content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

07 Kas

İklim Değişikliği Tarımda Acil Tedbirler Gerektiriyor

Bazı bilimsel kaynaklara göre, önümüzdeki yüz yıl içinde küresel sıcaklığın 5,8 C° civarında artış göstereceği öngörülüyor. Daha önce pek fazla bilinmeyen açlık, sel felaketleri ve tatlı su eksikliği gibi kavramlar, adeta söz konusutahminlerin habercisi. Gerçekten de kuraklıkların oluşma sıklığı şimdiden son 30 yılda iki kat arttı, Doğu Avrupa gibi bölgeler bu yüzyılın başından beri sık sık sel felaketleri ile karşılaşıyor. Hatta bu etkiler gelecekte buzulların erimesi ile deniz seviyeleri yükseleceği, nehir ve kıyı taşkınlarında, sellerde artışlar gözleneceği, mercan kayalıkları, ormanlar, ekosistemler, doğal otlaklar gibi sistemler tehdit altında kalacağı, türlerin soylarının tükenmesinin ve biyolojik çeşitlilik kayıplarının başlayacağı doğrultusunda senaryoları yazılıyor. Bu nedenle dünya biyoyakıtlar başta olmak üzere temiz enerji kaynaklarını devreye sokup, 2020’lerde sera gazlarının etkisini en aza indirgeyerek, küresel ısınmaya “dur” demeyi hedeflemektedir.

Küresel ısınmada,  sera gazlarına neden oldukları için, genelde fatura fosil yakıtlara çıkarılmakta ve bu nedenle ağırlık hidroelektrik, jeotermal, güneş ve rüzgar enerjisi ve biyoyakıtlar gibi “temiz enerji” kaynaklarına verilmek istenmektedir. Bu çerçevede hemen hemen her ülke Kyoto protokolü gereği, 2020’ler için, temiz enerjiyi devreye sokarak, karbon salımı azaltma veya sınırlama yükümlülüklerini deklere etmişlerdir. Örneğin Avrupa Birliği %25±5, Avustralya %15±5, ABD %17, Türkiye %11’lik salım azatlım taahhüdünde bulunmuş ve küresel iklim değişikliklerin etkilerini azaltmaya ve uyum sağlamaya yönelik bir “İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı 2011-2023”ı uygulamaya koymuşlardır[1].

Diğer bir öngörüye göre enerji politikalarında cesur önlemler alınmadığı takdirde, yüksek karbon üretimi nedeniyle, önümüzdeki 25 yıl içinde, hava sıcaklığında 3,5 derecelik bir artış beklenilmektedir. Söz konusu sıcaklık artışının, dünyadaki canlı nesillerinin büyük oranda (% 70!) yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalınabileceğine de değinilmektedir.  Hemem hemen bütün ülkeler CO2 emisyonuna olumlu katkıları nedeniyle biyoyakıtlara yönelmişlerdir. Nitekim AB, 2010 yılında kara nakil araçlarında kullanılan yakıtın %5,75'ini biyo yani yeşil yakıt olarak tüketmiştir. ABD ise 2006 yılında 19 milyon m3 olan etanol kullanımını 2017 yılında 132 milyon m3’e çıkartılmayı hedeflemektedirler. Fakat biyoyakıtların gıda kaynaklarında azalmaya ve dolayısıyla gıda fiyatlarında artış sorumlusu olarak kabul edildiğinden, G20’ler biyoyakıtların alg, orman ürünü gibi gıda dışı kaynaklara kaydırılma kararı almıştır. İlginçtir, tam bu aşamada Enerji Piyasası Düzenleme Kurulumuz (EPDK), 19 Eylül 2011 tarihinde aldığı bir kararla 2013 yılından itibaren benzin ve motorine her yıl artan oranlarda yerli tarım ürünlerinden üretilen etanol ve biyodizel katılma zorunluluğu getirilmiştir (Açıkgöz 2012, Türkiye yeşil yakıtlarda yanlış ata mı oynuyor?)[2].

 

Gıda fiyatlarındaki artış arz-talep dengesizliğinden kaynaklanmaktadır. Bugün Afrika’da yaşanan kıtlığın ana nedeni kuraklıktır. Dünyanın geçmişine bakıldığında 2-4 C0’lik sıcaklık artma tahmini hiç de olasılık dışı değildir. Her bir derece sıcaklık artışı karşısında buharlaşma, tuzlanma, su tüketimi gibi bitki yetişmesinde yönlendirici girdiler, verimi olumsuz etkileyecektir. Bu da gerek gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, gerek bitkisel ve gerekse hayvansal üretimin, artan nüfusu beslemede yetersiz kalabileceğinin bir göstergesidir. Küresel ısınma, nüfus artışı ve kaynak kullanmadaki özensizlik yönetimlere büyük baskı oluşturacaktır. Bugünkü sistemler, gelecekteki olumsuz etkilerin önlenmesine, güvenilir ve sürdürebilir tarımsal üretimi kucaklayamamaktadır. Hâlbuki gıda üretimi, dağıtımı ve tüketimi var olan ve oluşacak koşullara göre titizlikle planlanmak zorundadır.

FAO’nun son tahminlerine göre ise, 2050’li yıllarda dünya, bugün üretilen tarımsal üründen %70 daha fazla üretmek zorundadır. Fakat yıllık tarımsal üretim 2020’lerde maalesef tersine % 1,7 küçüleceği tahminlenmektedir.

2080’lerde oluşacak olası tarımsal ortama göre, bazı ülkelerde tarımsal üretim kapasitesi azalırken, bazı ülkelerde de artacaktır. Avrupa, Rusya ve Orta Asya’da küresel ısınma sonucu tarımsal verimlilik %15,  İsveç, Norveç, bazı Orta Asya ülkeleri ve Mısır’da %35 artacaktır. Buna karşın Afganistan, Arabistan ve Türkiye’nin oluşturduğu bir gurupta verimlilik %15, İran, Irak, Suriye, Pakistan ve Hindistan gibi Asya ülkeleri ile Afrika ülkelerinde  ise %50 düşecektir.

Türkiye’nin küresel ısınmadan etkilenerek tarımsal verimliliğindeki %15 kaybı çok önemlidir. O nedenle politikacılıların ve planlamacıların yarınlar için şimdiden yeni stratejiler geliştirmesi kaçınılmazdır. Bu aşamada öncelikli olarak:

·         Gıda güvenirliği ve sürdürülebilir tarım ulusal ve uluslar arası politika gündemlerine alınmalıdır,

·         Yakın gelecek için sürdürülebilir tarım ve gıda sistemleri için ciddi yatırımlar planlanmalıdır,

·         Sera gazı ve tarımı olumsuz etkileyen etmenleri en aza indirmeye çalışılmalı, tarımsal üretimi sürekli artıracak tedbirler alınmalıdır,

·         İklim değişikliğinden en çok olumsuz etkilenecek sektöre destek verecek politikalar ve programlar geliştirilmelidir,

·         Üretimden tüketime gıda kayıplarını azaltacak programlar geliştirilmelidir,

·         Bütün bilgi akışını paylaşarak, olayın önemini topluma aktaracak, toplumda farkındalık yaratacak programlar oluşturulmalıdır,

·         Mevcut bitki çeşitlerinin beklenen sıcaklık artışına ayak uyduracaklarını bekleyemeyiz. Genelde herhangi bir yeni çeşidin 4-5 yılda yerine daha yenileri gelmektedir. Türkiye’de yüzlerce türün çok sayıda alternatif üretimi (yazlık-kışlık, tarla-sera vs) seçenekleri için yarın gereksinim duyulacak genotiplerin geliştirilmesi için tüm ulusal kaynakların devreye sokulması gerekmektedir. Bu konuda özel sektör tohumcu firmaların kapısını çalacak, özel bitki ıslahı kuruluşlar henüz gelişmemiştir. Konunun kapsamı ve ekonomik önemi nedeniyle, yalnız Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bırakılmamalıdır. Binlerce potansiyel bitki araştırmacısının bulunduğu Üniversiteler hazırlıkları sürdürülen “İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı 2011-2023”nın tarım modülünde muhakkak devreye sokulmalıdır. Üniversitelerin bu konudaki etkinliklerini titiz yönergelerle devreye sokmak gerekir. Burada batı üniversitelerinde yüksek lisans tezlerinin %80’den fazlasının uygulamaya yönelik olduğu, Türkiye’de ise bunun maalesef %10’ların altında kaldığını hatırlatmalıdır. Uygun fizyolojik, biyolojik ve moleküler karakterizasyonla başlanacak güdümlü projeler, yarının değişecek iklimine ayak uyduracak genotipleri geliştirebilecektir. Islahçı hakları yasasının işlerlik kazanması da, “tek gen”in dahi tescil edilebilme fırsatı verdiğinden, yarınlarda çok gereksiniminiz duyacağımız kurağa, soğuğa, sıcağa veya tuzlu koşullara adapte olabilen yeni genotiplerin geliştirmesine büyük hız kazanacaktır.

 


[1] http://www.tarimreformu.gov.tr/iklim/dosya/idep.pdf

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank