuduktan sonra okuldan birkaç öğretmen arkadaşın da komşusu olduğunu öğrendim. Hatta hoşgeldine gitmişler.

Üç beş gün sonra, eski arkadaşlarıyla görüşmek için Bodrum'a gitmiş. Ahu Tuğba ve Salih Güney. Güzel vakit geçirmişler. İçki içmişler,üç kadeh, fakat hesap biraz fazla gelince Banu Alkan devreye girmiş ve hesabı indirtmiş.

Yakın bir zamanda ben de hoşgeldine gideceğim. Uzak değil, şurası! Akbük. Yoksa, zaten hep şurasıydı mıydı? diye de soruyorum bazen kendime.

 

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank