content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

29 Nis

Yumuşak Güç!

Kelime anlamıyla kısaca, bir devletin kaba güç kullanmadan, kamu ya da sivil toplum örgütleri ile her türlü basın, yayın, sanat faaliyetleri ve yardım kuruluşları vasıtası ile başka ülkeleri etkilemek, sempati

yaratmak, istediği yönde rızalarını almak ve yönlendirmektir.

Güçlü ve dünyayı yönetmeye ve yönlendirmeye muktedir devletler bunu çok iyi kullanırlar. Bu alana büyük bütçeler ayırırlar.
Nitekim ABD bu alana daha 1920’den itibaren büyük bütçeler ayırmıştır. Hakeza İngiltere ve Fransa gibi devletlerde öyledir.

Yumuşak Güç tek taraflı yani sadece kamu yönetiminin gayretleri ve düzenlemeleri ile olmaz. Bu konuda sivil toplum örgütlerinin, hatta bireylerin ve şirketlerin katkıları büyük oranda olması gerekir.
Yani Yumuşak Güç bir ortak düşüncenin ve projelerin tasarlanması ve yürütülmesi hadisesidir.
Burada fikirler, ideolojiler, etnik kesimler önemli değildir. Bu kesimler ve fikirler arasında derin ayrılıklar olsa dahi; Tek bir amaç vardır, o da ülkenin dünya siyasetinde “benlik” duygusu içerisinde gücünün ve etkinliğinin gösterilmesidir.

Hatta fikir ayrılıkları bazen olumsuzluktan çok avantaj durum bile yaratır.
Mesela ülke sosyalist olmasa bile sosyalist veya komünist kesimler dünya ölçeğinde o fikir akımlarının ve kesimlerinin ülke lehine yönlendirilmesi ve sevk edilmesi hususunda kullanılabilir. Zira burada önemli olan ülkenin menfaatleridir.

lk bakışta görüldüğü, zannedildiği gibi bu konuda yumuşak güç için öncelikli gerekli olan maddi imkânlar değildir. Gerekli en önemli iki şey vardır ve maddi imkânlar onlardan sonra gelmektedir.
Birincisi ülkenin resmi yönetimi yani devlet ile halkının barışık olması gerekir. Yani devlet ile toplum kaynaşmış olmalıdır. Toplum devletin her konudaki faaliyetlerinin arkasında durmalıdır. Devlette halkını “güdülesi” olarak görmemelidir. Devlet ile halk karşıt olmamak durumundadır.

Ne yazık ki bugüne kadar, hatta bugün bile ülkemiz bunu başaramamıştır. Bunu bir not olarak belirtmiş olalım.
Burada yanılmamamız gereken ayrıntı şudur; Devleti idare edenlerin yöntemlerini benimsemeyebilir ve hatta karşısında olabiliriz. Ancak asıl olanın devletimizin dünya ölçeğindeki faaliyetlerinin kendi devletimizin bekası ve güçlü kılınması için çalıştığı bilincinde olunmasıdır.
İkincisi ise; (dini, etnik veya ideolojik farklılıklar olsa bile) Toplum kesimlerinin birbirlerine ülkemiz için kendi yöntem ve dünya görüşü doğrultusunda çalıştığına inanması ve iman etmesidir. Ve hatta gerektiğinde yardımcı olmasıdır.

Kısaca devlet ve halk birbirlerine inandığı gibi toplum kesimlerinin de birbirlerine inanmaları gerekir.
Ama bunlar için de en önemli şey, kültür ve vatan bilincinin yani aidiyet bilincinin sağlanmasıdır. Aidiyet bilinci sağlanırken de toplum olarak ne olduğumuzun ve dünyada yerimizin ne olduğunu, ne olmasının gerektiğinin bilincinde olunmasıdır.
Bu ülkede yaşayanlar farklı etnik, dini ve ideolojik değerlere sahip olsalar bile aynı kültürel geçmişin ve aynı vatanın bireyleri olduğunu bilincinin geliştirilmesidir esas olan.
Her kim olursa olsun, hiçbir kesime, etnik ve dini gruplara, partilere ve ideolojilere vatanını satan, ihanet eden gözüyle bakılmamalıdır. Akıllara dahi getirilmemelidir.
Konumuzla doğrudan bağlantısı olmasa da bir son söz ile yazımızı noktalayalım;
İdeolojik saplantılardan kurtulduğumuz, karşımızdakine çok daha hoşgörülü olduğumuz sürece, vatanımızı müreffeh hale getirme yolunda büyük bir engeli aşmış oluruz.

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank