content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

29 Kas

Abdurrahman Yağdıran İle Bir Gün

Abdurrahman Yağdıran Beyefendi; türküleri herkesçe bilinen ama kendisi ön plana fazla çıkmamış son derece mütevazı, değerli Adanalı bir sanatçımız… Türküleri kendisinden çok tanınan, Adana’nın adını bütün dünyaya duyuran

kendi değil ama gönlü zengin muhteşem bir insan… Yıllar önce Şükran Çetiner adlı öğretmen arkadaşımın biricik oğlunun sünnet düğününde aynı masada yer almıştık. Şükran, bana “Seni Abdurrahman Yağdıran ile tanıştırayım.” dediğinde çok mutlu olmuştum. Neredeyse bütün Adanalıların marş gibi dillerinden düşürmedikleri eserin sahibi… Eski Adana düğünlerinde mutlaka çalınıp söylenen neşe içinde çifte telli oynadığımız türkü…

“Adana yollarında / Pamuklar dallarında / Allah canımı alsın / O yarin kollarında. / Gel Adanalı kız / Güzel edalı kız / Adana çarşısında / Gezemiyom yalınız.//

Önce size Abdurrahman Yağdıran Hocamla iletişim kurmama yardımcı olan Ayşe Kılıç Hanımefendiyi tanıtayım: 1998 Haziranında Adana depremi sonrası korkudan evlerimize girememiştik. O esnada apartmanın önünde çaresizlik içinde beklerken tanıştık. Onunla aynı sitenin farklı bloklarında oturduğumuz halde o güne dek hiç karşılaşmamıştık. Depremle başlayan dostluğumuz 17 yıldır kesintisiz sevgiyle saygıyla sürüyor. Komşum Ayşe Kılıç; hayatı seven, gözü gönlü tok, hoşgörülü, şakacı, neşeli bir hanımefendidir. “Kırkından sonra saz çalınmaz.” derler ama sevgili Ayşe Kılıç bu sözü çürüten biri… Emekli olduktan ve çocuklarını evlendirdikten üstelik torun sahibi olduktan sonra saz öğrendi, pek de güzel çalıyor.

Geçenlerde eski komşum Ayşe Kılıç Hanımefendi hastalanmıştı. Ben de onu yoklamak için ziyaretine evine gitmiştim. Yattığı yerde sıkılmasın diye son şiir kitabım “Pembe Düşler Sandalı” nı da imzalayarak hediye götürmüştüm. Söz döndü dolaştı her cuma evinde toplanan arkadaşlarıyla Abdurrahman Yağdıran Hocanın öğrencisi Hasan Basri Üstün’den müzik eğitimi aldıkları konusuna geldi. Geçen yıllarda birkaç kez müzik çalışmalarına konuk olmuştum. Gerçekten çok keyifliydi. Müziğe gönül vermiş nadide insanlar her Cuma akşamı Ayşe Hanımın evine sazlarıyla sözleriyle konuk oluyorlardı. Bu çalışmaları yaklaşık üç- dört yıldır sürmekte… Bazı musiki derneklerindeki çalışmalara da katılarak başarılı konserler de veriyorlar. Ayşe Hanım: “Abdurrahman Yağdıran Hocamız da ara sıra bize katılıyor.” dedi. Bunun üzerine zaten şu aralar onunla röportaj yapmayı düşündüğümü söyleyerek Ayşe Hanım’dan Abdurrahman Yağdıran Hoca’nın telefon numarasını istedim. Ayşe Hanım, Abdurrahman Yağdıran’ı aradı. Onunla bir röportaj yapmak istediğimi iletti. O da seve seve kabul etti. İki hafta sonra bir cuma öğlen Ayşe Kılıç bizi evine öğle yemeğine davet etti. Hem benle kızım Sena’yı hem de hocayı ağırlamak istediğini, hocanın içli köfteyi ve yüksük çorbasını çok sevdiğini söyledi. “Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz.” atasözümüzü hatırlayarak bu daveti sevinçle kabul ettim.

Günü geldiğinde Ayşe Hanım’ın evine doğru yola çıktık. Çok mutluydum. Abdurrahman Yağdıran Beyefendi ilk GetAttachmetanıştırılmamızı unutmuştu, hatırlattım. Sevgili Şükran’dan övgüyle söz ettik. Her zamanki gibi çok zayıf ve ufak tefekti. Önceden 41 kilo olduğunu ama bu aralar çok kilo aldığını 49 kiloya çıktığını söylüyordu. Kilolarından şikayetçi olması beni gülümsetti. Malum ben 90 kiloda gezinmekteyim.

Keyifli bir yemekten sonra sohbetimize başladık. Saatler sular seller gibi aktı. Sorularıma son derece net ve samimi cevaplar aldım. Karşımda duygu yüklü, gözleri dolu dolu olan, ağlamaktan korkmayan muhteşem bir sanatçı vardı. Sıradan bir filmde repliği bile olmayan acemi bir figüranın, iki uyduruk şiir yazanın, üç uyduruk beste yapanın “Büyük sanatçıyım.” diye hindi gibi kabararak gezindikleri günümüzde böyle bir sanatçıyı tanımak ayrıcalıktır.

Onun eserleri devrin en büyük sanatçıları tarafından okunmuş, hatta sayısız kez plak yapılmış, filmlerde ve dizilerde defalarca kullanılmış üstelik hala da kullanılmakta… Yıllar önce Muzaffer Akgün’ün o dönemin çocuk yıldızı Zeynep Değirmencioğlu ile çevirdiği “Ayşecik Boş Beşik” filminde de söylenmiş. Adanalı dünya çapındaki yazarımız Orhan Kemal’in aynı adlı eserinden defalarca film, dizi olarak Adana’da çekilen “Hanımın Çiftliği” ile yine “Beyaz Gelincik” dizilerinde ve Avrupa Yakası” ile “Yemekteyiz” programında da yer verilmiş.

GetAttachmentÇok eseri var. Ancak öne çıkan iki eserini bilmeyen yok. Biri “Adana yollarında” diğeri de “Postacı” türküleri…

“Ah postacı postacı/ Canım gülüm postacı/ Bana yardan haber ver/ Gençliğime sen acı…//

Bu türkü sevdikleri kendilerinden uzakta olanların dillerinden hiç düşmemiş. Hele o yıllarda kocası Almanya’da çalışan bayanların hislerine tercüman olmuş. Günümüzde postacıların getirdikleri haberler yerine cep telefonlarından gelen mesajlar olsa da bu türkü halkın belleğine yerleşmiş. Postacının getirdiği mektubun sıcaklığı elektronik mesajlarda yok bence…

Abdurrahman Yağdıran Beyefendi ile yaptığım röportajımı sizlerle daha sonra paylaşacağım ama önce onu anlatmak ve hocama karşı duygularımı sizlere aktarmak istedim. Abdurrahman Yağdıran Beyefendinin ellerinden öpüyorum, ona uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. Allah, böyle mütevazı ve değerli sanatçılarımızı başımızdan eksik etmesin.

HARİKA UFUK ADANA 22 KASIM 2015 SAAT: 15.30

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank