content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

27 Tem

Cinselliğin Çöküşü ve Güven Kompleksi

İki insan düşünün; birbirlerini özenle severler. Birbirleri karşısında sevda duygusunu en ileri noktaya götürmüşler, ancak yaşadıkları konum hazindir. Çünkü besledikleri ciddi kuşkular bu sevginin ortaya çıkması için yeteri kadar engeldir. Doğrusu her bireyin hayatının kadınını ve erkeğini bulma arayışı, bizlere insanlığın her konuda arayışını andırıyor. Bu sadece eş arama sorunu olarak ortaya çıkmıyor. Düşünce arayışlarında da ortaya çıkan bir takım engeller, başka bir biçimde ilişkilerde ortaya çıkmaktadır. Hayat arayışında ortaya çıkan engeller her konuda olduğu gibi, burada da güven duygusunda kendisini gösterir. Bazen komplekse bile dönüşebilir niteliktedir.

Ünlü düşünür Descartes'in bir sözünü tekrarlamakta farda vardır: "Düşünüyorum o halde varım"... Aslında bir tek mutlak güven duyulan şey "varlık duygusudur". Yani varız ve yaşıyoruz. Geride kalan ne varsa kuşku duyulabilirdir. Aslında mutlak güvenin ortaya çıktığı ortam, statikleşen eylemlerdir. Eğer kapalı bir ortamda iseniz ve sizin düşüncenize veya inançlarınıza muhalif bir görüş veya düşünce yok ise orada güveninizi sürdürürsünüz. Hatta bazı inanırlar -ki geneli- kafalarına gelen kuşkuları şöyle geçiştirirler "herkes neden inanıyor?" veya "eğer yanlış olsaydı kimse inanmazdı" diyerek bu sorguları bastırır. Demek ki, güveni kaldıran aksi düşüncelerdir, farklı görüşlerdir. Ne kadar farklılık o kadar kuşku, ne kadar kuşku o kadar kargaşa ve ne kadar tartışma o kadar ilerleme olur. Ama burada insanın kendi cogitosu/benliği üzerinde geliştireceği "iç baskı" bu ilerlemeyi engeller. Baskı neden yapılıyor, bir insanın neden düşüncelerinin sesini bastırır? Çünkü her insan elindekinin gideceğinden korku duyar. Bu "korku" ona herşeyi kabul ettirebilir. Yunanlılar aslı olmayan korkulara ise paranoya demişlerdir ve zamanla bu anlamı kazanmıştır. Eğer konumuza dönersek, kadın-erkek ilişkilerinde ortaya çıkan güvensizlik kompleksi üzerinde aynı yöntemi kurarak bir çok sonuca ulaşabiliriz.

İki insanın birbirini aşırı sevme ve sahiplenme örneğini anlatalım. Bu örnekten yola çıkalım önce... Eğer iki kişi birbirlerine karşı sürekli sadakat/bağlılık geliştirmişlerse, yani aksi {muhalif bir düşünce} ortaya çıkmamışsa; kişiler birbirlerine bağlılık konusunda safiyane bağlılık duygusu geliştirirler. Bu sadakat ve bağlılık zamanla kıskanmaya/sahiplenmeye, oradan ise kayıp-etme duygusuna evrilir. Kayıp etme endişesi paranoyaya dönüşür ve bu kayıp-etme korkusu onların bağlılığına neden olur. Özde korku üzerinde gelişmiştir sevgileri. Ama görünüşte korku değildir, sevginin ta kendisidir. Ama unutuluyor ki, kadın ve erkek, sadece görünüşte; tek seçeneğe mahkümdürler. Ama özde her kadın ve her erkek özgür yaşamayı sever. Gerçek ve saf bir sevgi veya onun masum adı aşkın temelleri paranoyaya değil, karşılıksız bir duygusallığa dayanır. Daha sonra ortaya çıkan mantıksal önermeler ve mantık temelli evlilik veya ilişkiler ise ekonomiye, oradan ise neslin devamını sürdürme ve bir insana sahip olma isteğidir. Bir insana, bir eşe, bir işe, bir sevgiliye sahip olmak "kimlik" duygusu tattırdığı için kişinin yaşama sevincini yükseltir. Bu yüzden kişi kimlik uğruna acı çekmeyi ve ölmeyi kabul edebilmiştir. Ulusal, etnik, dini ve sınıfsal ideolojilerle donanan çoğu insanın aşk hayatlarının sıradan insanlar kadar olmadığı anlaşılıyor. veya ben öyle görüyorum. Çünkü onların bir kimliği, uğruna yaşayabileceği bir seçeneği olduğu için, ona ilişkiler cinsel temelli gelir. Cinselliğe ideolojik bakacağı için, cinselliği biyolojik temelli yaşar ve sevginin limiti iner. Tabi bu bütün istisnaları barındırmıyor.

Hiçbir ideolojisi, dünya görüşü, yaşama sevinci olmayan biri için aş, eş ve iş temelli ilişkiler geliştirmesi daha olasıdır. Kendi bireysel dünyasında bir "küçük dünyam" var etmek isteyeceği için, bütün yaşamı kadını veya erkeği üzerine geliştirir. Bu nedenle de karşı cinste aradığı şey mükemelliktir. Özellikle kadınlık dünyasının {ekonomik yaşamı da barındıran} kaygılı gelişen "esir" duyguları, kendisini daha çok emanet edecek erkeği üzerine kurmuştur dünyasını. Kadnın esir dünyasından haz alarak gelişen vahşi erkeklik dugularının beğenme ve hava atma iç-güdüsel yaşamı -kadınına kendisini lanse etmek üzerinedir. Öyle ki erkeklik dünyasının bu kompleksli dünyası, her kadını cinsel objeye dönüştürecek gözlerle donanmıştır. "Ah şu bütün derdi bir kadını yatağa olmak olan erkeğin" diyor Nietzsche, acaba göreceği her kadında vahşi duygularını sergileme dünyasını mı kuruyor -görece- kendinde. Özünde bu bir zavallılıktır. İnsan ırkının zavallı erkek ile kadın ırklarının cinselliği kutsayıcılığı -onu sarhoş etmiş, önü alınamaz bir tatminsizliğe itmiştir. Umduğunu cinsellikle bulamayannın sonu ne hazin!

"Umulanlar" oysa umulmayan basit bir özdür. O öz bütün varlığı kuşatıcı olan Yaratıcı İradenin ta kendisidir de kimliklerde aranıyor -ki bu da esas konudur. Ki bunu her fırsatta anlatma dilenciğine soyunma ihtiyacına gerek yoktur. Gözler, eller, ayaklar, cinsel figürler, neslin devamı olan tanrıcıklar {eski kavimlerin bazıları cinsel organlara tanrı derlerdi}; her biri soyun kutsanmasına dayalı ve yükselen liberal ve kapitalist dünyanın yok edip kül ettiği sonuçsuz arayışlardır. Yaşandıkça basitleşen cinselliğin -besin kaynağı- liberal dünyanın reklam aracılığıyla pompaladığı sektörler, cinselliğin zirve yaptığı ve cinselliğin basitlşerek biyolojik bir birleşime dönüştüğü Nihilist çağımızda aranan kusursuz ilişkilerin boşuna kürek sallamak olduğu ortada iken; yeniden ve tekrar yeniden bu alevi yükseltmenin beyhude olduğu ortadadır. Tümü tüm "Çekirdek Aile" inşası üzerine kurulan resmi evlilik törenlerinin sevgi temelli gelişmediği inkar edilemez bir gerçektir. Belki de Yüce Mazdek'in yüzlerce yıl önce vaaz ettiği "Gönül İlişkileri" temelli özgür ilişkilerin uygulanmamasının sorununun sonuçlarıyla karşı karşıyayız da fark bile etmeyiz.

Toparlarsak! Üzülmeyin, gevşemeyin. Üşüşüp ağlamayın. Yaratıcı Gücün en derin istekleri, Yüce Mazdek'in elleri hepimizin üzerindedir.

Amon-Ra

Mazdek.Com

Etiketler : ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank