content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

17 Şub

Başarı Değerlendirilmesi…

Kabinede dört bakan değişti. Ve bu yazıyı yazmak için bir süre sabrettim. Medyanın ve kamuoyunun yorumlarını ve tepkilerini bekledim.Netice, sıfır. Gelen ağam, giden paşam felsefesi. İki haftalık bir bakana, başarı ödülü verebilen bir yaranma zihniyeti. Kimi yandaş, kimi suskun, kimi de susturulmuş bir medya. Vatandaş zaten iş ve aş derdinden; kendi derdine düşmüş durumda. Üst gelir mensupları, çıkarlarını korumak peşinde. Diğerlerinin de, hergün değişen gündem ve yoğun beyin yıkama senaryoları ile kafası iyice karışmış, sağlıklı yorumlar yapamaz hale düşmüş.

Peki, bu bakanlar niçin değiştirildi? Elbette karar Sn. Başbakan'a aittir. (Hele, bugünün tam anlamı ile tek adam yönetimi ortamında.)

1-Sn İçişleri Bakanı, (vicdan sahiplerinin de belirttiği gibi) çok başarılı idi. (Hele Sn. Beşir Atalay dönemi ile kıyaslanınca.) Terörle mücadelede; yıllardır bu kadar başarılı olunamamış; girilemeyeceği söylenen yerler, hallaç pamuğu gibi atılmış, herkesin gözü önünde duran ve dokunulmayan esrar tarlaları hedef alınmış; polis/asker/istihbarat koordinasyonu sağlanmış; teröre çok ciddi darbeler vurulmuştur.

Tamam, Sn. Bakanın belagatı çok müthiş değildi. (Gerçi, çok iyi konuştuğu iddia edilen Sn. Başbakan da 'promper'a bakmayınca, aynı tür gafları yapmaktadır. Zaman zaman gaflar yapıyordu. Ama kendisini yıpratmak için özel gayret sarfeden terör destekçisi mihrakların, bunları abarttığını; medyada özel kampanyalar yürüttüğünü de unutmamak gerekir.

Şüphesiz, AKP içindeki bölücülere sempati duyan-Türk lafından gıcık kapan kesim, bu değişikliğe çok sevinmiştir. İran sempatizanlarının da aynı duyguyu paylaştıklarını tahmin ediyorum.

2- Sn. Ertuğrul Günay, (kendisini CHP'li olduğu dönemden bu yana tanırım) şov yapmayan, kimseye yağ çekmeyen, şahsiyet sahibi, başarılı bir bakandı. Laf değil, iş üretirdi. Ama yaranamadı. (Gerçi bu kabinede bakanlık yapmaktan pek de mutlu değildi.)

3- Milli Eğitim ve Sağlık Bakanları; Sayın Başbakan'ın emirlerinden dışarı çıkmayan, doğru-yanlış her dediğini savunan kişilerdi. Ne 4+4+4 trajedisi, ne kıyafet serbestisi komedisi, ne de kürtaj ve dersaneler kavgası onların suçu değildi. Ama faturayı onlar ödedi.

4- Tek adam yönetimi olduğuna göre; başarı da başarısızlık da Sn. Başbakan'a ait olmalıdır. Ve şu an başarıdan bahsetmek mümkün müdür?

a) Sn. Başbakan devamlı olarak gerilim/suçlama/baskı/kavga politikasını sürdürmektedir. Günün hangi saatinde, hangi kanalı açsak, Sn. Başbakan'ın bağırmaları ile karşılaşmaktayız. Bu durum; dalga-dalga ve şiddetlenen bir periyotla, toplumun tüm katmanlarına sirayet etmektedir. Halkımız huzursuzdur, mutsuzdur, hırçınlaşmaktadır, hoşgörüsünü kaybetmektedir. Vücut kimyamız bozulmaktadır.

b) Asıl korku ve endişe, ülkemizin bölünme sürecine girdiği noktasındadır. Gidişat kötüdür. Dün devamlı suçlanan, hakkında fezleke hazırlanan BDP'liler, bugün can-ciğer dost haline getirilmişlerdir. İlle de Başkanlık Sistemi gelsin; Türk kavramına yer vermeyecek-bölünmeye yol açacak bir Anayasa gerçekleşsin; diye her türlü taviz verilmektedir. İmralı baştacı edilmekte, BDP'liler iyice şımartılmaktadır. Yargı paketleri ile hapishaneler boşaltılmaktadır. Yakında tüm KCK'lıların salınması/genel bir affın çıkması ve bebek katiline ev hapsinin yolunun açılması sürpriz olmayacaktır.

c) Bol bol söylem vardır, eylem yoktur. Dış politikada rezil olduk. Ne İsrail'e ne de uçağımızı düşüren Suriye'ye diş geçiremedik. Bol bol tehditler savurduk. Özellikle İsrail'e (şüphesiz ABD'nin baskı ve talimatları ile) her türlü tavizi de verdik. (İstediğimiz kadar, biz şamar oğlanı değiliz; kimse bize karışamaz, kimse bizi kapılarda bekletemez, diyerek efelenelim. Kimsenin bizi sallamadığını, -sömürge komiseri edası ile- ABD Büyükelçisi'nin, her şeye karıştığını ve ABD Dışişleri'nce de desteklendiğini, ABD-İsrail ve teröre en azgın biçimde, pervazsızca ve ahlaksızca destek verdiğini, görelim.)

d) Sn. Başbakan devamlı olarak "en az üç çocuk" demektedir. Ancak halkımızı kısırlaştıran (son 20 yılda kısırlık oranı yüzde 25'e ulaşmıştır) GDO konusunda, hiçbir tedbir almamaktadır. Tarım kartellerine kapıları açmaktadır.

Nüfus artışı hızındaki düşüş çok trajiktir. İbret alınması gerekmektedir.

e) Sayın Başbakan, adil davranmak adına, tarım ve hayvancılığı perişan eden, GDO'ya geçit veren, pamuk-tütün-pancar gibi ana ürünlerin önünü kesen, Legion d'hoxneur nişanlı Tarım Bakanı'nı; terörü azdıran Sn. Beşir Atalay'ı; gümrükleri kevgire döndüren, Türkiye'yi kaçakçılık merkezi haline getiren, Sn. Gümrük Bakanı'nı da değiştirmeyi düşünürler mi?

f) Sayın Başbakanımız, dün ak dediğine bugün kara demekten ne zaman vazgeçecektir? Dün Ergenekon savcısı idi, bugün avukatı oldu. Dün BDP'liler terörist idi, dokunulmazlıkları kaldırılacaktı, bugün en yakın müttefik oldu. Dün Oslo sürecini inkar ediyordu, bugün İmralı baş tacı oldu. Niçin Rum ve Ermeni vakıflarına ve patrikhaneye bu kadar taviz verilmektedir. (Atina ise, Batı Trakya'da zulme devam etmektedir.) Niçin ille de "Başkanlık Sistemi" diye ısrar etmektedir? Bu kadar hırslı olmak doğru mudur?

Kendi adıma; çok mutsuz ve huzursuzum. Ülkemi ve insanlarımı çok seviyorum ve endişe ediyorum.

Lütfen; tevazudan/basiretten/ferasetten uzak kalmayın. Dünyanın geçici olduğunu; o müthiş hesap gününü unutmayın.

Not: Henrik Ibsen şöyle demiş: "Dövdüler, sövdüler, işkence ettiler, yıkılmadık. Alkışladılar, övdüler, yıkıldık."

-Rabbim, hepimizi gururdan ve kibirden korusun.

-Unutmayalım ki; yöneticileri, mabeyn-i hümayunları (yakın çevreleri) diktatör yapar.    

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank