yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

08 Oca

Dinlemek Erdemdir!.. Biraz da Sus Artık!.. (I)

Mehmet Halil ARIK Sen Konuştukça Kimyası Bozuluyor Ülkenin!… İstedin ki tek yapan, tek bilen tek seçen… sen olasın!… Erkler sende toplansın. İstedin ki; sen konuşasın, diğerleri ağzına baksın!… Alkışlanasın. Tatmin olasın … Olmayınca, şirazeden çıkıyorsun…

Öfkeden çıldırıyorsun… Kendini kaybediyorsun… Bir bakmışsın içerden, bir bakmışsın dışarıdan… birilerine saldırıyorsun… saydırıyorsun!… Bravo(!?)…Yetiştirmek istediğin kindar ve dindar gençliğine, emsalsiz bir örnek oluyorsun!.. Ego ve ihtiras bu derece baskın olunca hiç gülmedi suratın.. Sevecen görünümlü kaç fotoğrafın var senin!?…Her fotoğrafın, adeta “benden korkun” diye haykırıyor!.. İçselleştirilmiş öfke ile siyasete yeni bir boyut kattın. Siyaseti kirleten bu içselleştirmeler, kimilerince yiğitlik, kimilerince de kararlılık olarak algılandı.

Oysa, öfkeyle kararlılığın, öfkeyle yiğitliğin, bilimsel, düşünsel, toplumsal hangi yönden örtüşen bir bağı vardı ki!? Biz ve onlar diye diye meyden meydan dolaştın, dolaşmaktasın!.. Öfkeni ihtirasına katık yaparak, toplumun her kesimini, her kurumunu, dilim dilim bölmekten, ayırmaktan, dışlamaktan, yaraları kaşımaktan, öte ne işe yaradı senin öfken!… İçerde yarattığın travmalar saymakla bitmez!.. Dışarıdakiler ise meydanda!…

Kapısını çalıp tuz isteyecek bir dostun kalmadı!.. Biraz itidal tavsiye edenlere de; öfkeli hitabeti, sanat diye sattın!. Heykel ucube …Sanat öfke!… Bakarsın, bir doktora tezi çıkar ortaya ilerde… ibretlik!. Oysa ne yiğitlik, ne de kararlılıktır bu tavır. Ben söyleyeyim ne olduğunu: Hazımsızlığın, hoşgörüsüzlüğün içgüdüsel diklenmesidir bu sergilemeler.

Kibirin sadece kendini bitirecek boyutuyla sınırlı kalsaydı, işte sana yemin, tek kelime çıkmazdı ağzımdan…Bir kınama ile geçiştirilen o vekilin torbalar dolusu küfürleri üzerime olsun ki çıkmazdı!… Ne var ki; tepeden inen kibre, egoya, ihtirasa bulanmış öfke seli, asıl tabanda-halkta yapmakta tahribatını… Tahribat büyük!… Onarılmaz boyutlarda.

Pek çok kişi tehlikenin artık farkında… Ne kurumlardan, ne de halktan bir kesim kaldı bu yıkımdan nasiplenmedik!… Bireyin bireye, kurumun kuruma güveni bitmişse; ne kalmıştır geriye yıkımdan öte!… Öfkenle tamir edemezsin yıkımı… Kefenle peşinden koşanlara bak…Nedir anlamı onun!… Kan mıdır kanı yuyan-yıkayıp arıtan!?… Sakın “sadakat” koyma bu kör bağımlılığın adını!… Çok tehlikeli bir oyun bu!… Kapı kulluğu geçer akçe olmamalı artık bu çağdaş asırda.

Ne keskin sirke küpüne zarardır’dan anladın, ne de öfkeyle kalkan zararla oturur’dan!… Öfkenin kaynağını kendi içindeki tatminsizliklerde aramak varken, kendi korkularına kılıf üretmek adına, hayali düşmanlar yaratıp öfke ürettin… Ürettiğin yapay öfkeyi de korkutmada, sindirme de, kendi egonu tatmin etmede baskı aracı olarak kullandın… Ve bu arada, yalancı çoban rolüne de iyi oynayıp, sürdürdün hiç yaşamadığın mağduriyetlerini.

Bu arada; yatsıya kadar sönecek mumların; alevde tutuldu hep sadık yandaşlarınca!… Seninle hemfikir olmayan, yanında yer almayan, her kesimden herkes; öfkeden aldı nasibini… Kimisi huzurdan kovuldu, kimi ekmeğinden oldu, kimi yerinden… kimileri de tasmasından sayende kurtulmuş olmakla itham olundu!…. Ne Yunus düştü dilinden… Ne Şeyh Edebali… Ne, Hacı Bektaş; ne de Mevlana…

Aklına geldikçe öğütler saydın onlardan… Dörtlükler okudun…Biiiz diye başladı cümlelerin, onlaaarr diye bitti!…Nutukların, öfke, kin ve nefret ekti. Kara kedi girdi “biz ile onlar” arasına. “Biiiz!” diyerek grubuna dahil ettiklerine; Cömertlikte ve yardımda akarsu gibi ..oldun Şefkat ve merhamette güneş gibi… Kusurlarını örtmede gece gibi o l d u n da; “Onlaaaar!” diyerek dışladıklarına; Hiddet ve asabiyette ölü gibi… Tevazu ve alçak gönüllükte toprak gibi… Hoşgörüde deniz gibi… o l a m a d ı n !… Kısaca; ne olduğun gibi göründün; ne de göründüğün gibi oldun!..

Öfke geldi, akıl gitti derler ya hani… öyle sözler ettin ki… ne ardını düşündün ne de önünü!… Yok eğer iddia edeceksen düşünüp söylediğini, o tarafı işin daha da vahimi…: “Şecaat arzederken sirkatin söyleme” derler bunun adına….

*

Bak!.. Dinle öfkeli adam!… Haddim değil; bilimsel önerilerde bulunmak sana. Ben sıradan bir öğretmenim. Bilim adamlarını dinle derim!.. Üç koyunu güdemezler sınıfına koyma onları…Hep ulemaları değil; biraz da onları dinle!… Konuşmak (1); dinlemek (5) erdem. Öncelikle “tuzak kurulma” sanrısından kurtar kendini.. “Onların tuzağı varsa, Allah’ın ve milletin de bir tuzağı vardır” gibi meydanlara toplanmış biat ve sadakat erlerine söylediğin safsatik cümleleri onlara karşı da kurma!… Ve o sözünde ilahi bir keramet varmış gibi de kurulma!.. Yutmazlar bunu. “Allah’ın tuzağı olmaz!?” bilirler onlar! Öfkenin söylettiği cümlelere sığınma!.. Yılan olur dolanır boynuna.

Sırat köprüsünde engelin olur!.. Hatır saymaz Münkir-Nekir geçirir kayıtlara, hesap gününde çıkar karşına!.. Öfke nice gönülleri…sırça köşkleri kırar!.. Bedeli ağırdır öfkenin!… Ödemesi zordur. Kontrolsuz öfke insani bir duygu değildir. Hele bir de dilden eyleme taşındıysa hiç değildir.

,Öfkenin gündelik siyasi hayata girmiş hali ise siyasetin kiridir. İçten ve dıştan gelen bir nedene dayalı duygusal bir tetiklenmedir öfke… Komplocudur, kumpasçıdır, iftiracıdır, linççidir… gözü karadır. Öç alıcıdır. Kaynağı da; çeşitli doyumsuzluklar ve mutsuzluklardır… ,

Tahammül ve tolerans düzeyinin azlığı…Birikim, eğitim, zeka eksikliği de diğerleri…

Öfke kontrolü bir erdemdir. Kişinin kendi ego ve ihtiraslarını kontrol altına alabilme yetisi, doğaya ve insanlara karşı sevginin, saygının, hoşgörünün ve tahammülün de yolunu açan en etkin faktördür… Demokrat olabilmenin de yolu buradan geçer. Bu hasletlere sahip olmayan kişide demokrasi soksan durmaz!…

Öfke, ne yaranın semere dokunduğunda, ne de çuvaldızın kendisine batacağında gösterilecek feryat-figan hali değildir!… Çünkü çözüm değildir!.. Belki kaçıştır ama kurtuluş değildir!.. Tarihler; öfkeyle üzeri, örtülmeye çalışılmış nice yolsuzluklar, yalanlar, riyalar, dolaplar, düzenler, hileler görmüştür ama günü geldiğinde su yüzüne çıkmamışını hiç kaydetmemiştir.

Öfkeyi “şal” sananların yanılgısıdır insan aklının unutma özürlü oluşu… “Gün ola devran döne”,.. Bir hatırlatmadır bu… unutanlara!… (Bakarsın II. Faslı da gelir yazının) Mehmet Halil Arık Emekli eğitimci – DENİZLİ (mehmethalilarik@gmail.com)

Etiketler : , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.


Toplam 1 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1


2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank