content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

16 Ara

Huzur Sokağı

2008 tarihinde, satış rekorları kıran, her yaştan ve kesimden insanımızın soluk almadan okuduğu, elden ele dolaşan Huzur Sokağı, Şûle Yüksel Şenler’in romanın adıdır.
Hasretiyle kavrulduğumuz huzurlu bir cemiyetin, bir çok ana hatlarıyla küçük bir sokakta sembolleşmiş şeklidir.
ŞÛLE Mecmuası ile türbana bürünen binlerce hanım ve kızlarımızın çantalarında, talebelerin masalarında, yetişkinlerin raflarından eksik etmedikleri önemli bir roman.

Halen TİMAŞ yayınları arasında yayınlanan ve yüksek bir rakamla dizi için atv’ye satılan HUZUR SOKAĞI romanının özetini, internet sitelerinde alaylı bir şekilde yayınlanan şekliyle buraya alalım:

“Bilal adında oldukça yakışıklı ve dinine bağımlı bir genç var. Bu genç Huzur sokağında yaşıyor. İstanbul’da nasıl bir sokak? Herkes birbirine destek oluyor, Namazlarını ibadetlerini geciktirmiyor ve kolay kolay değişemeyecek insanlar. Bilâlimiz de İstanbul Kimya Fakültesinde okuyor. Bu sokağa bir apartman dikiliyor. Herkes ayaklanıyor. Çünkü yapılacak apartmana açık saçık, asrî insanlar oturacak. Mahalle Bilâl'in cami de verdiği vaazla tedbirlerini alıyor. Onlarla muhatap olmayacak, konuşmayacak ve örnekte almayacaklar. Bu apartmana taşınanlar gerçekten asri ve oldukça bu mahalleyi küçümser tavırdalar. Bilâl dersini yaparken bir ses duyuyor. Perdeyi açtığında yosun gözlü, gümrah saçlı, bembeyaz tenli çok güzel bir kız görüyor. Gördüğü an âşık oluyor resmen kıza. Kafasından atamıyor. Kızda buna âşık olmuş. Kapıcıyla anlaşıp oğlana niyetini açtırıyor. Ama Bilâl Huzur Sokağının medar-ı iftiharı. Evlenemez… Kızın (Feyzâ'nın) dadısı Bilâl'e söylüyor. Sakın evlenme bu kız seni değiştirecek bir salon erkeğine dönüştürecek diyor. Bilal de evlenmekten vazgeçip Bursa'dan mazbut bir aileden gelen tesettürlü ibadetini yapan bir kızla evleniyor.

Feyza bu mahalle kızıyla nasıl evlenir diye kendini yiyip bitiriyor. Sonra Feyza Selim adında bir Yüksek Mimarla evleniyor.Yıllarca o eğlence benim bu eğlence benim dolaşıyor. Ama mutlu değil. Çünkü Bilal'i seviyor. Bir gün kocası evde yokken dadısını çağırıyor. Niye beni seçmedi o mahalle kızını seçti diye ağlıyor. Dadısı ona onun asri bir kız olduğunu, evlenemeyeceğini anlatıyor. Sonra kadınların bir kaşıkçı elması gibi olduğunu kendini açıp saçarak değil kaşıkçı elması gibi her şeye karşı kendini korumasını açık saçık olmamasını söylüyor. Feyza o günden sonra namaza başlıyor. Kocasından da ayrılıyor. Yanında kızı Hilal ve dadısı var. Babasını evine geldiğinde toplu kaza yaptıklarını bütün ailesini kaybettiğini öğreniyor. Ve kendi kendine geçinmeye , çalışmaya başlıyor. Bir gün çarşıya çıktığı sırada dükkanda Bilalle karşılaşıyor apar topar eve geliyor ve derhal taşınacaklarını söylüyor 2 gün sonrada başka bir yere taşınıyorlar. Bilal dükkanın sahibinden Feyza’nın hayatını öğrenince hemen evlenmek istiyor.

Çünkü karısı 2. çocuğu doğururken ölüyor. Ama nafile hiçbir yerde bulamıyor ve işinin başına dönüyor(Ünlü bir kimya mühendisi oluyor) Feyza kızını okula yazdırıyor. Bu bölümleri kitaptan okuyun gerçekten çok güzel. Hilal büyüyüp çok güzel bir kız oluyor ve oldukça çalışkan. Annesi hastalanıyor ve onu Doktor Nazım'ın yazıhanesine getiriyor. Orada 1 ay kalıyorlar ve bu müddette Nusret’le tanışıyorlar. (Nusret Bilal'in oğlu) Ve birbirlerinden etkileniyorlar. Nusret bir doktor ve Seval ecza deposunun müdürü. Doktor Nazım Nusret’e Hilali istiyor ve nişanlanıyorlar. Selim Feyza'ya çektirmek için Nusretin ilaçlarına esrar doldurarak kamyonla yolda giderken yakalanıp suçlu olarak Nusret'i tutukluyorlar. Feyza damadın adını temize çıkarmak için Selim telefon konuşmalarını Hatice teyze yardımıyla kayda alıyor. Mahkeme günü koridorda Bilal’le karşılaşıyor. Ama bu buluşma uzun sürmüyor. Tanıklık ederken Selim'in adamları tarafından vuruluyor. Ama mutlu ölüyor. Çünkü biricik kızını dünyada yapayalnız bırakmıyor.”
Mîllî Sinema kuşağında, rahmetli Yücel Çakmaklı ağabeyimiz tarafından BİRLEŞEN YOLLAR isim altında çekimi yapılan Huzur Sokağı, galasında ben de bulunmuştum.

Türkân Şoray , İzzet Günay , Salih Güney , Semih Sergen , Nubar Terziyan , Funda Postacı , Serpil Gül , Aynur Aydan , Handan Adalı , Muammer Gözalan , Şaziye Moral , Murat Tok , Remziye Fırtına , Mustafa Yavuz , Faik Coşkun , Ali Demir , Nermin Özses , Memduh Ünsal , Hikmet Gül , Mahmure Handan , İbrahim Kurt , Erdoğan Seren , Ayşegül Devrim , Gülen Kıpçak , Tijen Par , Suna Pekuysal , Alev Koral , Rıza Tüzün , Hayri Esen , Jeyan Mahfi Tözüm , Abdurrahman Palay , Erdoğan Esenboğa gibi isimlerin rol aldığı film de hayli ses getirmiş, Millî Sinemanın ilk filmi olmuştu.

Şule Yüksel Şenler, Cumhur Başkanı Cevdet Sunay’a hakaret davasından yıllara mahkum olmuş, Bursa hapishanesinde kaldığı yıllarda, Devlet Hastanesinde jandarma bekçiliğinde tedavi olmuş, rahmetli Hacı Kâmil Tayyar ile birlikte aylarca hastaneye taşınmıştık. Bilahare Şûle Hanımın yazılarında kullandığı resimleri ben çekmiştim. Hapishaneden çıktıktan sonra, irtibatımız kesildi. Bir ara ağabeysisi Özer Şenler tarafından çıkarılan Şûle isimli mecmua da, uzun ömürlü olmamış, Abdullah Kars ile evli bulunan Ş. Yüksel Şenler’in kocası ile birlikte yaptığı Anadolu turneleri büyük ilgi görmüştü. Hazreti Ömer’in Adaleti ile Çar Tabancası tiyatro eserleri gişe rekorları kırmıştı.

Abdullah Kars’tan ayrıldıktan sonra, yeniden bir evlilik yapan Şule Yüksel Şenler, hafızasını kaybetti, çeşitli hastanelerde tedavi oldu. Sıkıntılı günler geçirdi, kanser olduğu söylendi.Yalnız başına kaldı. Vefasız Müslümanlar kendisine sahip çıkmadı. Şu anda ne yaptığını bilmiyorum.

atv ekranlarında dizi halinde yayınlanan Huzur Sokağının yeni versiyonunu, romandan kopmuş senaryolu halini biliyorsunuz. Feyza ile Bilâl’in aşk maceralarını, reyting uğruna başka mecralara sürüklenen, içkinin sel gibi aktığı, çıplaklığın ilk obje olduğu bir dizi… Tv. dizilerinde en başta olduğu, izlendiği söyleniyor.

Huzur Sokağı nasıl bir sokak, roman nasıl bir roman, şimdi ne halde sunuluyor, muhasebesini siz yapın.
Romanın yayın haklarının, Şule Yüksel Şenler tarafından TİMAŞ’a satıldığı, bu dizi için şirketin, televizyon kanalından on bin Türk lirası aldığı söyleniyor.

Madde ile mananın soğuk harp haline geldiği günümüzde, güvendiğimiz dağlara böyle nice kar yağmadı mı?. Soldan sağa gelen, özellikle Müslümanların kaymağını yiyen Ulvi Alacakaptan, bugün dizilerde kafa çekmiyor mu?. Deniz Feneri programlarında inanç sömürüsü yaparak yardımların depolara sığmadığı, Uğur Aslan, bugün bir kanalda “Avrat Pazarı” tacirliği yapmıyor mu? Fatih Kısaparmak ile hanımı Şebnem, boyalı kukuma haliyle, Müslümanların parası ile kurulan bir kanalda program yapmıyorlar mu? Müslüman geçinen kanal ve gazeteler ne halde?
Kabuk değiştiren, dinin içini boşaltan cemaatler, klikler; görüşler, fetvalar,yayınlar; bu milleti nereye götürmek gayreti, sevdası (!) içinde? İnançlarımıza, insanlarımıza, temel değerlerimize ne oldu, bize ne oldu, Müslümanlara ne oldu?
Osmanlı sarayını kerhane haline getiren dizileri yayından kaldıramadık, gücümüz yetmedi.Müslümanların parası ile kurulan ve beslenen bazı televizyon kanalları, yayın organları; Kur’an ve sünnete ters düşen yayınlarını sürdürmeye devam ediyorlar, kimsenin sesi çıkmıyor.Kapital denen canavarın bizi bitirdi, gelecek nesiller de tehlikede..
FEYZ: Bolluk, bereket, ilim/irfan, mübareklik, ihsan, şan, şöhret.FEYZA: Feyizle dolu. BİLÂL: Peygamber efendimizin müezzinlerinden Habeş’in ikinci adı. İslam dinini ilk kabul eden Allah ve Peygamber dostu ..Ezan okuduğu zaman herkesin, kuşların dahi dinlediği bir insan. Hazreti Ebubekir’in bir torba altın vererek azad ettiği siyahi köye BİLÂL-İ HABEŞÎ. yanında romanda isimleri geçen her kişi önemle seçilmiş, basit bir olay değil…
Mahut çevreler, AB birliği dayatmaları ve şer güçlerin oyun/tuzaklarıyla “KADINA ŞİDDET, TÂCİZ..” i gündeme getiren, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp milletin önüne seren güdümlü medya, esas kadına şiddet ve cinsel tacizi bu dizilerde görmez, görmezlikten gelir.

Asrın kaosunda, değerlerin kaybedildiği bir zaman diliminde, düzen ve sistemlerin kadını bir meta haline getirdiği, cahiliye döneminden daha ileri kertelere düşürdüğü gerçeğini görmezler, görmezlikten gelirler.
Duygularımızın bendegânı bir şiirimizle, yaralara derman olmaya çalışalım:

KAN VE GÖZYAŞI…
(UYANAN MÜSLÜMANLARA)
Ne verdiler insana, akan kan ve gözyaşı,
Asrın bu cehaleti, yakar, yıkar, kavurur.
Yazık değil mi cana, zehirle doldu aşı,
Yaşanan vehâmeti, bilinmeze savurur.

ASIRLARDIR BU ACI, ÇİLE ÇEKEN MÜSLÜMAN,
YAKIŞMAZ ZİLLET TACI, TOHUM EKEN MÜSLÜMAN.

İnsani rejim,sistem, ilâhinin önünde,
İçi/dışı kalaylı, atılan bol nutuklar.
Bitmez dünyada istem, her yaşanan gününde,
Kurgu düzen alaylı, ağarmıyor ufuklar.

KOPTUKÇA MAZİMİZDEN; OLAN OLDU BİZLERE,
AYRILDIK İZİMİZDEN, SIZI İNDİ DİZLERE.

Bu Millet neden ağlar? sorduk mu kendimize,
Kurudu Merâm bağlar, güleriz derdimize,
Ulu çınarlar, dağlar, muhtacız fėndimize,
Nerede altın çağlar, hasret Efendimize.

GÖRÜLEN MANZARALAR, KARA BULUTLAR GİBİ,
OYNANAN TAMZARALAR, YARA UMUTLAR GİBİ.

Atatürk, Cumhuriyet, Laiklik, Demokrasi,
Kurtarıcı simidi, ‘olamaz teokrasi’,
Beyinde hangi niyet? bilinen bürokrasi,
Kayıp ettik ümidi, hayallerin simgesi.

“ATAM SEN KALK, BEN YATAM! YALANCININ YALANI,
YÜKSEK ZİRVEDEN ATAM, TALANCININ TALANI.

Darbeler, devirimler, yıllara sığmaz oldu,
Tarih bile utandı,yalan üstüne yalan,
Bin türlü çevirimler, gerçek sararıp/soldu,
Bekçi yeni uyandı, talan üstüne talan.

SÖYLEYİN KÖKSÜZ MÜYÜM? ÖZÜMÜ ARIYORUML,
BİLEYİM ÖKSÜZ MÜYÜM? YÜZÜMÜ TANIYORUM.

Gözyaşı sel olmadan, geri gelmez Sakarya,
Kan gölünde şehâdet, mübarektir akar ya,
Cihat için solmadan, tarih bize bakar ya,
Müslüman’da rehâvet, KEMÂLİ’yi yakar ya.
DÜZEN, SİSTEM YIKILIR, ALLAH EMRİN TAMAMLAR,
NEFSE KURŞUN SIKILIR, KUDURACAK HAHAMLAR.

 

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank