content

02 Eki

Kitap ve Camii (Kişisel Savunmam ve önerilerim)

 1 Ekimde başlayacak olan Camiiler haftasının bu yıl ki teması ‘Camii ve Kitap’.

Kitap teoriyi anlatır, Camii teorinin pratiğe aktarıldığı en önemli, en merkezi mekandır.

İlahiyatçı kimliğimle camii konusunda çok yazılar yazdım.

15 Temmuzdan sonra ‘Bıraktığı boşlukla 15 Temmuzun en önemli muhataplarından birisi DİB Teşkilatımızdır’ dedim. DİB İnsanımızın fıtri olan inanma ihtiyacını karşılayabilirse insanlar başka yerlere müracaat etmezler.

Ama 15 Temmuz sürecini incelediğimizde gördük ki bu yapı etkili bir şekilde DİB içerisinde de yer almış, vaiz olan büyük imamlar, darbe sorumlusu İlahiyatçı akademisyenler çıktı.

Bu gün yazıyı uzatmadan tekrara düşmeden konunun önemine dair daha önce yazdıklarımı Camiide hizmetin devamlılığı için yeni çözüm önerilerimi hatırlatıp tarihe, 240 Şehidimize , 3000 e yakın Gazimize karşı Mahkeme-i Kübra’da savunma olabilecek bir metinle karşınızdayım.

Camiiler bizim hayatımızın merkezindeler, olmak zorundalar.

Camiilerin aktif olduğu kadar bir aktifiz,

Camiiler bizi kardeş kıldığı kadar kardeşiz,

Camiiler muhabbet ürettiği kadar toplumda muhabbet var.

Camiiler konusunda kendimin de çözüm konusunda elimi taşın altına koymaktan çekinmediğim/çekinmeyeceğim önerilerimi aşağıda ilgilenen dostların dikkatine sunuyorum.

İLK EMİR , KİTAP , CAMİİ VE BELEDİYELERİMİZ(Salı, 16 Haziran 2009)

Dinimizin ilk emri “oku”. O halde kitaba ulaşma ve okumayı özendirmek için mekanlar oluşturmak hepimizin vazifesi.

Köylüm , arkadaşım Doç. Dr. Kadir Özköse Aydınlar Ocağında “Afrika’da ki sufi akımları” anlattı. Senusilikte vazifeleri anlatırken su kuyusu kazmaktan, yılda en az 10 ağaç  dikmekten, kitap okumaktan ve kitapları “istinsah” tan bahsetti. Yani alimlerin yazdıkları kitapları el emeği ile çoğaltmaktan. Bu şekilde 1860 lı yıllarda Afrika’da  Cağbub'da ki merkez zaviyede 8 bin yazma kitaptan oluşan bir kütüphane oluşturulduğunu anlattı.

Dostlar, dünya tarihine baktığımızda şu gerçeği açıkça görürüz: Dünyaya yön veren, ışık saçan medeniyetler , her zaman en fazla kitap sayısına sahip kütüphaneleri kuran ve okuyan milletlerin sahip oldukları medeniyetler olmuştur.

Selçuklu Belediyesine ait bir  kütüphaneyi gezdim.3 bin kitap vardı. İnternet bağlı bilgisayarlardan öğrenciler ve vatandaşlar faydalanabiliyorlar, günlük gazeteler okunabiliyordu. Karatay Belediyesinin de böyle bir kütüphane açtığını basından okudum.

Büyükşehir Belediyesi önderliğinde ilçe belediyeleri, Müftülükler  ve ilgili STK’ nın katılımıyla her mahalleye bir kütüphane ve internet salonu açılabilir. Böylece gençlerimiz olumsuz internet cafe ortamlarından bu nezih kültür mekanlarına kazandırılarak büyük bir hayra kapı açılır.

Özellikle her mahallede bulunan camiilerimiz bünyelerinde mutlaka kütüphane ve internet salonu bulundurmalıdır.

Camilerin bahçeleri güzelleştirilmeli, uygun olanlara çay ocağı açılmalı , camiiler sosyal bir müessese olarak cazibe merkezi haline getirilmelidir. Müftülerimiz bu konuyla ilgili Din Görevlilerimizi teşvik etmeli , çaba gösteren görevliler ödüllendirilmeli, özendirilmelidir. Camiiler arasında “en zengin kütüphane”, en güzel bahçe”  gibi teşvik edici ciddi ödülleri olan yarışmalar yapılmalıdır.

Kütüphanelere haftada bir konusunda uzman insanlar davet edilerek halkın bilgi ve görgüsü artırılmalı, bu mekanlar bir kültür havzası haline getirilmelidir.

Bu konuda başlatılacak seferberliğe halkımızın severek  katılacağına yürekten inanıyor, şehreminlerimizden ve müftülerimizden güzel haberler bekliyorum.

CAMİİLER HAYATIN NE KADAR MERKEZİNDE ? (Pazartesi, 29 Mart 2010)

IV. Din Şurasında cevabı aranan sorulardan birisi de camilerin hayatın ne kadar merkezinde olduğu sorusuydu. Bu konuda birçok ilim adamı tebliğ sundu, müzakereler yapıldı.Sonuçlarını DİB Bardakoğlu düzenlediği basın toplantısında duyurdu.

Din hizmetlerinin cami dışına çıkması için sosyal açılımlı din hizmeti kavramını geliştirdiklerini anımsatan Bardakoğlu, çevre bilincinin oluşması, kan davalarının önlenmesi, barışın sağlanması, ağaçlandırma, çevre sağlığı, yoksullukla mücadele, kız çocuklarının okutulması, aile içi şiddetin önlenmesinde, din görevlilerinin toplumsal zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmesi gerektiğinin şûrada altının çizildiğini vurguladı.

Bardakoğlu, ''her insana ulaşan, her insana kapısını, gönülü açan din görevlisi'' profilinin peşinde olduklarını belirterek, ''bu bizim sevdamızdır, bu bizim hayalimizdir'' dedi.

Şûra üyelerinin, vaazların ve hutbelerin birebir yapılması halinde daha etkili olacağını dile getirdiklerini anlatan Bardakoğlu, ancak sınırlı kadro nedeniyle başkanlık olarak merkezi vaaz sisteminden yararlandıklarını söyledi.

Başkanlık bünyesindeki yüzde 10-15 olan ilahiyat fakültesi mezunu oranını arttırmayı hedeflediklerini belirten Bardakoğlu, kademeli olarak merkezi vaaz uygulaması yerine din görevlisinin alın terinin ürünü hutbe ve vaazla topluma ulaşmayı amaçladıklarını kaydetti.

Merkezi ezanın da kademeli olarak kaldırılacağını, din görevlilerinin kendi edasıyla sedasıyla ezanı okumasının teşvik edileceğini bildiren Bardakoğlu, imkanlar yetersiz olduğu zaman merkezi sisteme geçtiklerini dile getirdi.

Bardakoğlu, şurada ayrıca yer değiştiren vatandaşlara daha iyi din hizmeti sunulması, yabancı turistlere camileri gezdiren rehberlerin bu yapıların sanatsal yönünün yanında manevi ve kültürel geçmişini de anlatması, gençlerin sigara, alkol ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan kurtarılmasında diyanetin aktif rol alması yönünde tavsiye kararları alındığını dile getirdi.

Şûrada camilerde kültürel ve sosyal merkezler açılmasının da önerildiğini söyleyen Bardakoğlu, bunun vatandaşların bir araya gelmesi, cami görevlilerinin de sosyal hayata katılması için önemli olduğunu dile getirdi.

Bardakoğlu, vaaz ve irşat faaliyetlerinde gelişen teknolojiden yararlanılmasının da tavsiye edildiğini belirterek, bu kapsamda camilerde görsel sunumların yapılması yönünde önerilerin getirildiğini kaydetti.

27 Mart Cumartesi günü Tyb Konya Şubesinin davetlisi olarak “Türkiye Nereye Gidiyor” konulu konferans veren Abdurrahman DİLİPAK bu konuyla ilgili şu tespitleri yaptı:

Alaeddin Keykubat Salonunda verdiği konferansı kastederek “Bu tür etkinliklerin aslında camilerde yapılması gerektiğini ifade ederek, camilerin sadece mescit görevi görmemesi gerektiğini, hak ve sorumluluklarımız kapsamında olan tüm meselelerin konuşulduğu mekânlar da olması gerektiğinin altını çizdi.Günümüzde imamların dinin gardiyanları gibi vazifelendirilmek istendiğini belirtti.Oysa bir camide yılda en az bin sosyal ve kültürel etkinlik yapılması gereğinin altını çizdi.

Sosyal Hizmetler açısından camilerimiz ve Ashabı Suffa örneği (Perşembe, 10 Kasım 2011)

Medine’ye hicret eden Peygamberimizin ilk işi mescidini inşa etmek oldu.Mescidini tam bir külliye şekliyle inşa etti.Ashabı suffa için mekanlar bizim bu günkü sosyal hizmetler açısından ele almamız gereken bir konu.

Ashabı suffa:‘Mescid-i Nebevî'nin arka tarafında kıble yönüne göre sol tarafta  Rasûlullah'ın eşlerinin odalarının hizasında evsiz müslüman gençlerin ikameti için yapılan bölüme  "Suffa", burada barınan ve genellikle bütün zamanlarını Rasûlullah (s.a.v.) ile geçiren Ashâbın genç üyelerine  "Ashâb-ı Suffa" denir.

Hicret sonrasında kıble, henüz Mescid-i Haram yönüne çevrilmeden önce  Mescid-i Nebevî'nin kuzey duvarına bitişik olan ve "Suffa" adı verilen  bölüm ilk halinde hurma dallarından   bir gölgelik ve sundurma olarak yapılmıştı. Bugünkü Mescid-i Nebevi'de Nisa kapısından girildiğinde koridorun sağında yer alır ve mescid zemininden yarım metre kadar yükseklikte bir mahfil şeklinde korunmaktadır.

Mescid-i Şerifin Suffasında kalan ve "Ashâb-ı Suffa" olarak ünlenen Sahabîlerin, Medine'de, ne ikametgahları, ne de yanlarına sığınacakları aşiret ve akrabaları vardı. Ailelerinden uzak, dünya meşgale ve gâilesinden âzâde ve tam mânâsı ile feragat dolu bir hayata sahiptiler. Kur'an-ı Kerim tilavetini öğrenip, Rasûlullah (s.a.v.)'in  sohbet ve öğütlerini dinleyerek eğitildiler; sürekli eğitim alan öğrenciler olarak değerlendirilebilecek "Ashâb-ı Suffa"  ticâret ve bir sanatla meşgul olmazdı. Rasûlullah (s.a.v.) hemen her gün mutlaka  "Ashâb-ı Suffa"  ile oturur, sohbet eder, yakından ilgilenirdi.

"Ashâb-ı Suffa" çoğu zaman oruçlu olur; gerektiğinde savaşlara da "mücahid" olarak katılırlardı. "Ashâb-ı Suffa"dan evlenerek aile kuranlar, Suffe'den ayrılırlar, yerlerini başka gençler alırdı. "Ashâb-ı Suffa"nın yiyecek-giyecek gibi ihtiyaçları genellikle Rasûlullah (s.a.v.) ve zengin sahabiler tarafından karşılanırdı.

Rasûlullah (s.a.v.) bir gün, Ashâb-ı Suffa'nın başlarına durmuş, hallerini izlemiş fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri görünce şöyle buyurarak onların kalplerini hoş etmişti:"Ey Ashâb-ı Suffa! Size müjdeler olsun ki; her kim şu sizin bulunduğunuz hal ve sıfatta ve bulunduğu durumdan razı olarak bana mülâki olursa, o benim dostlarımdandır."

Rasûlullah (s.a.v.)'e herhangi bir şey getirilince, "Sadaka mı, yoksa hediye mi" diye sorardı.Getiren, "Sadakadır" cevabını verirse, gelen malzemenin tamamını el sürmeden Ashâb-ı Suffa'ya ulaştırırdı; "hediye" cevabını alırsa kabul eder ancak Ashâb-ı Suffa'ya da  hisse ayırırdı.Çünkü;Rasûlullah (s.a.v.) sadaka kabul etmezdi. Bir gün Ensar'dan  birisi, bir tabak hurma getirmişti. Adama, "Sadaka mıdır? Hediye midir?" diye sordu. Adam, "Sadakadır" cevabını verince, Rasûlullah (s.a.v.) tabağı doğruca Suffa Ehline gönderdi. O sırada torunu Hz. Hasan, Rasûlullah (s.a.v.)'in önünde bulunuyordu. Tabaktan bir hurma alıp ağzına götürünce, Rasûlullah (s.a.v.) derhal müdâhale etti ve "Biz [Ehl-i Beyt] sadaka yemeyiz, bize sadaka helâl değildir!" buyurdu. Bu bakımdan İslâm dini ve sünnet-i seniyyenin  naklinde Ehl-i Suffa'nın üstün hizmet ve gayretleri oldu. Bu bakımdan İslâm tarihinde Ehl-i Suffâ müstesnâ bir yer işgal eder.

"Ashâb-ı Suffa" medresesinde Rasûlullah (s.a.v.)'in rahlesinde yetişen genç Ashâbın bir kısmı İslam toprakları genişledikçe fethedilen beldelere İslam'ı öğretmekle , Kur'an talimi ve Sünnet-i Rasûlullahı anlatmakla görevlendirildiler. Bu dikkate alınarak Ashâb-ı Suffa "kurra" ;  Suffa ise  "Dârü'l-Kurra" olarak da  adlandırılmıştır. Ashâb-ı Suffa'da eğitilenlerin toplam sayısı 400-500 olarak değerlendirilmiştir.

Ashâb-ı suffa hakkında Bakara Sûresindeki 273. ayetin nâzil olduğu da rivâyet edilmiştir:"Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete adamış fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar. Onların hallerini bilmeyen kimse, istemekten çekindikleri için, onları zengin sanır. Ey Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey istemezler. Ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir."

Peygamber Ashabı suffa’nın ihtiyaçlarını kendi ailesinin ihtiyaçlarından daha önde ve önemde görürdü.Suffa ehlinin ihtiyaçlarıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat ilgilenir, Beytü'l-mâl'e ve kendisine gelen malların büyük bir kısmını onlara ayırırdı. Kendisinin yetişemediği hâllerde Ashab'a tavsiye eder, evlerine Suffa ehlinden götürebilecekleri kadar misafir almalarını söylerdi. Bu sebeple bunlara: Edyâfu'l-müslimîn (Müslümanların Misâfirleri) de denilmiştir. (Buhârî, Rikak, 17) Bir defasında, değirmen çekmekten yorgun düştüğü için bir hizmetçi isteğinde bulunan kızı Fâtıma'ya peygamberimiz: "Kızım! sen ne diyorsun? Ben, daha henüz Ehli Suffe'nin ihtiyaçlarını temin edebilmiş değilim. " demişti.

Bu gün ashabı suffa merkezinde ve ışığında camilerimizin sosyal hizmet sunumu konusunu masaya yatırmalıyız.Hepsi olmasa da birçok camii oluşturulacak ilave imkan ve kadrolarla bu gün ashabı suffayı aşan bir çok hizmeti üstlenebilir.Camiiyi sadece namaz kılınan bir mekan olarak görmek ve kabul etmek yeryüzünü mescid olarak ilan eden bir dinin yaklaşımı değildir.Bu gün gerçek misyonundan kopartılmış ve içi boşaltılmış bir camii gerçeği var karşımızda.

‘Ashabı suffa gerçeği ışığında camilerin sosyal hizmet açısında konumu’ başlığıyla konunun DİB ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.Kadro ve imkanlar sağlanarak 24 saat esasına göre çalışan camiiler mutlaka belirlenmeli ve hızla yaygınlaştırılmalıdır.Camii halkımızın samimi ve sade yaklaşımı olarak ‘Alla’ın evi’ olarak kabul edilmektedir.Deprem,sel,yangın v.b. afetlerde insanların ilk sığınacağı mekanlar camiiler olmalıdır.Lütfen Allah’ın evlerini daha fazla kişiye ve daha fazla zaman açık tutmaya çalışalım.

Çalışalım ve gerçekleştirelim ki gerçekten camilerimiz CAMİİ olsun.

BAŞKANIN CAMİİ AÇILIMINI DESTEKLİYORUM.(Cuma, 01 Şubat 2013)

Eğitimim , sosyal hayatım ve çalıştığım alan itibariyle Camiiler hayatım boyunca ilgi alanımda oldu. Bu sebeple Camiiler üzerinde çok kafa yordum. Bir çok yazı yazdım. Özellikle Peygamber dönemindeki Mescid-i Nebevi’nin fonksiyonlarını anlatarak günümüzdeki Camiilerin bu örneğe göre düzenlenmesini savundum. (bknz 11 Ekim 2010 tarihli yazım: CAMİİLERİMİZ NE KADAR “CEM EDİCİ”-http://www.cemilpasli.com/sosyal/camiilerimiz-ne-kadar-cem-edici ve 10 Kasım 2011 tarihli yazım Sosyal Hizmetler açısından camilerimiz (Ashabı Suffa örneği-  http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/sosyal-hizmetler-acisindan-camilerimiz-ashabi-suffa-ornegi

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bana göre Camiilerle ilgili ‘açılım’ adını verdiğim konulmasının bir kısmında şöyle diyordu: ''Gönlüm şunu istiyor, sokak çocuklarının bile sığınabildiği yer Allah'ın evleri olsun. Ankara'ya, İstanbul'a gelip otel parası bulamayan kimsesiz, sokakta kalmış insanların sığınacağı yer yine Allah'ın evleri olsun. Allah'ın evinin kapısına kilit vuramayız. Camilerin yanı başında, müştemilatında oluşturulacak küçük bir yer sayesinde bir gariban, aç kalmış, susuz kalmış, sığınacak bir yer bulamamış insanlar Allah'ın evlerine sığınma imkanı bulsun. Bu bir hayal gibi görülebilir ancak bu hayali hep birlikte gerçekleştireceğiz. Camileri bütün gün açık hale getirmeliyiz. Hiçbir endişe ve korku camilerin kilitli olmasını haklı kılmaz. Unutulmamalı ki hırsızlık endişesi ile camilerimizi kapalı tutarak yaptığımız hırsızlık, hırsızların camilerden götürdüklerinden daha büyük bir hırsızlıktır. Kocatepe'nin altında sürekli devam eden bir kitap kültür fuarı olmalı, çocuklar, gençler ve kadınlar için ayrı mekanlar olmalı. Orada bir taraftan çocuklar oyunlar oynarken, bir taraftan Kur'an-ı Kerim öğrenmeliler, her türlü kültürel ve ilmi faaliyetin yaşandığı bir mekan olmalı. Gençlerimiz ve çocuklarımız camiye geldiğinde caminin kütüphanesine geçip ödevini yapabilmeli. Orada oturup kitap okuyarak vakitlerini geçirebilmeli. Cami ve kitap kadar birbirine çok yakışan başka bir şey yoktur. Camilerimizde kilitli dolaplar ardına hapsedilen birkaç kitap yerine herkesin kullanımına açık, kolay ulaşılabilen, zengin içerikli kütüphaneler oluşturulmalıdır. Gençler orada oturup sohbetler yaparak, kitap okuyarak, bilgi merkezi olan camilerimizden faydalanabilmeli. Camiler kitap ve kültürle buluşmalı”

İki yazımda’da Sayın DİB Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ’in bu gün dile getirdiği altına imzamı bütün samimi kalbimle atabileceğim tespitlerden bahsettim. Başkan’ın Camiiler için bahsettiği konuları çok daha geniş ve ayrıntılı anlattım ve şiddetle tavsiye ettim.

Özellikle Mescidi Nebevi ve bitişiğinde tesis edilen ‘ashabı suffa’ müessesesi üzerinde durdum yazılarımda. Camiilerin her açıdan ‘cem edici’ olmasını , sosyal hayatın dalgalarıyla boğuşan sadece Müslüman değil , her insanın sığınabileceği ‘Nuh’un Gemisi’ gibi dizayn edilmelidir.

Başkanın bu açılımına ilgili tüm insanların (STK’lar , yerel yönetimler , resmi kurumlar ve camii cemaaati) yüksek sesle ve elini taşın altına koyarak destek vermesi çağrısında bulunuyorum. Bu açılım gerçekleştirildiği zaman tüm zaman ve mekanlara da etkisi düşünüldüğünde çok büyük bir hayrın , çok büyük bir fethin kapısı açılacaktır.

O zaman Camii gerçekten camii olacak , Müslümanların kalbi Camii de hep beraber ve birlikte  atacak , namaz beş vakit tüm sosyal fonksiyonlarını yerine getirecek ve Cuma namazı haftalık kongre olma özelliğiyle buluşacak , mahalledeki her bir gelişme Camiiden izlenebilecektir.

Sayın Başkanı bu açılımdan dolayı yürekten tebrik ediyor , samimiyetine inanıyor , fikir ve düşüncelerinin hayata geçirilmesinde elimden gelen tüm desteği vereceğimi buradan haykırıyorum.

Haydi hep birlikte gayret edelim.

Camiiler gerçekten camii olsun.

CAMİİDE HİZMETİN DEVAMLILIĞI İÇİN ÖNERİLERİM

Camide din görevlisi izin aldığında ya da raporlu olduğunda boşluk oluşmaması için;

DİB Çalışanları, Müftüler, Müftü Yardımcıları, Şube Müdürleri, Müezzinler, Kuran Kursu Öğretmenleri, Vaizler, İHL İdareci ve Meslek Dersi Öğretmenleri, Hafızlık Öğreticileri ve Öğrencileri, Diyanet Vakfı Mensupları ve burs verdiği ehil öğrenciler, stajer öğrenciler, Ehil GÖNÜLLÜLER v.b. kişilerin camide oluşacak boşluk durumunda istihdam edilmesi gerekir.

Devletimizin bu konuya kesin bir çözüm bulması gerekir. Devlette devamlılık esastır.

Vaazda değil ama ezanın okunmasında acilen merkezi sisteme geri dönülmeli. Ezan ve Sela’nın millet ruh ve kalbinde ne kadar önemli olduğunu 16 Temmuz gecesinde gördük.

Konya da bu sabah (Cuma sabahı) namaza 06.05 de duruluyor. Ben camiye 05.55 de girdim ezan okunmamış, cemaat var, camiiyi açmış ama ezan okuyacak  özgüven ve eğitim yok. Ezanı okudum namazı kıldırdım, ancak bu işlerin kesinlikle devamlılığını sağlayacak şekilde bir sisteme kavuşturulması gerekir, camiilere parmak iziyle takip sistemi kurulması ve imamların en az 10 dakika önce camiyi açmalarının takibi yanında izin ve raporlu olmaları durumunda yukarıda saydığım kadronun istihdamıyla boşluğun doldurulması. Ben 8 yıl Yetiştirme Yurdu, 2 yıl Huzurevinde çalıştım, bunlar yatılı hizmet veren kurumlar, bayramlar, tatil günleri dahil hiçbir zaman boşluk olmaz mutlaka nöbetçi personel bulundurulur, bir sistem var ,işler, boşluk olmaz…

Aynı hizmet devamlılığı camiilerde de sağlanır.

Yeter ki istensin, önem verilsin, kafa yorulsun....

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank