yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

30 Kas

Tanrılaştırmanın Psikolojik Kökenleri

Sigmund Freud’’in bilimsel analizlerinden bu yana çok şey değişti. İnsanın derin özlemlerini, sonsuz arayışını, saf arzularını keşif etme fırsatını yakalıyoruz. Artık insanlık yeni bir döneme girdi. Bu durum bir açıdan gelişmedir, diğer açıdan tehlikedir. Bizim için gelişmedir; çünkü din adamlarının ve politik liderlerin halkı nasıl etkileme taktikleri izlediklerini öğreniyoruz. Diğer açıdan felakettir; çünkü artık insan psikolojisini çok iyi çözümleyen politik ve dini hareketler çok özel taktiklerle insanlığı nasıl robotlaştıracaklarını keşif ediyorlar. Hülasa! Burada yine çok dikkatli, zeki, soğukkanlı, araştırmacı ve atılgan olan kanmaz; saf, duygusal, etkilenen ise çabucak kanar. O nedenle tarihsel sahnede sürüp giden etkileme, yönetme, kontrol etme hareketleri olan politik ve dini güçlerin varlığı -bu yolla- çağımızda bir başka biçimde ortaya çıkmaktadır.
İnsanın bilinçaltı ‘Süpermenleri’ arzuluyor. Günümüzde buna ‘Model’, “Hayatımın Kahramanı” denir. Nedeni açıktır: olamadığım şeye taparım! İnsan güç itibarıyla sınırlı olduğu için ‘sınırsız’, ‘kusursuz’, ‘olağan üstü’ kişiliklere kasvetli bir ihtiyaç duyar. Yoksa bile olmalıdır. Bu bir ihtiyaçtır. Kahramansız büyüyen az çocuk vardır, hatta yoktur. Çocuklar büyürken mutlaka birini eşsiz bilerek büyürler. Etrafında model alacağı biri yoksa ailesinde amansız bir başarısızlık ve sürtüşme var ise, doğal olarak çocuk kişilik problemine varacak düzeyde sorunlar yaşar. Hatta büyük insanların bir kısmı bu tür çevrelerde yetişirler. Zira model alacakları kimse olmadığı için kendilerini yaratmak zorunda kalırlar.  İnsan Irkının psikolojisi üzerinde daha önce yazdığım makaleleri kişisel sayfamda (www.mazdek.com) bulabilirsiniz.
Ortadoğu'da Peygamberlerin halklara vaaz edip öğütlediği en önemli kavram ''Sınırsız, Sonsuz, Benzersiz olan Rabb" kelimesidir. İslam'da buna ''Kelime-i Tevhid'' denir. Tevhid kavramı, anlam bakımından, kişinin; insana, neslere ve doğaya tapmamasıdır. Zira insan mefhumu doğada en gelişmiş, en ileri ve benliği en saf olan türdür. Bütün peygamberler -insanı en şerefli varlık olarak adlandırmışlar. Böylece kişi hiçbirşeye benzer olmayan bir odak noktaya yönelir. Bu odak nokta -ontolojik olarak evrenin kuşatıcısı ve rabii olan Allah'tır. Allah -hiçbirşeye benzemeyen, hiçbirşeyin dengi olmadığı kuşatıcı nur-ul envar'dır.
Tarihte Allah'ı en dingin biçimde yorumlayıp ortaya koyan metin Kuran'dır. Ondan önce de tarihsel metinlerde, örneğin Lao Tazu, ona 'yol' anlamına gelen Tao demiştir. Tao, su yatağı anlamına gelirken, anlam olarak herşeyin içinde olduğu sınırsız ruh olarak da anlaşılabilir. Sokrates bunu 'iç ses', Zerdeşt 'Bilge Rabb' ve yine Hz.İsa ona 'Göksel Kaynak' anlamına gelen ve terbiye edici olan baba demiştir. Hz.Musa ise 'putlara tapımı engellemiş, bir ve yüksel olan Yahova' ismiyle taçlandırmıştır. Mekke'de ani bir çıkışla ortaya çıkan Hz.Muhammed ise tarihte benzersiz bir biçimle, tarih boyunca anlatılan -ancak bir kuram çerçevesi olmayan 'tevhid' kavramını kavmine tebliğ ederek "Kula kulluk edilmez'' prensibiyle sağlamlaştırmıştır. Fakat 'tevhid', karşıtı 'şirk' olan kavramla anlaşılabilir, hassas bir çerçevedir. Nitekim Hz.Peygamber, bu meseleyi o kadar önemli bulmuş ki, 'gecenin karanlığında yürüyen bir karıncanın ayak seslerinden daha hassas bir konu' olduğu konusunda önemli uyarılarda bulunmuştur. Kendisinden sonra gelen kavimlerin bu konuda ihtilafa düşmemeleri için, bu vahyi detaylıca duyurmuştur.
Tevhdin karşıtı olan 'kişileri, nesneleri' tanrılaştırma olan şirke dönersek... Tarihe baktığımızda iki İsa vardır. Bunlardan biri Kudüs'te insanlara öğütler verip ayrılan İsa Mesih'tir. Kuran'da adı geçen İsa, Nasıralı bir şahıs olan Meryem'in oğludur ve tümüyle tarihseldir. Annesi Meryem olup, kavmine gönderilen 'Ulu'l-Azm' kategorisinde yer alan yüce bir peygamberdir. Ona büyük değer verilir, ona Allah'ın Kelimesi denilir. Bu Nasıralı isa'dır. Bu İsa Mesih'tir! İnsanlara ahlaklı olmarını söylüyor, hem paraya hem de rebbe tapmamalarını vaaz edip duruyor. Ama bu kast edilen İsa'dan sonra bir de bakıyoruz ki, Kostantin'in emirnameleri ve iman bildirgeleri ile birden 'tanrı oğlu, tanrı' olan İsa önümüze çıkıyor. Bu da Vatikan'ın göksel tanrısı olan Tanrı-İsa'dır. Peki Vatikan'ın İsa'sı İsa mıdır, yoksa 'soyut', 'mitolojik' bir tanrı mıdır, ona bakalım. Tarihçiler Gautama  Buda, İsa ve buna benzer büyük şahsiyetlerin yaşayıp yaşamadıklarını tartışıyorlar. Milyonlarca insanın tanrılaştırdığı G.Buda sadece bir hayal olabilir! Tarihte Buda adına kalıntı yoktur, bir takım masallar ve efsanevi bir kişilik. İsa için de aynısı geçerlidir. Biz İsa’nın İsa mı, yoksa Horus mu olduğunu bilemiyoruz. Her ikisi de çarmıha gerilmiş, ölüleri diriltmiş ve her ikisinin de doğum günü Aralığın 25’ine denk geliyor. Biri Meryem adlı bakireden, diğeri İsis adlı bakireden doğmuş.
Yaşam biçimleri bile aynıdır, ölüleri diriltmeler, mucizeler vs… Sadece bir fark var; İsa’nın hikayesi 2000 yıl önce yazıldı. Horus ise ondan 3000 yıl önce… Yer ve tarih dışında her şey aynıdır. Bu Musa’nın doğum şekli ile Akad kralı Sargon örneğinde olduğu gibi aynıdır. Sanki aynı hikâyeyi her bin yılda bir alıp farklı isimlerle anmışlar. Sigmund Freud için bu anlaşılır bir durumdur. Çünkü insanın bilinçaltında kahraman yaratma istenci mevcuttur. İnsanlık böyle sonsuz, sınırsız, gelişigüzel kahramanlara; tanrısal güçlere haiz varlıklara ihtiyaç duyduğu için bunları tarihsel süreçler içerisinde yaratıp tapması gayet doğaldır. Buda, Musa ve hatta Zerdeşt hakkında tartışmalar yapılıyor. Tarihte yaşayıp yaşamadıkları bile tartışılıyor.
Tarihsel karakterlerin gerçekten de yaşayıp yaşamadıkları konusunda o kadar tartışma vardır ki, mitolojik karakterler ile tarihsel karaterler tümüyle iç-içe geçmiş durumdadır. Yanı sıra bakıyoruz, Hz.Muhammed hakkında buna benzer bir iddia ileri sürülemiyor. Peki nedir bu işin sırrı? Acaba, Hz.Muhammed ''bana tapmayın, resmimi yapmayın' demeseydi, ısrarla kendisinin bir 'beşer/insan' olduğunu vurgulamayıp, kendisi hakkında hikayeler uydurulmasına engel olmasaydı, bugün aynı sorunla karşılaşır mıydık............? Hiç kuşkusuz Hz.Muhammed'in de Muhammed mi, yoksa mitolojik bir tanrı mı olduğu konusunda kuşkular dolaşırdı. Oysa Hz.Muhammed ve çekirdek ashabı/yol arkadaşları bu konuya o kadar önem vermişler ki, vefat ettiği zaman, İkinci Halifenin ''Muhammed Ölmedi'' demesi üzerine, Hz.Ebubekir'in karşısına geçip, Kuran'dan ayet okuduğunu ve Hz.Peygamberin de bir beşer olduğu konusunda uyarıları dile getirdiğini görüyoruz.
Sanki Freud Hz. Muhammed’in “Ey Allah’ım! Kabrimi tapınılan bir put yapma!” duasını farklı bir biçimde yorumlayıp açıklamıştır. Hz. Muhammed’in kişilerin putlaştırılmaması yönündeki beyanları bilinen bir konudur.  Bir yönüyle –Hz. Muhammed’in insanın doğasını suçladığı anlaşılabilir. Bir tarafta ‘fıtratına/doğana dön’ diyeceksin, öte yandan ‘insanı putlaştırma, doğana uyma’ diyeceksin. Ancak gün geçtikçe bu beyanların haklı çıktığını görüyoruz. Bilim dünyasında gelişen tüm analizler, tarih boyunca bu tür mitolojik karakterlerin çıkmadığını gözlüyor. İnsan doğasında bulunan ancak tarihsel bir değeri olmayan, tümüyle bir ‘yanılsama/hayal’ olan karakterlere tapımın temelsiz olduğunu görüyoruz. Böylece doğamızda olan, öte yandan tarihsel karşılığı olmayan; bilimsel hakikati olmayan bir takım uyduruk şahsiyetleri alıp tapmak; etik olarak yalana başvurmaktır. Sadece bir yalanın somutlaşması değil, aynı zamanda insan gelişimi önünde büyük problem teşkil eden başka bir vakıadır.

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.


Toplam 1 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1


2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank