content

19 Nis

Aşı, Kedi, İnsan, Vicdan, Sezaryen ve Sağlık Bakanlığı

Torbaların içi karanlıktır, içinden ne çıkacağı belli olmaz. Bu nedenle “torba yasa” denilen şeylerden hep korkarım. Ondan da ne çıkacağı belli olmaz. Sağlık Bakanlığı da bu torba yasalardan birinin daha hazırlığını yapıyormuş.

Vicdanlı doktor/insan yetiştirerek eşi az görülür bir soygun ve soykırım türü olan sezaryeni engellemek iddiasıyla normal doğum için sigorta hazırlığı yapıyorlarmış. Neymiş efendim, kadın normal doğumda ölürse ailesine tazminat ödenecekmiş. Böylece doktorlar da korkmayacakmış.

TIP KENDİNİ AŞTI KEDİLERE BİLE SEZARYEN

Önceki gün kedinin sezaryen yapıldığı haberi vardı ekranda. Bu gidişle veterinerlerimiz de ormanlara dadanıp, devlet desteği ile tüm hayvanları “doğum azabından” kurtarma hareketi başlatırsa şaşmayız. “İyilik hareketi” işte bunlar. Para pul umurlarında değil iyi biliriz!

Paraya tapan Avrupa'da bile sezaryenle doğum yüzde 20'lerden az iken, bizde yüzde 60'ları zorluyormuş. Avrupalılar paraya taptıkları hâlde yapmıyorsa, bizdekiler neye tapmış olurlar acaba?

ARTIK ANNE KARNINDA ÖL(DÜRÜL)ÜYORUZ

TÜİK'in verisine göre 2014'de 1.345.286 bebek doğmuş Türkiye'de. 2015'de ise bu sayı 1.325.783'e gerilemiş. TÜİK'e göre 2015'de 2014'e oranla daha fazla çocuk daha anne karnında ölmüş. Bu sayıdaki artış 19.503 imiş. Yani Türkiye'de son bir yılda anne karnındaki ölüm oranı yüzde 1,4 artmış. Rakam korkunç. Ürpertici, ümit kırıcı, ülkenin geleceği için büyük bir kriz.

Abartmıyorum gerçekten böyle. Hani çocuk ölümlerini azalttık diyorlar ya. Bunlar doğmadan öldükleri/öldürüldükleri için, çocuk ölümleri istatistiğinde bile kendine yer bulamaz. 19.503 bir yılda anne karnında ölenlerin toplamı değil, sadece 2015'de bir önceki yıla oranla yaşanan artış.

Bu ülkenin başında nüfuzun önemini çok iyi bilen, nüfusun nüfuz olduğunun farkında olan Recep Tayyip Erdoğan isimli bir lider var. Bu verilerden kendisinin bu yoğun mücadele içinde haberi olur mu? Sanmam. Belki bu yazıyı okur da haberdar olur.

Artış 20 bini bulmuş ise, Allah aşkına söyleyin, anne karnında ölen çocuk sayısı kaç adet? 100 bin mi?

İşte bizim Sağlık Bakanlığı bununla meşgul olmak, nedenleri üzerinde çalışmak ve ortadan kaldırmak yerine, belki de bunlara yol açan aşıları yaşatmak için aşı torbası hazırlamış. Yüzlerce mahkeme ve Anaya Mahkemesi'nin zorla aşı yapmanın insan hakları ihlali olduğu yönünde kararı olmasına rağmen, Sağlık Bakanlığı zorla aşı için canhıraş çalışıyormuş.

TÜRKİYE'DEKİ SİSTEMİN ADI BÜROKRATİK DİKTATÖRLÜK

Bu hususta kaç yazı yazdık bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Bu bürokratik diktatörlükle, Türkiye daha fazla gidemez.

Bu ülkenin bürokrasisinde aşının zararlı etkilerini araştırabilecek bir yapının olduğunu kimse söyleyemez. Oysa dünyada ilk aşı üreten, aşıya ilk patent veren, batılılar aşıyı şeytan işi derken, biz aşı ihraç eden bir ülke idik. Şimdi hiç ihtiyacımız olmadığı halde gavurun aşısına muhtacız. Muhtaçlık ne kelime, muhtevası tüm dünyayı ayağa kaldıran aşılarını zorla uygulamak için kanun bile çıkarıyoruz.

‘Aşıyı neden biz üretmiyoruz' falan demiyoruz. Zira bu ülkede aşı ve ilaç üretseniz Sağlık Bakanlığı'nın ilgili birimleri size emin olun asla lisans vermez. Gavurunki için elinizden tutarlar da, size destek olmazlar. Ne desteği engel olmak için üstünüze abanırlar. Hükümet “yerli aşı üretmek” istiyormuş. Bu işler tıpkı Almanların serumunu “yerli” diye üreterek devletten büyük destek alan firmalar gibi bir batılı gelir Türkiye'de şirket kurar, bizim bakanlıklar ve kurumlarımız bunlara büyük kaynak aktarır, biz de “yerli aşı” ürettik edebiyatı yaparız.

Mesele yerli yabancı meselesi değil. Mesele ilaç, aşı ve tohumun en az tank ve top kadar, insansız hava aracı ve uçak kadar stratejik ve tehlikeli olduğunu, bunun da içimizdeki TC kimlikli yabancılarca engellendiğini görebilmektir. Görsek ne olacak? ‘Geleneksel Tıp Dairesi' kurduk işe yaramaz bir yönetmelik çıkardık da ne oldu?

Hâlâ bakanlık Tayyip Beyin ve Emine Erdoğan Hanımefendinin hassasiyetle üzerinde durduğu meseleyi yapıyormuş gibi yapıp, bu işle iştigal edenlere terörist muamelesi yapmaya devam edildiğini hepimiz biliyoruz.

DOKTORLARA AŞI BASKISI

İsmi bizde mahfuz ve hep mahfuz kalacak olan bir aile hekimi iki mektup gönderdi. Orada özetle şunları söylemiş: “Merhaba, ben aile hekimliği uzmanı bir doktorum. Aile hekimliği sisteminde, yer yarılıp içine de girse çocukları bulup aşılarını yapmamız isteniyor. Yoksa performans sistemi ile maaşımız kesiliyor. Bu aşılarla ilgili bilgileri sayın bakanımız Müezzinoğlu ile paylaşsanız… Devlet, Suriyelileri bahane ederek devamlı aşıları diretiyor. Aşı üreten firmalar tarafından doktorlara bilgi verilmiyor, devlet de zaten mesaimizden kesme tehdidiyle herkese zorla defalarca aratarak, gerekirse evine giderek muhakkak aşılamamızı istiyor. Bana bir yol gösterin! Şimdi hastalara ‘aşı yaptırmayın' desem, beni hemen 184'e şikâyet ederler. ‘Yaptırın' desem, gerçekleri bilmeden kendi oğluma yaptırdım. Nasıl vicdanım rahat olur? Bugüne dek oğluma kaç tane aşı yapıldı, ya zarar verdiyse...

DÖRT TEMEL SORUN

Burada dört karmaşık durum var. İlki, tek işi aile ve doktorlara zorla aşı yatırmayı iş sanan, gelenek, tıp tarihi, küresel şeytanlıklar ve vebalden habersiz, İbn-i Sina'nın, Akşemseddin gibi büyüklerin mezarında ağlatan Sağlık Bakanlığı'nın yürek yakan hâli.

İkincisi, Samimiyet ve hassasiyetinden zerre şüphemiz olmayan, hatta olumlu adımları onun baskısı ile atılan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yanlış bilgiler verilmesi.

Üçüncüsü, doktorların önemli bir kısmının vebali çok büyük olan ilaç, aşı ve beslenme gibi konularda dünyada kurulan kirli ağ hakkında malumat sahibi olmamaları, hiçbir keşfe imza atmamaları, atsalar da sistem tarafından kösteklenmeleri.

Son olarak da dindar ailelerin bile Allah'ın insanı nakıs yarattığı vehmine/zannına kapılarak, ‘aşı olmazsa çocuğumun başına bir şey gelir mi' korkusu. Sahi ne demek istiyorsunuz? Allah insanı nakıs mı yarattı? Batılı aşı firmaları olmasaydı, hepimiz bulaşan veya bulaşmayan hastalıklardan ölüp gidecek miydik?

Bu aşıların muhtevasında neler var, aşıları kim üretiyor, maksatları ne, mahkeme kararlarını bile hiçe sayarak bürokrasi neden bu kadar cebir uyguluyor? Abdülhamid Han hazretlerinin kurduğu aşı tesisleri neden kapatıldı? Aşı olmazsa çocuğum hasta olur, ya engelli doğar veya engelli kalırsa? Dünyada neler olup bitiyor? Bize dayatanlar bu hususta ne kadar bilgili ve kimlerle ne tür irtibatları var? Şeklinde uzayıp giden soruları cevaplayabilen insanlar var mı? Kuşkusuz var ama sayıları o kadar az ki..

Ezcümle diyoruz ki, başımıza gelenler yapıp ettiklerimiz yüzündendir. Kimse suçu başkasına atmasın! Ömrümün önemli bir kısmını sıra dışı meselelere ayırarak geçirdim ve hiç yorulmayacağımı sanırdım, ama dindar kitleler beni bitkin düşürdü. Para, çocuk, ev, araba, diploma sevgisi ve Allah'a olan itimatsızlıkları bitap düşürdü. Dileyen dilediğine inansın, dileyen hesabını verebileceği her şeyi yapsın! Ama bilin ki, inansanız da inanmasanız da yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan hesaba çekileceğiz.

La ğalibe illallah!

La mevcude illahu!

Etiketler : , , , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank