Han ve Yol

Yol ve han ikilemini, dünya ve ahiret, madde ve mana, akıl ve kalp, haz ve hüzün, düşünce ve eylem, fizik ve metafizik gibi kavram çiftleriyle örtüştürebilir ve tahlilimize uygun bir şekilde düşünebilirsiniz…

Yol ve han ikilemini, dünya ve ahiret, madde ve mana, akıl ve kalp, haz ve hüzün, düşünce ve eylem, fizik ve metafizik gibi kavram çiftleriyle örtüştürebilir ve tahlilimize uygun bir şekilde düşünebilirsiniz…

Başlık pek bir şairane ya, bendenizin duygular dünyasında yarı baygın gözlerle melankolik bir yazı yolculuğu sunacağımı zannedenler ne de çok yanılıyor.

Geldin ve kanıma girdin bahar. Bana sonsuzluğu vaat ettin. Yüzümü tekrar varlığa çevirdin, gönlümü erguvanlarına, eflatunlarına meftun ettin.

Fıtrat hamurumuz ebediyet aşkıyla yoğrulmuş. Toprak, kıvam bulmak için aşka muhtaç. Bizi ‘kardaş’ kılan şey işte bu aşka olan ölümcül ihtiyacımız ve toprağın fukaralığıdır.

İslamiyet’in, ardından kadim hermes kültürünün Antik Yunan’daki mirasına ‘yitiği’ gözüyle bakıp, o mirası (bazen Yunan kokusunu fazla alarak da olsa) kendi bünyesine katıp büyük

Haydi, yazıma beylik bir sözle başlayayım: İnsan, ekmeksiz, susuz yaşar ama rüyasız, idealsiz yaşayamaz. İşbilir bir yazar kurnazlığıyla, rüya kelimesinin yanına ideal kelimesini iliştiriverdim ya eh artık içim rahat.

Dünya ve ahiret birbirinin içine dahil olmuş, dikey olarak düşünülmesi gereken, madalyonun iki yüzü durumundadır “Çünkü diyorum çünkü

Tüm kainat bir Cebrail olmuş bizi içimizden ve dışımızdan sıkarak, ‘Oku’ diyor… Soruları kadar büyüktür insan… Büyük sorular demek engin cevapların duası, talebi demektir. Neyin duasındaysanız, nelerin talibiyseniz onlarla muhatap olur, o türlü cevaplara

Kişi ölüm gibi, geçicilik gibi, yaşlanmak, şefkatsizlik gibi temel varoluş ihtiyaçlarından kaçmak için bu ‘ilerleme’ düşüncesine yönelmiş olabilir İlerlemek’, bir kızıl elmadır, gözümüzü kendimizden ötelere kaçırır. Kendi gerçeğinden uzaklaşıp, şimdinin insanca yanlarımızı hatırlatan, ölümü, faniliği, yaşlanmayı, düşkünlüğü, yoksulluğu,

Yeni Said döneminin gazete okumayan Said Nursi’si Eski Said döneminde günde belki sekiz-on gazete okuyordu. “Başkasının kaşığıyla düğün yemeğine gitmek” diye bir tabir var Anadolu’da. Bu tabir hatırıma geldikçe, sahip olduğu iğreti düşünce,

Yedi uyurlar meselinin bugüne söyleyeceği budur. Bu dönemde “inzivadan nasibini almak” lazımdır. “Üstüne konuşulamayan şey hakkında susmalı” diyor filozof. Bu söz karşısında bir vakitler

Hakikatsiz felsefe, sakat bir tarih anlayışına yaslanarak, sonraki bir olayın öncekinden nasıl doğduğunu açıklamayı gerçeği yanlıştan (hakkı batıldan) ayırmaktan daha çok önemser. ( Düşünmeyi düşünmek “Düşünmek” diyordu arif Şebüsteri Gülşen-i Raz’ında “Batıldan hakka yürümek ve cüzden külle doğru yükselmektir.”

Fedakarlık; ister, paraya, şöhrete ve şehvete boyun eğmeyecek yüreklilik ister. Şahsiyet ister. Başımıza ne gelmişse bu aydın denilen mahluk türünden gelmiştir. Bilgiyle kurduğu hastalıklı ilişki ile ön plana çıkan bu tür, bilgiye bir nesne gibi yaklaşır. Bilgiye yaklaşımı kalpten kopmuş aklın tahrikiyledir.

Kürsüye önce vali, kaymakam, belediye başkanı, bölge komutanı, organizatör kişi çıkar, dinleyiciler bayılma durumuna gelirken söz şiir erbabına düşer… Söz, düşer… Bugün şiire ve şaire ayrılan mevki, garnitür mevkiidir.

Sipariş verilen her konuda, her an, her oranda (kaç vuruş yapacağı bile belli) yazı üretmeye amade bir yazı zanaatkarları ordusu sığırcık sürüsü gibi ortalığı kaplamışken… ‘Ne iş yaparsın abi?’

Projeler koftiden; ağabeyler ablalar, mücahid ve mücahideler naylondan çıktı. Çok mu karamsar olduğumu düşünüyorsunuz?

Babası araba markasıyla izlenim oluşturarak tatmin olan çocuk, okulda markalı ayakkabısıyla diğer çocukları ezerek mutlu olmayı tercih ediyor. Eskiden anne-babalarına benzemeye çalışan çocuklardan bahsedilirdi… Şimdi, çocuklarına benzemeye
2009 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi
Designed By Online Groups