content Güney Marmara Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
16 Ağu

CHP’nin Uzlaşma Anlayışı

Aylardır, başta siyasi literatürümüz olmak üzere günlük konuşma dilimize de bir “uzlaşı” kelimesi girdi ve konuşulup duruyor.
Bu kelimeyi de, günlük hayatımıza CHP’nin soktuğu da ayrı bir gerçek.

Biliyorsunuz, 22 Temmuz genel seçimlerine gitme nedeni olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdullah Gül’ü aday gösterip de, “Bizimle uzlaşmadılar” diyerek, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bir kararla, ne cumhurbaşkanı seçildi, ne de uzlaşı oldu!..
Aradan aylar geçti, genel seçimler yapıldı, iktidar çok daha güçlü bir şekilde tekrar tek başına aynı koltuğa otururken, CHP de bir anlamda kendi kuyusunu kazarak, zayıflamış, yıpranmış ve de güvenini yitirmiş bir parti olarak zor bela Meclis’e girebildi.

Tabii bu arada DSP’nin “Biz olmasaydık, onlar baraj altında kalırdı” iddiasıyla. Bu da, CHP yönetiminin ne kadar basiretsiz, ne.

kadar kabiliyetsiz ve de ne kadar öngörüsüz olduğunun bir göstergesi oluyor sanırım.
Eğer, dedikleri doğruysa DSP’lilerin oyları ile zor bela barajı geçebilen bir Deniz Baykal diktatoryası ile şürekasının oluşturduğu CHP politbürosu, açık farklı böyle bir yenilgiye rağmen, yapıştıkları koltuklarından gitmemek için müthiş bir direnç sergiliyorlar.

Demek ki, yıllar yılı bu milleti kandırmışlar biz “sosyal demokratız” diye. İlgisi bile yokmuş.
Tony Blair’den “sosyal demokrasi” dersi almaları gerekir diyeceğim ama böyle bir dersi alacak yönetim anlayışı göremediğim için, demiyorum.

Sonunda, seçimler yenilendi, parlamento yenilendi ve bu günlere gelmemize neden olan cumhurbaşkanlığı seçimleri, tekrar gündeme geldi.
AKP, yeniden Abdullah Gül’ü, kendi adayı olarak gösterdi.
Abdullah Gül’ü seversiniz ya da sevmezsiniz.
O ayrı konu.

Kendi düşüncem olarak belirtmek gerekirse, ben de Abdullah Gül’ü, cumhurbaşkanlığı koltuğunda görmek istemiyorum doğrusu. O koltukta, çok daha çağdaş bir görüntü sergileyebilen birisinin olması benim için çok daha olumlu olurdu.

Ancak ben böyle düşünüyorum diye de, AKP de bunu yapacak değil.
Eğer, biz demokrasinin bizim ülkemize yerleşmesini istiyorsak, daha çok uzlaşı ve hoşgörü içerisinde olmamız gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi bakıyoruz, AKP’nin adayı olarak ismi ön plana çıkan Abdullah Gül’e CHP görüşmek için randevu dahi vermiyor.
Nerede kaldı peki uzlaşı kültürü?
Öncelikle uzlaşıyı ortadan siz kaldırıyorsunuz ve sonra da “Bizimle uzlaşmaya yanaşmadılar” diye feryat figan ediyorsunuz.
Böyle bir mantığı anlamak mümkün değil.
Uzlaşı ile dayatmayı sanırım karıştırıyorlar.

Diyorlar ki, “AKP, bize Gül’ü dayatıyor, zorla onu seçtirmek istiyor...”
Onlar, kendi partilerinin adayı olarak Abdullah Gül’ü gösterirken, sizden icazet almak zorunda mı?
İllaki, sizin işaret edeceğiniz birini mi seçmek durumundalar? Nerede kaldı o zaman çoğulcu demokrasi? Nerede kaldı yapılan seçimlerin sonucu?
Ha, diyorsanız ki; “Halk bizi seçmediği için biz bu seçimleri tanımıyoruz!...” o ayrı.
Ama eğer demokratik bir seçim olduğunu kabul ediyorsanız, sonuçlarına da katlanmak zorundasınız.
Yok, tüm bunlara rağmen, “Biz ana muhalefetten muhalefete düştük ama dediğimiz dedik, çaldığımız düdüktür” diye, “Biz Gül’ü değil, falanı seçmek istiyoruz, onu aday gösterin” zihniyetindeyseniz, bunun adı dayatmacılık olmuyorda ne oluyor?
Sonra da kalkıp, AKP’yi dayatmacılıkla suçluyorsunuz. Nasıl bir demokrasi anlayışıdır bu anlamak mümkün değil.
Öte yandan, bu ülkenin kültüründe misafirperverlik denen bir olay vardır.

Sevmeseniz de, size gelmek isteyeni en iyi şekilde ağırlamak, bu ülkenin örf ve adetleri arasındadır.
Hoşgörünün bir diğer tanımı da “sevmediklerinize katlanmak” değil midir?
Size misafirliğe gelen misafirlerinize böyle mi davranırsınız? En azından önünüzde bir MHP örneği var. Onu da mı göremediniz?
Gelen misafirinizi en iyi şekilde ağırlar, ikramlarınızı yapar, sonra da “Kusura bakmayın, siz bizim düşündüğümüz aday olmadığınız için size oy vermeyeceğiz” dersiniz.

Çok mu zor du böyle bir hoşgörüyü göstermek?
Siz, hep kendi istediklerinizin olmasını mı dayatmak zorundasınız bu millete?
Öyleyse, bu millet sizinle zaten uzlaşı halinde değil ki!.. Hem de, size oy veren milyonlarca insan.
Hiç mi gazete okumaz, hiç mi televizyon seyretmezsiniz?
Daha seçimlerin ertesi günü yüzlerce kişi, “Elim kırılsaydı da, CHP’ye oy vermeseydim!..” diyerek, genel merkezinizin önünde nümayiş yapmadı mı?
Siz bu ülkenin siyasi hayatına “Deniz Baykal olmasaydı oyumu CHP’ye verirdim” sloganını yerleştirmediniz mi?
Milyonlar sizin yüzünüzden, CHP’yi görmezden geliyor ama bir türlü bunları siz görmüyorsunuz.

Asıl sizde, siz derken Deniz Baykal diktatoryası ile etrafındaki şürekası olan 70-80 arasındaki politbüro üyelerini kastediyorum, ne hoşgörü var, ne uzlaşı var ne de anlayış ve izan!..
Eğer bunların yüzde biri olsaydı, bugün Japon yapıştırıcı ile sabitlendiğiniz koltuklarınızı çoktan terkeder, gençlerin önünü de açardınız.

Ama iktidar olamamanın hırsı (ki, siz aslında muhalefet de olamadınız ya) ile daha onlarca yıl o koltuklardan ayrılmaya gönlünüz de niyetiniz de yok.

Aylardır uzlaşıdan bahsediyorsunuz da, ne sizi seçenlerle ne de partinizin il ve ilçe örgütleri ile uzlaşınız yok ki, nasıl böyle bir durumu karşı taraftan bekliyorsunuz, anlamak mümkün değil.
Demokrasinin en basit olgusunu bile yerine getirmekten kaçan, Hitler faşizmini bizzat kendi partinizde uyguluyorsunuz, sonra da topluma kendinizi “sosyal demokratız” diye yutturmaya çalışıyorsunuz.

Seçimle gelen il ve ilçe başkanlarını, faşizan tutumlarınızla, hiç kimseye sormadan, sırf size muhalifler diye görev-den alıp, yerine kendi yardakçılarınızı getirme kuralını, bu ülkeye siz yerleştirdiniz, bilmiyorum bunun farkında mısınız?
Size misafirliğe gelip, görüşünüzü almak isteyen bir misafiri kabul etmeme nezaketsizliği göstermenizin yanı sıra, üstelik bir de ipe sapa gelmez bir bildiri yayınlayıp, kamuoyunun gözünde kalan son güven kırıntılarınızı da kaybediyorsunuz, farkında mısınız?
Bunu kamuoyuna aktaran Mustafa Özyürek, üstelik 100 yaşındaki görüntüsü ile öyle de bir antipati sağlıyor ki CHP’ye anlatmak mümkün değil.

Abdullah Gül’ü, geçmişte söyledikleri ile yargılayıp, tek taraflı karar vererek, cumhurbaşkanlığı koltuğuna layık olmadığını söylüyorsunuz. Olabilir. Ama unutmayın ki, Recep Tayyip Erdoğan da 5 yıldır başbakanlık yapıyor ve bir 5 yıl daha iktidarda.
Sonra gömlek değiştirir gibi insanların 40’ından sonra fikir değiştiremeyeceğini öne sürerek, Abdullah Gül’ün halen milli görüş zihniyetinde olduğunu öne sürüyorsunuz.

Bu durumda demek ki, sizler yani CHP yönetimini ellerine geçirip de halen gasp altında tutan 70-80 yaşındakilerin hiç mi hiç değişmeyeceği de ortada.
Anlaşılan, Deniz Baykal ve şürekası bugüne kadar hangi hizipçi ve ayrılıkçı düşüncedeyseler, bundan sonra da aynı düşüncelerini ölene kadar sürdürecekler!.. Valla benim değil, kendilerinin iddiası.
Sanırım biz bazı şeyleri biz ya öğrenemeyeceğiz, ya da çok zor öğreneceğiz... Bunların başında da demokrasi geliyor.
Baksanıza demokrasi havarisi geçinen CHP’nin başındakiler bile demokrasi ile diktatörlüğü karıştırıyorlar. Vah benim güzel yurdum vah...
 

 

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank