content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

12 Şub

Tüm Yönleriyle HASET!

Hem fertler hem de topluluklar için yakıcı, yıkıcı, mahvedici etkilere sahip haset duygusunu ancak çok boyutlu ele aldığımızda onu tam olarak algılayabileceğiz ve kavrayabileceğiz. Ancak önce bir fıkra:

Hikâye bu ya Şeytan’ın yolu Haset Köy’e düşer. Burada ne gibi iğvalara yol açacağını merak ederek bir hanenin kapısını çalar. Kapı açılır ve içeriden biri kafasını uzatarak yabancının ne istediğini sorar. Şeytan selam vermeden aceleyle teklifini yapar: “Dile benden ne dilersen. Yalnız sana verdiğimin iki katını komşuna vereceğim, ona göre iyi düşün!” Hane sahibi de yine aceleyle hiç düşünmeden ve tereddüt göstermeden “Tek gözümü kör et” der. Şeytan kendisine bu köyde pek bir iş düşmeyeceğini anlayarak başka beldelere doğru yola koyulur.

Fıkramız bu kadar. Pekiyi haset nedir diye soracak olursak?

Haset (malicious-overcoming envy) en kısa tanımı itibariyle bir insanın karşısındakinin sahip olduğu maddi ve manevi değerlerden mahrum kalmasını ve eğer mümkünse bu değerlerin kendine geçmesini dilemesidir (Ruhiyatta (psychology) önemli bir konu olan “kendine haset” (self-envy) konusunu ise yer darlığı sebebiyle es geçiyorum. O konuda ayrıntılı okuma yapmak isteyenler bu alanın öncü makalelerinden olan şu esere bakabilirler: Rafael Lopez-Corvo “About interpretation of self-envy” International Journal of Psycho-Analysis, 73, 1992: 719-728). Karşısındakinin sahip olduğu değerleri haketmediğini düşünerek ona haset etmeye ise nemesis denir. Karşısındakinin sahip olduğu değerleri hakettiğini düşünerek ona haset ediyorsa buna da ftonos denir. Bir de karşısındakinin kayıplarından, acılarından zevk alma hali mevcuttur ki buna da Schadenfreude veya epicaricacy (epiherekakos) denir (Bu sonuncusu özellikle siyasi, iktisadi, sporsal rakipler ve onların taraftarları arasında çok yaygındır ve büyük felsefeci Schopenhauer schadenfreudeden haz almanın insanın en kötü hasleti olduğunu söyler (Arthur Schopenhauer, The essays of Arthur Schopenhauer on human nature, 2004 http://www.gutenberg.org/cache/epub/10739/pg10739.html) Bu sonuncusu da kendi içinde ikiye ayrılır: Acı çekenin kötü birisi olduğu düşünülerek onun başına gelenlerden haz almak ve acı çekenin kötü biri olduğu düşünülmemesine rağmen onun başına gelenden haz almak. Ancak farkedilmesi gerekir ki her iki durumda da acı çeken hak ederek acı çekmekte/kayıplara maruz kalmaktadır düşüncesi haset edende hâkimdir. Bugünki dille biz tüm bu farklı kavramları sadece çekememezlik ile karşılamaya çalışıyoruz maalesef.

Pekiyi bahsedilen haset kıskançlığın ta kendisi değil midir?

Hayır, kıskançlık hasetten farklıdır. Kıskançlık (münasefe=jealousy) maddi-manevi bir değeri kaybetme endişesi hissi içinde kendi nefsi için tutmayı istemek demektir. Mesela bir kadının/kocanın kocasını/karısını başka kadınların/erkeklerin kapmasından endişe ederek kendine saklamak veya bir çocuğun görmekte olduğu anne baba ilgisinin kardeşi de olsa diğer çocuklara yönelmesinden endişe ederek kendinde tutmak istemesi kıskançlıktır.

 

Haset, kıskançlık yanında bir de gıpta vardır.

Gıpta (longing/benign envy) ise kısaca şudur: Bir insanın kötü/ard niyet taşımadan bir başkasının sahip olduğu maddi ve manevi değerlerin aynılarına ulaşmayı dilemesidir. Bugünki dille karşılığı imrenmektir.

Görüldüğü gibi gıptada insan başkasının elindekine imrenerek/özenerek onun gibi olmaya çalışırken hasette başkasının sahip olduklarını kaybetmesini arzular. Kıskançlıkta ise elindekini sadece kendisi için tutmak ister. Haset menfidir/mezmumdur gıpta ise müspettir/memduhdur. Bunun gibi tezellül menfidir tevazu müspet; tekebbür menfidir vakar müspet; müsriflik menfidir cömertlik müspet; cimrilik menfidir iktisat müspet. Örnekler arttırılabilir, ancak gerek olmadığını düşünüyorum.

Pekiyi tarihte haset ilk olarak ne zaman görülmüştür?

Eğer manevi geçmiş zamana inananlardan isek hasedin ilk olarak ortaya çıkışı tüm kutsal kitaplarda anlatıldığı üzere Şeytan’ın Âdem’e haset etmesiyle vücuda gelir. Dumansız, saf ateş alevinden yaratılan Şeytan, çamurdan yaratılan ilk insan Âdem’e secde etmesi emredilince çileden çıkar ve haset etmeye başlar. Âdem’e zahiren ve açıktan düşmanlık etse de sonunda asıl düşmanlığını yönelttiği Tanrı olur. Çünki kendisinin ibad olarak Tanrı’ya neden yetmediğini bir türlü anlayamamakta ve Tanrı’yı bu eksik, nakıs varlık olan insanı yarattığı için hata yapmakla itham etmektedir. Sonrasında ise bu nakıs, eksik olarak gördüğü varlığın içinde mündemiç bulunan tezat (ulvi/süfli) duygular ve hasletler sayesinde bu varlığın meleklerin de üstüne çıkabildiğini gördükçe hasedi bir kat daha artarak Tanrı’ya olan itirazları düşmanlığa dönüşür. Aslında inananlar için tüm sorun haset edilenle değil o özellikleri ona veren Tanrı iledir. Çünki Tanrı’nın istediğini istediğine vermesi ya mahz-ı adalet veya tam adaletsizlik olarak görülecek ve hesap Tanrı ile kesilecektir. Bu yüzden Tanrı’nın verdiklerine tam rıza gösterenler maşaallah derler ki anlamı “Allah’ın dileğiyle [olmuş]”dur. Yine Tanrı’nın verdiklerine tam rıza göstermeyenler ise nihai aşamada düşman olarak karşılarında Tanrı’yı bulurlar. Tanrı’ya inanmayanlar içinse hesap kesecekleri muhatap sadece ve sadece haset edilen insan olacaktır. Şeytan’ın Tanrı’ya yönelik bu düşmanlığını bir kat daha katmerleştiren husussa mahlûklar içinde insanın bu durumunu muhtemelen en iyi onun anlıyor olmasıdır. İnsan kendisine verilen hasletler dolayısıyla mahlûkların en üstünü olabilmektedir, Tanrı’ya ibadette Şeytan ve nefsi ile mücadele ederek harikalar vücuda getirebilmektedir, Şeytan ise bunu sadece anlayabilmektedir ama hiçbir zaman meleklerden üstün olamayacaktır.

Tarihte gerçekleşen bu ilk haset hadisesinden sonraki hadise yine kutsal kitaplardan öğrendiğimiz kadarıyla Habil Kabil’in yaşadıklarıdır. Bu ikincisinin ayrıntılarını öğrenmeyi okuyucularıma bırakıyorum.

Görüldüğü üzere ilk haset hadisesinin Tanrı ile ilişkisi çok barizdir. Ancak bu ilişki ilk hadise ile sınırlı değildir, tümünde bizzat mevcuttur. Nitekim tüm haset olaylarının arkasında her zaman sebep olarak kendini büyük görenin, maddi-manevi tüm değerlerin en iyisine layık olduğunu düşünenin yaşadığı hayal kırıklığı yatmaktadır. Bir başkası çıkıp kendini büyük göreni acı gerçekle yüzleştirdiğinde, maddi-manevi açıdan zengin biri çıkıp en iyisine sahip olduğunu veya layık olduğunu düşüneni birden bire yoksun hissettirdiğinde haset duygusu alevlenir ve parlar. Söndürülmezse önce haset edileni sonra da haset edeni yakar bitirir.

Burada farkedilmesi gereken husus haset edenin aslında bunu zekâsı ve hırsları oranında daha şiddetli yapıyor olmasıdır. Zekâ ve hırslar ne kadar kıtsa haset de o oranda az olacaktır. Çünki zekâsı ve hırsları kıt olanlar acı gerçekleri daha az farkedecekler ve ellerindekilerle yetinebilecekleri için yoksunluk hissini daha az hissedeceklerdir. Zekâsı ve hırsları yüksek olanlar ise büyük tehlikelere düşebilecektir. Bunlar zekâları oranında kendilerinin, kabiliyetlerinin, maddi ve manevi zenginliklerinin ne olduğunu, ne kadar olduğunu bilebileceklerdir, ölçebilecektirler.

Dilerseniz bu yazıyı burada kesip zekâ ile hasetten korunabilmenin mümkün olup olmadığını yoksa başka nelere ihtiyaç olduğunu ve hasedin bireysel ve toplumsal sonuçlarını gelecek yazıya bırakalım.

Herkese hasetsiz günler dilerim.

 


[1] Bu yazı Emekli Müsteşar ve Başbakanlık Başdanışmanı Sn. S. Kamil Yüceoral olmasaydı ortaya çıkmazdı. Bu bakımdan kendisine minnettar ve müteşekkirim.

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank