content
17 Haz

Ünsüz Yazar Halim Ve de Selim Bey

Ne zaman doğduğu belli değilmiş Halim ve de Selim Bey’in; doğumu bilinmeyenin ölümü dahi bilinmezmiş. O yüzden Halim ve de Selim Bey’le ilgili yazılan tutulan tüm kayıtlarda sadece “Ünsüz Yazar Halim Ve de Selim Bey” ibaresi görülürmüş. Ünsüzmüş Halim ve de Selim Bey, ne şöhret peşinde koştuğu görülmüş ne de şöhret onun peşinden koşmuş; Ünsüzmüş Halim ve de Selim Bey, ne giden birinin peşinden ünlemiş adını, ne de ardından biri ünlemiş onun adını... Yazarmış Halim ve de Selim Bey; yenir yutulur şeyler yazdığı da olurmuş ipe sapa gelir şeyler yazdığı da...

Elinde ne olduğunu bilmediği zamanlarda olurmuş Halim ve de Selim Bey’in. Elinde avucunda olanı aradığı zamanlar olurmuş. Bazen oturur derin düşüncelere dalarmış (uyuklarmış)... Derin düşüncelerinden bir demet: “ yazsam yazsam ne yazsam... halım ve de salım olsa... halımla salıma binsem... halım’la hallansam ve de salım’la sallansam... halım halım hallansam ve de salım salım sallansam... şöyle... ‘Halim ve de Selim’ şeyler yazsam...”

Hiçbir şeyi boşuna yapmayan kerameti kendinden menkul Halim ve de Selim Bey günü gelince bu derin düşüncelerindeki derin hikmetleri de elbette öyle “Ünsüz Yazar”mış ki... ünleyenler, ünlenenler durumun farkına bile varamazlarmış...

Halim ve de Selim Bey’i derin düşünceleri ile başbaşa bırakıp; Ali Ekber Osman Efendi’ye bir göz atalım bu arada...

Anlaşılan o ki; Ali Ekber Osman Efendi’de Halim ve de Selim Bey’de zamanı ve mekanı kendi hallerince eğip büktükleri için, bu yazılan yazının da başı sonu nerde ne anlattığı biraz karışık gelebilirmiş okuyana dinleyene... başlangıç görünen son olabilirmiş, son zannedilen ise... belki daha hiç olmamışmış bile... o yüzden okuyana ve dinleyene sık sık şu uyarıyı yapmak gerekirmiş: “ Dikkat et! Düşersin”

Ali Ekber Osman Efendi ile ilgili anlatılan kıssalardan biri şöyleymiş: “Ali Ekber Osman Efendi; gencecik bir ihtiyar iken karlı bir ağustos sabahı batan güneşe karşı tahta bir taşa yatırılmış yaşamakta olan oğlunun cesedine bakarak kahkahalarla ağlarmış…”

Buna kıssa denir mi o da bilinmez; muhtemelen fırıncının, “... fırıncı da nasıl söylesem; fırınında sürekli mercimekli şeyler pişiren, pek bir çapkın tabiatlı imiş…” hangi tepsiden çıktığı belli olmayan ( o kadar fazla tepsi gelirmiş ki fırıncıya pişirilmesi için mercimekli şeyler) çocuklara anlattığı bir tekerleme bir darb-ı mesel olarak tedavüle sokulmuş...

Etiketler : , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank