20 Ara

RTÜK Radyo ve Tv. Yayınlarını İzliyor mu?

Ülke genelindeki Radyo ve  Televizyon yayınlarının genel durumuyla ilgili, kısa adı RTÜK olan, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun izleme ve değerlendirme çalışmaları devam ediyor mu acaba?  diye zaman zaman düşündüğümüz oluyor.TRT’ye bağlı Radyo ve Televizyon yayınları başta olmak üzere, ulusal düzeyde yayın yapan TV’lerimizin aynı zamanda Radyoları da var. Bunların haberleri,haberlerin sunuş biçimleri derli toplu denilebilir. Ama,özel Radyoların yani Televizyon çıkışlı Radyoların dışında kalanların yayınlarındaki ciddiyetsizlik,argoya kaçan konuşmalar, spiker olarak görevlendirilenlerin tutum ve davranışları üzerine  kulak verip, bunlarla ilgili değerlendirme ve uyarıların görülmesi gerekiyor.Bu konu ise, RTÜK’ün görevleri arasında yer alıyor olmalı!.

TRT olmasa THM ve TSM alanındaki yayınlardan tamamen mahrum kalacağımızı öncelikle belirtelim. Ancak, TRT’nin Radyo ve Tv.  müzik  yayınlarında, program yapımcılarından, sunucularından tutunda hep aynı  isimlerin sürekliğini görmekteyiz.

Burada, Radyoların Anadolu kuşağı içerisindeki THM parçalarının,eserlerinin aynı gün içerisinde, aynı parçaların farklı bölümlerde tekrarlandığını görmek,seçimdeki yayın benzerliğini  ortaya getirmektedir.Programlar içinde yaş günü kutlamaları,selam gönderme,hal-hatır sormalarının dakikalar alması, spikerlerin, “nikahta kim kimin ayağına bastığı” yla ilgili sorular  sormaları, programların içinden süre‘çalma’ları ortaya koymaktadır.

Seslendirilen eserlerin, parçaların isimleri tam ifade edilmiyor, ya kaynak kişisi veya derleyicisi unutuluyor ya da eserin güfte yazarı  yahut bestecisinin ismi, verilmiyor. THM yayınlarındaki sazlar arasına, enstrümanlar arasına gitar, ud gibi sazların konulması, THM ses uyumunu bozmaktadır. Bunun gerekçesini anlamakta zorluk çekiyoruz! Geçmişte yaşayan, Nida Tüfekçi, Muzaffer Sarısözen , Ahmet Yamacı gibi Yurttan Seslerin araştırmacısı ve kurucuları böyle bir  karmaşıklığı bilmiyorlar mıydı,düşünemiyorlar mıydı acaba?

Vefatla aramızdan ayrılanlarla, yaşayan usta sanatçıların bir program içinde ekran ve mikrofonlara getirilmeleri, kaybolan vefanın yeniden gündemde tutulması bakımından önem taşımaktadır. Özel Tv.lerdeki diziler ve yayınlanış

biçimleri  izleyiciyle ‘alay’ eder bir görüntü ortaya koymaktadır. Dizilerin tekrarlanan bölümleri tam bir  ‘izleyiciyi hiçe sayma’ anlayışı ortaya koymaktadır. Reklamların vakti saati, süresi belli değildir. İstedikleri gibi, istedikleri zamanda reklam konulmakta, yayınların başında, ortasında, sonunda, hele dizilerin bitiminden birkaç dakika önce, uzun süre verilen ve tekrarlanan reklamlar tiksinti yaratmaktadır.

Kanal-7 Tv.deki sekiz on kez yayınlanan, tekrar tekrar verilen aynı filmlerin Kemal Sunal filmlerinin tekrar tekrar yayınlanmalarının ne anlama geldiğini izleyici olarak bilinemiyor! Bazı Tv kanallarındaki ürün pazarlama reklamları, tanıtım yayınları bir ‘Süpermarket’ satış anlayışı ve görüntüsü veriyor. Özel Radyo ve Tv. lerde  THM ve TSM alanındaki yayınlar gerçeklerden çok uzaktır. Sanatçı, okuyucu seçiminden tutunda sazların biraya getirilişi bir derme-çatma, geçiştirme görüntüsüyle ekran ve mikrofonlardan seslenilmeye, zaman öldürmeye çalışılması üzüntü yaratmaktadır. Mahalli Tv’lerin haberleri, programları tekrarlarla doludur. Yapımcı ve sunucuların kültürsüzlükleri nedeniyle, kültürel ağırlıklı programlarda kalite bulmak mümkün değildir.

Atv ve Samanyolu Tv. lerinde yayınlanan ‘Kurtlar Vadisi’ ve ‘Şefkat Tepe’ adlı dizilerdeki tekrarlamalar,izleyicinin hiçe sayıldığı, yok kabul edildiği anlamına gelmektedir. Bu cümleden olmak üzere, Atv. deki  ‘Kurtlar Vadisi’ adlı dizi yayını için,28 Kasım ve önceki günlerde anons yapılarak, 29 Kasım 2013 tarihindeki yayın için görüntüler veriliyor.Ama 29 Kasım 2013 tarihindeki yayın farklı bir anlayışla, belki de zaman kazanmak, izleyiciyi yok sayıp geçiştirmek için, önceki bölümlerden özetler verilerek o günün yayını tamlanıyor. Bu anlayış, izleyiciyi bıktırıyor, üzüyor ve Tv. lerdeki  dizilerin yayınlarının denetlenmediğinin ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu arada, Tv.lerdeki açık oturumlara konuşmacı olarak katılanların, kimler olduğunu izleyici bilmiyor. Yani her önüne gelen çağrılıyor ve ahkam kesmeleri sağlanıyor. Maşallah onların bilmediği, yorum getirmedikleri konu yok! İhtisas alanları o kadar geniş ki, sormayın gitsin! Hele spor programlarındaki konuşmacılar sanki kavga için ekranlara çıkıyorlar. Bağırıp-çağırmayı özellik sayıyorlar! Böylece, toplumdaki tartışma kültürü ayaklar altına alınmış, kötü örnekler sergilenmiş oluyor.

Ayrıca, Atv. deki dizilerden biri olan ‘Ben onu çok sevdim’ adlı yayın, isim olarak yanlış ve kasıtlı bir konuluş olarak karşımıza çıkıyor. Bu dizi, 1950-1960 dönemini, özellikle 27 Mayıs darbesini işliyorsa, bu anlayışla yapılmışsa, adı, ‘Demokrasiye indirilen ilk darbe’ –‘Demokrasi freni’ gibi adlar kullanılabilir, bu yöndeki  arayışlar üzerinde durulabilirdi! O isim, Demokrasi şehidi, Adnan Menderes ve arkadaşlarına karşı saygısızlığı anlatmakta, kalkınmanın başlatılıp başarıya ulaştığı bir dönemin üzerine gölge düşürmekte, Menderes ve dönemini, ismini küçültmekte, yapım ve hedef  anlayışının hafife alındığını göstermektedir.

 

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.


Toplam 1 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1


2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank