content

06 Mar

Meşke Silsilesi Ve Alâeddin Yavaşça Konseri

Meşk, bir musiki eserinin bir üstat veya bestekâr tarafından tedricen çalınıp okunmak suretiyle bir talebeye öğrettiği sistemin adı. Notanın ve ses kayıtlarının henüz olmadığı bir dönemde bunun ne kadar önemli bir öğretim yolu olduğu aşikârdır. Yüzlerce yıl öncesine ait eserler bu meşk sistemi sayesinde günümüze kadar gelebilmiştir. Ayrıca, bir bestenin bazılarının nota işaretleri ile ifade edilmesi mümkün olmayan incelikleri, tavır-üslup kazanmak da meşk sayesinde mümkündür.

Müzik direktörlülüğü Mustafa Doğan Dikmen’ in yaptığı CRR Türk Müziği Topluluğu’ nun ‘’Meşk’’ isimli konseri son zamanlarda dinlediğim en önemli konserlerden biriydi.

Meşk, bir musiki eserinin bir üstat veya bestekâr tarafından tedricen çalınıp okunmak suretiyle bir talebeye öğrettiği sistemin adı. Notanın ve ses kayıtlarının henüz olmadığı bir dönemde bunun ne kadar önemli bir öğretim yolu olduğu aşikârdır. Yüzlerce yıl öncesine ait eserler bu meşk sistemi sayesinde günümüze kadar gelebilmiştir. Ayrıca, bir bestenin bazılarının nota işaretleri ile ifade edilmesi mümkün olmayan incelikleri, tavır-üslup kazanmak da meşk sayesinde mümkündür.

 Bakın Alâeddin Hoca, Hasan Oral Şen tarafından kaleme alınan ‘Alâeddin Yavaşca’ isimli eserde meşki nasıl anlatıyor:

 ‘’ Hocanın önünde diz çökülür, meşk edilecek eserin usulü tekrar tekrar vurulur, hoca kendisi vurur, beraber vururlar ve böylece usul iyice yerleşirdi. Daha sonra eserin tek satırı usul vurmak suretiyle ezbere alınıncaya kadar çalışılır ve ikinci satıra da geçilmezdi. Hoca talebesine bir tek satırı usul vurarak çalışmasını ve ertesi gün gelmesini söylerdi.

  Büyük bir eserin meşki neredeyse bir aya yakın sürerdi. Böyle meşke katılmış kişide usul en ufak detayına kadar yerleşir, bastığı perdeler ise kaymamak üzere sağlam hale gelirdi. Şu usulün şu dümüne şu hece geliyor, ‘düm-te-ke’ dediği zaman şu melodiye isabet ediyor, bu böylece satır satır çalışılıp yerleştiğinde, kusursuz olarak da ezberlenmiş oluyordu.’’

Eserlerin usta-çırak ilişkisi içinde bu şekilde öğretilmesi ve öğrenilmesinde ‘meşk silsilesi’ adıyla bilinen bir kavramdan da bahsetmek gerekir. Meşk silsilesi, bir çeşit müzikal şecere, soy ağacı gibidir.

Alâeddin Yavaşca da , kökü ‘Tanburi İshak’ a dayanan bir meşk silsilesinin’ son halkasıdır.

Konserin ilk bölümünde Doğan Dikmen idaresinde şevkutarâb makamından başlayıp acemaşiran, şedd-i araban, hüseyni, şehnazbûselik ve arazbarbûselik  eserlerle devam eden ‘’meşk’’ i dinledik.

ALÂEDDİN YAVAŞCA KONSERİ

 İkinci bölümde, Cinuçen Tanrıkorur’ un ‘’Bir benzerinin, kültür ve sanat hayatımıza yeniden ne zaman doğacağı belli olmayan san’atkâr’’ sözleriyle tanımladığı Alâeddin Yavaşca Hoca’ nın ‘’kristal berraklığındaki benzersiz sesiyle, özenti şan tekniği soğukluğunun yerine eski gazelhan üslubunun sıcaklığını getiren asil tavrı’’ ile unutulmaz bir konser dinledik.

Hoca’ nın ‘Hicaz medhâl’ i ile başlayan konserin ilk eseri Dr. Suphi Ezgi’ nin lenk fahte usulündeki bestesi idi:

’Baktıkca hüsn-ü ânına hayrân olur âşıkların

 Geldikçe hicri yâdıma nâlân olur aşıkların

Zekâi Dede’ nin talebesi olan Dr. Suphi Ezgi, Alâeddin Yavaşca’ nın da ilk hocasıdır. Yıllarca her pazar günü Dr. Ezgi’ nin Beykoz’ daki evine gitmiş ve ondan pek çok geçmiştir. Konserden bir hafta önce evinde ziyaret ettiğim Alâeddin Hoca ‘’Bazen Suphi Hoca’ nın keyfi olmaz ve meşk etmek istemezdi. Böyle günlerde, ‘Gel bugün beraber bir kahve içelim’ derdi.’’ diye anlatmıştı.

Konserin ikinci şarkısı Alâeddin Yavaşca’ nın üç önemli hocasından biri olan Zeki Arif Atergin’in  türkaksağı usulündeki muhteşem bestesi idi:

Hicranla geçen günleri hasretle anarken

Pür lerziş-i sevdâ ile enginlere daldım

Manalı yeşil gözleri hülyâmı sararken

Dünyaya değer vuslatın neş’ esin aldım

Kemal Caba’ nın ‘ipek gibi’ bir geçiş taksiminden sonra Saadettin Kaynak’ın düyek ve devr-i revân usullerindeki güftesi Şeyh galip’ e ait isfahan şarkısını dinledik:

Fariğ olmam eylesen yüz bin cefa sevdim seni

Böyle yazmış alnıma kilk-i kaza sevdim seni

Ben bu sözden dönmezem devreyledikçe nüh felek

Şahit olsun aşkıma arz-ü sema sevdim seni

Vecdi Bingö- Saadettin Kaynak birlikteliğinden doğan hicaz makamındaki curcuna şarkı ile hüzünlendik:

Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu
Derdim bana arkadaş bugün de akşam oldu
Gölgeler indi suya kuşlar vardı uykuya
Gurbeti duya duya bugün de akşam oldu
Su yürür fısıldaşır gider yare ulaşır
Yolcu yolda yaraşır bugün de akşam oldu

Türk musikisinin önemli bestekârlarından biri olan İsmail Hakkı

Nebiloğlu’ nun uşşak şarkısı:

Gizli derdim kalbimdedir onu ancak bilen bilir

Gece gündüz ben ağlarım göz yaşımı silen bilir

Sevdâ bir ateşten gömlek onu ancak giyen bilir

Sevdiğimi bir ben bir de şu kalbime giren bilir

1893-1965 yılları arasında yaşayan Nebiloğlu İsmail Hakkı Bey yedek subay olarak Kafkas ve Çanakkale cephelerinde vuruşmuş, bölük kumandanı olmuş; Keşan’ da düşmanın topçu ateşinde gözlerinden rahatsızlanmış ve bir süre sonra da görme vasfını tamamen kaybetmiştir. Bunun üzerine musiki ile ilgilenmeye başlamış; annesinin de çaldığı uda heves etmiş ve kısa zamanda da ilerlemiştir. 500’ den fazla şarkı bestelemişse de bunların çoğu notaya alınmadığı için yitip gitmiştir. Yegâh makamındaki ‘Doldur ey saki bu em bezminde bir gün mey biter’ sözleriyle başlayan şarkısı musikimizin abide eserlerinden biridir.

Kendisi de o zamanlar Sultanahmet’ te oturan Alâeddin Hoca’ dan, kendilerine yakın bir evde oturan İsmail Hakkı Bey’i ölümüne kadar sık sık ziyaret ettiğini, bu ziyaretlerin birinde İnci Çayırlı ile  birlikte olduklarını dinlemiştim.

Fehmi Tokay’ ın Güftesi Rüştü Şardağ’ ın olan günümüzde de çok sevilen ve söylenen beyati şarkısı gönüllere doldu. 1955 yılında Alâeddin Hoca’ nın notaya aldığı bu şarkıyı radyolarda her zaman dinlediğimizden biraz daha farklı dinledik:

Benzemez kimse sana tavrına hayran olayım

Bakışından süzülen işvene hayran olayım

Lütfuna ermek için söyle perişan olayım

Bakışından süzülen işvene hayran olayım

Konserin son eseri ise Ziya Paşa’ nın oğlu Hamdullah Suphi Tanrıöver’ in de yeğeni olan, 40 yaşından sonra bestekarlığa başlayan Suphi Ziya Özbekkan’ ın hüseyni şarkısı idi:

Hasretle zar-ü zar gönül.

Çeker firakı yar gönül

Gözünde gülizar gönül

Harabı intizar gönül

Bestekâr hüzzam bir ilahiden sonra ikinci bestesi olan ‘Neden hiç durmadan sevmiş bu gönlüm, durmadan yanmış’ sözleriyle başlayan uşşak şarkısını Atatürk’ e de okumuş ve çok beğenilmiştir. ‘Gücendi biraz sözlerine münfail oldu’ – ‘Semti dildâra güzerin var  mı safa’- ‘Bir gamlı hazanın seherinde’- ‘Dönsek mi bu aşkın şafağından’… gibi dünya durdukça unutulmayacak eserleri vardır.

Alâeddin Hoca konserini bitirdikten sonra, meşk silsilesinin bundan böyle Doğan Dikmen’ le devam edeceğini söyledi. Doğan Dikmen de Hoca’ nın ‘İnanıp kalbimi verdim de senin ellerine’ sözleriyle başlayan evcara şarkısını tüylerimizi diken diken edecek şekilde okudu ve Hoca’ sının ne kadar haklı olduğunu da dünya âleme gösterdi.

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank