content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

11 Tem

Damarlarında Zehirli Kan Dolaştıranlara

Yaklaşık 13 yıldır Büyükçekmece’de her etkinlik sonrasında basın mensuplarına plaket veriliyor. Bu, Küçükçekmece’de, Silivri’de ve başka ilçelerde de yapılıyor.

Plaket törenlerinde her gazeteden bir kişiye plaket verilmiyor. Kimi gazetelere veriliyor.
Festivale, etkinliğe katkıda bulunan gazetelere veriliyor plaketler. Her yerde yapıldığı gibi. 
Ulusal, yerel ayrımı yapıldığı için eleştiri yapmayan, aynı anda gazeteciler sahneye çağrılmadığı için eleştiri yapmayanların kimi özel nedenlerden dolayı kinlerini kusmalarını ve hasetliklerini anlıyorum. 

Telefonumda mesajı duran kimi dernek yöneticilerinin, ertesi gün gazetemize yaptıkları açıklamalarda tam tersi şeyler söylemelerini, aradığımda ‘öyle söylemediğini, gazetecinin çarpıttığını’ söyleyecek kadar söylediğinin arkasında duramayanlara ne diyeyim ki...

*****

Yine bir gazeteci muhalif duruş yaptığını iddia ederek verilen ödülü eleştiriyor. Aramızda mesleki rekabet varmış ve önceden ödül neden verilmemiş... miş miş... Geçen yıl ya da daha önceki yıl... İşte ilki... 
Bir diğeri ise, “Hangi gazeteci, sistemdeki güç sahiplerinden ödül ya da plaket alıyorsa, o kendisini sadece gazeteci sanıyordur” demiş ve ve ardından eklemiş “Hani vardı ya, ‘genelevinde çalıştığımı anneme söylemeyin o beni reklamcı sanıyor’ diye...” diyerek bugüne kadar plaket alan herkesi de gazeteci saymamış.

*****

Kendisini muhalefet zanneden bu iki muhterem gazeteciye iki çift sözümüz olacak. 
Biri, gazetesinin merkezinde muhalif olduğu için (gazeteci ya eleştirici ve muhalif olacak ya) festival gecelerinde patlayan havai fişekleri haber yapar ve sorar. “Büyükçekmece’de yine havai fişek rezaleti. Hani yasaktı” diye manşet yapar. 
Aynı muhalif gazeteci, gazetesinin çıktığı bölgedeki diğer ilçelerdeki havai fişekleri ise ağzı açık izler. Orada muhalifliğe ihtiyacı yoktur. Çünkü orada zaman farkı vardır(!)
Diğer gazetecinin ise evinde hiç plaketi yoktur(!) O ise bir önceki belediye yönetimine hiç muhalif yazılar yazmaz. Hatta yeni yönetimin ilk yıllarındada da muhalif yazılar yazmaz. Sonra nedense birden uyanır ve bir sabah muhalif bir gazeteci olduğunu fark eder. Ne de olsa o, güç sahiplerinden ödül ve plaket alan değildir. Ve kendisi muhalif duran, diğerleri ise plaket aldıkları için tu kaka...

Yeğenin neden öldü?

Ayrıca yeğenleri elinde bomba ile gece yarısı öldüğünde, bunu yazamayanların, ertesi gün gazetelerinde ‘elinde bomba patladığı için ölen kahraman’ diyemeyenlerin, vefat ettiği ama neden vefat ettiğini yazmayanların, yaptığımız bir haberden dolayı kinlenmeleri...

Silahı ve şiddeti temel mücadele yöntemi yapmış bir örgütün mensubu olmak... Bu bir tercih... Ancak hayatımda benim hiç tercihim olmadı. Olanlara da hiç sıcak bakmadım. 
Onun için, ayrımsız kim olursa olsun karşısındayım. ‘Benim teröristim iyi, sizinkine lanet olsun’ diyenlerden hiç olmadım.

*****

Bir gece yarısı Esenyurt’ta bir bombacı elinde bomba patladığı için ölmüş. Biz de aynı akşam televizyonda canlı yayında, Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu’na sormuşuz. ‘Başkan hedef siz miydiniz?’ diye. Gazetede arkadaşlarımız da bu sorumuzu ve başkanın yanıtını ertesi günü manşet yapmışlar. Vay sen misin manşet yapan. Düne kadar ‘abi’ diyenler bir anda düşman olmuşlar. 
Elindeki bombanın ses bombası olduğu gerekçesi ile bunu küçümseyenlerin, ama nedense bir gazeteci olarak ‘kardeşim madem elindeki önemsiz bir ses bombası da neden öldü? diye sorabilecek kimsenin olmadığını düşünenlere de birkaç sözümüz olacak. 
O ses bombasını taşıdığı için ölen yeğeniniz onu bir yere bıraksaydı, oradan kızın, oğlun, yeğenin, eşin, annen ve baban geçerken patlasaydı? Ölseydi, yaralansaydı, sakat kalsaydı ne yazacaktın? 
Ben o bombanın yerleştirildiği yerden ailemle geçerken, patlasa ve bize birşey olsaydı ne olacaktı? Ses bombasını çöp zannedip, yerinden almaya çalışan bir temizlik işçisi ölseydi ne olacaktı?
Aynen Taksim’de PKK’nın otele koyduğu bomba sonucu ölen sinemacı Onat Kutlar gibi. 
Şimdi o bombacı kahraman, ölen Kutlar ise ne oldu?
Ve elindeki ses bombasını taşırken ya da yerleştirmeye çalışırken ölen kişi yeğenin ve düşüncelerini paylaştığın biri olmasaydı, mesela Hizbullahçı olsaydı yine ‘kahraman’ diye ertesi gün üç tam sayfa mı hazırlayacaktınız? 

Belediye yönetimi solcu olsaydı, başında solcu biri bulunsaydı, o ses bombası arka bahçeye yerleştirilirken bombayı taşıyan kişinin ölmesi sonucunda, gazetenizde ne yazacaktınız? 
Sormayacak mıydınız: Hedef kimdi diye? 
Ölen, sizin bombacınız olunca masum ve şehit, ötekinin bombacısı olunca günahkar ve terörist öyle mi?
Alın içinizdeki kini bir yere boşaltın. Sonra konuşun... Ayıp... 
Kanını zehirleyen kinini atamadığın için, mal bulmuş magribi gibi baş yazı yazıyor, abin de sayfasında döktürüyor.
Hadi işinize gidin çocuklar, hadi... Kininizi de yanında götürün. Kininiz mantığınızı köreltmiş. Yazık...

  Onlar Atatürkçüyse!

Bir ailenin tümü de Cumhuriyet bekçisi olmuşlar. 
Ödül üzerinden memleket sevdalısı olmuşlar. 
Yunus Nadi neden “Ben Atatürkçü değilim” demişti, hatırlayan var mı?
Nadi, duysaydı birilerinin ‘Atatürkçüyüm’ dediklerini mezarından çıkardı, yine yazardı, ‘Onlar Atatürkçüyse, ben Atatürkçü değilim’ diye...
Girgin kardeş ise, yanımda dağıtıcı olarak çalışmış abisinin yerine de yazmaya başlamış, sahte Suphi Özgür isminden sonra... 
Diyeceğim şu: Adınla yazsana, şu polemiği daha iyi yapalım... 
Hrant meselesinde abin, yeğenlerin ırkçılığın yanında yer alıyorlar. Sense kaşımak üzerine yazabiliyorsun... Düzeyi aşağı çekiyorsun be Suphi(!)

Beni aşanın ne olduğunu adınla yaz da öyle konuşalım.

*****

Yeğenin Ali’nin kalemi iyidir. Beğenirim... 
Ancak abin yazmayı bilmez ki, derinliği de yoktur. Öyle Aziz Nesin kimdir, kaşınıyor gibi hikayeleri okumamıştır, bilmez de... Edebiyattan anlamaz ki...   Son okuduğu şey çıkardığı gazetesidir. Onun da tamamını okuduğundan şüpheliyim.
Kaşındığımı düşünmüşsün ya doğru söylüyorsun... Sıcak havalar çekilir gibi değil... Sana iyi bir yanıt vereceğim ama, kalsın be sahte isimli Suphi Özgür, okuyucularımıza ayıp olacak sana değil...
Yok o yazıları yazan ben değilim’ diyorsan. Abine ve Suphi’ye bir kez daha açık çağrı çıkarayım. Gelin bizim gazeteye, oturun bilgisayar başına, içinizden ne geliyorsa döktürerek yazın. 
Noktasına, virgülüne dokunmadan her gün yayınlayacağım. Sonra da sizden ve okuyuculardan özür dileyeceğim. Tamam mı Suphi Özgür? 

Son söz: Sahi Suphi ve yoldaşlarını Karadeniz’de kim boğdurttu? Onu da yaz, tamam... Aman dikkat et, aile tarafından hain olarak damgalanmayasın...

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank