Çoktan Kafayı Yemişiz Biz, Kemalist Kardeş!

Valisinden öğretmenine, vergi memurundan kadastro görevlisine kadar her birinin başı üstünde kaç tane büyük camekânlı Atatürk resmi vardır?

Valisinden öğretmenine, vergi memurundan kadastro görevlisine kadar her birinin başı üstünde kaç tane büyük camekânlı Atatürk resmi vardır?

Kimlik vurgusunda ifrat da tefrit de kişiliksizleştirir. Kimliklerini kaybedenler kişiliklerini de kaybederler. İşgal altındaki milletlerin, millet onurunu kaybedenlerin durumu budur.

Risale-i Nur vahiy değil elbette. Ancak Risale-i Nur’un özel olarak belirlenmiş dili, okuyucusunu vahyin anlam nehrine yakınlaştırır.

Yaşamak, kaybettiklerini kaybolduğun dünyanın dar sokakları arasında kaybedilen zamanların hüsranlığında aramak demekti. Bir yüze/ göze/ gönle sahip olduğunu hatırlayıp, zamanın geçmişliğini hayatın

1. En başından söyleyeyim, Risale'nin sadeleştirilmesine karşıyım ama bildiğiniz nedenlerle değil. Risale-i Nur'un sadeleştirilmesine karşı çıkmaların hepsini Risale-i Nur fanatikliğine yormak insafsızlıktır, had bilmezliktir. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Risale de öyle!

Nedir ki insanın yüzü? İnsan bedeninin yüzölçümce en fazla yirmide biri. Yüzüne bir şey olursa, bedeninin yirmi kısmının ondokuzu kalır. Yüzünün deforme olması ayaklarını etkilemez sözgelimi; yürüyebilirsin, koşabilirsin de. Yüzünün dostlarınca bile tanınmayacak

Bir soru sorsam size: "Aynaya bakınca kimi görüyorsunuz?" O kadar belli ki sorunun cevabı… Besbelli bu cevap yüzünden, soru anlamın kaybediyor, lüzumsuzlaşıyor, aptalca duruyor. Bu "aptalca" soruya cevap vermek de ayrı bir aptallık sayıldığı için bugüne kadar bu soruyu sorduklarım donup kaldılar.

Bugün: Sıradışı Olduğu İçin Sıradan, Sıradan Olduğu İçin Sıradışı Bugünü günlerden bir gün sanıyorsun. Sıradan. Ömrünün günlerinden bir gün. Hayır, bugün bir gün değil. Biricik. Bi'tane. Eşsiz. Benzersiz.

Risale-i Nur vahiy değil elbette. Ancak Risale-i Nur’un özel olarak belirlenmiş dili, okuyucusunu vahyin anlam nehrine yakınlaştırır. En başından söyleyeyim, Risale’nin sadeleştirilmesine karşıyım ama bildiğiniz nedenlerle değil. Risale-i

Sen yoksan Nereye koyayım ben bu başı Yoksan sen Hangi terazide tartayım bunca telaşı Nasıl sahici kılayım şu kırılgan varlığımı

Bu yazımdan ötürü de beni taşlayacaklar çıkacak elbette. Korktuğumu söyleyecekler. Olsun, benim de vekilim Rabbimdir; “Kahrolsun İsrail!” diye bağıran gençleri kösteklediğimi sandınız. Aksine destekledim.

“Kahrolsun İsrail!” Diye Bağıran Gençlere Ağabey Hatırlatması… Böyle bir davanın açılması vicdanı sızlatıcı. En azından gereksiz. Belli ki şık durmuyor. Umarım, beraat edersiniz. Fakat asıl beraat arayacağınız yer TC mahkemeleri değil

Saygı duruşlarının hiçbirinde bana sorulmadı: “Saygı duruşunda bulunulan kişiyi ya da kişileri saygıyla anmaya değer görüyor musun?” Bu yazının Rauf Denktaş’la ve Altan Tan’la bir ilgisi yok. Sadece sırası geldi. Kendisine saygı duruşunda bulunulan

Bu “yanlış ihbar” işi aslında yeni değil. Hep vardı. “Yanlış ihbar”! “Devlet yanlış ihbar yüzünden terörist diye masum insanları vurdu.” En az 35 can verildi bu cümlenin manşetlere çıkması için.

Mazlumluktan prim devşirmedi. Bildiklerini söylese, hissettiklerini açık etse, onca iktidar kulesini yıkabilir, zalim muteberleri rezil edebilirdi. Sustu. Az konuştu. Çok okudu. Yıl 1991. Ankara Kocatepe Kitap Fuarı’ndaki İz Yayıncılık standına yanaşır

Ne "muhafazakâr" ne de "dindar" terimi "mümin"i tanımlamaz. Mümin olmak adam olmanın hakkını vermektir. “Dindarlık”tan istifamdır…

Adını koyalım: Kimse zulmün yanına koymak istemez vicdanını. Koysa bile orada rahat durmaz vicdan. Er Ryan’ı Kurtarmak
2009 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi
Designed By Online Groups