content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

27 Tem

Bir Hamile Kadın Görsem Dünya Adını Umutlarım

Çoğu kez etrafımda etraf çalkalanır da ben fark etmem. Lakin gösterisine ilgisiz kaldığımı gören soytarı gibi, döner dolaşır karşıma dikiliverir olaylar. Şu “hamile kadının sokakta dolaşması terbiyesizliktir (Ömer Tuğrul İnançer-TRT1 iftar saati programı)” diyen zatın hamile kadın muhabbeti de öyle oldu. Ne diyeceğimi bilemedim;  çünkü neyi neresinden düzelteceksin ki? “Kimin hayat tarzına karışıyoruz ki?” diyorlar ya; aslında bizim sosyal dokumuzda ve kültürümüzde, cami ibadetlerimizde, din adına konuşanlar aslında bal gibi hayat tarzımızı tanzim etmek istiyorlar. Siz hiç gördünüz mü bir camide, gemi azıya alıp, nefessiz, 1400 sene önceki Arap diyarındaki yaşam tarzını, bu günün sanayi toplumunda yaşayan bireylere örnek gösterirken, cemaatten birinin kalkıp da görüş bildirebildiğini… Çünkü biz, camide dünya kelamı konuşulmaz diye yetiştirildik… Cemaatin çoğu dinler görünse de yaşamlarının o meşhur piyasanın görünmez eli tarafından tanzim edildiğini biliyorlar. Zaten görünmez eli bir tutabilseler… Neyse yaşam tarzı tartışmalarında tam bir dengeye kavuştuk derken, pat çıkıyor bir patavatsız, kafalara tekrar şüphe düşürüyor. Ha, bizlere örneksedikleri coğrafyalara (İslam ülkelerine) baktığımızda, özellikle Arap baharından sonraki iktidarların uygulamaları, şüpheleri körüklemesin de ne yapsın? Son olarak bir İslam ülkesinde (Pakistan’da) kadının erkek akrabası olmadan dışarı çıkması yasaklanmış. Detayını bilmiyoruz ama, kadına, birinci dereceden erkek akrabaları dışında, diğer erkek akrabalarından nikah düşüyor, erkek ergin kuzeni ile dışarı çıkabilecek mi?

Bazen, belki de bazen teolog olmadığım için zorlanarak, ama İslam tarihinin toplumsal çalkantılarının da payının da olduğunu düşünerek, İslam’ın Sünni yorumunun kentte yaşayan Müslümanların yaşamlarına, Alevilik ve benzeri heterodoks İslam anlayışının ise kırsalda yaşayan Müslümanların yaşamlarına daha uygun olduğunu düşünmüşümdür. Veya Sünni İslam dahi kırsalda daha yumuşatılmış uygulanıyor, uygulanmak zorunda.

Misal 1990’larda, eğitim görse de kadınların çalışmasına kendini dindar olarak gören birçokları gibi benim arkadaşlarımda karşı idi. Kızların eğitimine karşı çıkamıyorlardı, çocuklarını daha iyi yetiştirirler diye açıklıyorlardı. Benim aklıma hemen “üretim” gelirdi. Köyde, kırsalda kadın emeği olmadan ekonomi yürümez, erkek acından ölür. Şimdi bu arkadaşlar çıksalar köye, yanaşsalar kadın erkek imece usulü tarlada çalışanlara. Ve deseler ki, “Kadının çalışması caiz değildir, hele de erkekle yan yana, kadının yeri evidir!..” nasıl karşılanır acaba? Neyse ki bu sorun, küreselleşmenin hızlanıp, tüketim çeşitlenip renklendikçe erkeğin de geliri bunları karşılamaya yetmeyince ve türbanlı feminist direnmede tavır koyunca, kadının çalışması sorun olmaktan çıktı.

Kulakları çınlasın, annem, 1960’ların başında beni doğururken ilk çocuk olarak ne sıkıntılar çektiğini anlatırdı. Büyük babam tabiatsız birisiymiş. Annemin karnı burnuna gelinceye kadar tarlada bel belletmiş. Ben merakla, babam bir şey demiyor muydu? Dediğimde, baban askerlikte tezkere bırakmıştı, olsa da büyük babanızın yüzüne gelmeye cesaret edemezlerdi ki, demişti. Dahası daha loğusalığı çıkmadan tekrar tarlada çalışmaya başlamış. Şimdi makinenin girmediği kırsalda, insan doğayla yarış halindedir ve kadın-erkek, çoluk-çocuk herkesin emeğine ihtiyaç vardır. O zamanlar sosyal güvenlik sistemi olmadığından devlet ve vakıfların dağıttığı un, makarna, kömür vs. gibi yardım alma durumu da yok. Dolayısıyla bu tür, kadın çalışmaz, hamile dışarı çıkmaz muhabbetleri şehirli “aklı kıt, sırtı pek tuzu kurularının muhabbetleridir” deyip geçerken, düşünmekte lazımdır.

Sentetik yaşamlara sıkışmışların bu tür çıkışları karşısında yüzümü hemen doğaya çeviririm ben. Kuşları, hayvanları hatta ağaçları gözlemlemeye çalışırım. Siirt’e oturduğumuz dönemlerde ev güvercini beslerdik. Erkek ve dişi güvercin kuluçkaya sırayla yatarlardı. Kumruların bir birlerine sadakatini ise izlemeye doyamam. Ama köyde kümes hayvanlarının erkekleri nedense kuluçkaya yardımcı olmaz. Horoz diğer tavukların arasında kasıla kasıla dolaşırken, kuluçkaya yatan tavuk 21 gün boyunca çok az yemlenerek ve su içerek, kilo verme pahasına kalkmazdı yumurtaların üstünden. İneklerin gebelikleri pek belli olmazdı, ama ev halkı bildiği için özellikle son aylara doğru özel bir özen gösterirlerdi. Meyveye duracak bir çiçek bile, türünün devamı için arıları, böcekleri cezp edecek koku ve renklere bürünürlerdi.

Tüm bunlar gösteriyor ki derdim, yaşamın, canlıların kendilerini yeniden üretmelerinin (nesillerinin devamı) en büyük yükü dişlerin üzerine yıkılmıştır. Gel gör ki hiçbir canlı türünün dişisi de bundan gocunmamaktadır, utanmamaktadır aksine gurur ve onur duymaktadır. Bende bir hamile kadın görsem, yaşam, bu bebek doğup, büyüyüp, biyolojik ömrünü tamamlayıncaya kadar devam edecektir, diye dünyamız adına sevinirim. Ve hamile kadınlar aramızda dolaşsınlar ki, yaşamın devam ettiğini, kıyametin kopmasına daha zaman olduğunu, bunun için yaşadığımız dünyanın değerini bilmemiz, sevmemiz gerektiğini anlayalım. Ha, hamile kadınları estetik bulmayan şahıs isterse kendini bir yere kapatıp, kıyameti beklemeye devam edebilir. Velhasıl ve vesselam… 26.07.2013

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank