content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

24 Eyl

Balyoz Davası Kurgu Sayılır mı?

365 kişinin sanık olarak yargılandığı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Balyoz Davası karara bağlandı ve bu karar 21 Eylül 2012’de ilan edilmiş oldu. Mahkeme Başkanı: Ömer Diken, üyeler; Ali Efendi Peksak, Murat Üründü, Aytekin Özansu, davanın savcıları;Savaş Kırbaş ile Hüseyin Kaplan. Mahkeme heyeti yargı konusu, yargıladıkları sanıklar ve verdikleri kararlar nedeniyle kolayca unutulamayacak bir iş yapmıştır.

Sanık sayısının fazlalığı yanında ceza alanların (335) da sayı bakımından fazla olması mahkeme konusunu daha da önemli hale getirmiştir. Üç kişi 20 yıl, 78 kişi 18 yıl, 214 kişi 16 yıl, 1 kişi 15 yıl, 28 kişi 13 yıl 4 ay, 1 kişi 6 yıl ceza aldı ki bunların içinde halen vazifeli olan 24 kişi de bulunmaktadır. Ceza davalarının herkesi memnun edecek bir sonuca ulaşması mümkün değildir. Bu tür davaların sonunda memnun olanlar olduğu gibi memnun olmayanlar adaleti hatırlayanlarda olmaktadır.

Türkiye tarihinde askerlerin yönetim işlerine heveslenerek, yönetenlere bir ayar vermek yada doğrudan yönetimi ele almak isteği ile yapılan darbeler oldukça fazladır. 1446’da Fatih Sultan Mehmet’e karşı Çandarlı Halil Paşa’nın kışkırtması ile başlayan Yeniçeri İsyanından 1913’teki Bab-ı ali isyanına kadar olanlar birbirini takip etmiştir. Osmanlı dönemindeki darbeler çoğunlukla soruşturulmuş ve sorumluları cezalandırılmıştır. 1908’deki Meşrutiyet öncesindeki ordu isyanlarından, özellikle Cumhuriyet döneminde yapılan darbeler hiçbir zaman yargılanmamıştır. Üstelik 27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerinin komuta heyeti hayatlarını onore edilmiş biçimde yaşamışlar meydanlara heykelleri bile dikilmiştir. Bu darbelerin liderleri kendilerini sağlama alacak anayasa ve yasa düzenlemeleri de yapmıştır.

Böyle tarihi bir geçmişi olan Türkiye’de, Balyoz Davası’nın yeri de önemi de büyüktür. Davanın bir numaralı sanığı Çetin Doğan, irtica adını verdiği İslami gelişmelere karşı pek çetin bir asker olduğunu, üniformalı döneminde gösterdiği gibi, emekliliğini takiben onun bu yanını keşfeden Ahmet Necdet Sezer tarafından Kazakistan’daki Ahmet Yesevi üniversitesine de bir irtica ayarı yapmak için mütevelli heyet başkanı olarak görevlendirildiğinde, bu görevin altından da kalkmasını bilmiştir.

Çetin Doğan’ın Balyoz Darbe planı, camilerin bombalanmasından, tutuklanacak on binlerce insanın nerede nasıl yargılanacağı gibi pek çok ayrıntıyı da kapsamıştır. Kurmaylık birikiminin hakkını vererek dört başı mamur bir darbe planı hazırlamıştır. Ne var ki bu durum açığa çıkınca sabah akşam böyle bir şey yok demeye başlayacak kadar da esneklik yeteneğine sahip olduğunu göstermiştir.

Bu davanın Yargıtay aşamasının nasıl sonuçlanacağı şimdiden bilinemez. Onaylanma ihtimali kadar bozulma ihtimali de vardır. Ancak her iki durumda bile, bir darbe hazırlığının yargılanması ve sorumlularının cezalandırılması bakımından bu dava Türkiye tarihinde bir ilktir ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Çetin Doğan karar öncesinde son söz olarak mahkeme heyetine hitaben: “Hakkımızda vereceğiniz karar hakkınızda hayırlı olur inşallah” diyerek durumu kavramakta ki acziyeti kadar, mahkeme heyetini de tehdit etmekten çekinmeyecek ölçüde kendinden geçmiştir. Gerçi onun statüsü bu tür gelişmeleri anlamaya da çok elverişli değildir ama ömrünü darbecilere ve darbe heveslilerine hizmetle geçirdiği bilinen Cüneyt Arcayürek bile : “Keser döner, sap döner… Gün gelir hesap döner söylemi; mahkeme başkan ve üyelerinin ve savcıların kulağına küpe olur inşallah!”(23 eylül 2012 Cumhuriyet Gazetesi), diyerek tehdit korosu içindeki yerini belli etmiştir. Bu günlerde en çok gözlenen husus mahkeme heyetinin tehdit edilmesidir.

Cumhuriyet döneminde yargılanarak idam edilen tek darbe girişimcisi Talat Aydemir olmuştur. Oda 1962’de birinci darbe girişiminin başarısız olmasına ve affedilmesine aldırmayarak bir yıl sonra yeniden darbeye teşebbüs ettiği için idam edilmiştir. Bunun dışında Türkiye’de darbeci subaylar genel olarak “halaskar” (kurtarıcı) diye iltifat görmüştür. Buna karşılık Yunanistan’da 1967’de yaptıkları askeri darbeyle Yunanistan’ı 1974’e kadar fiilen idare eden Papadopulos, Pattakos, Makarezos gibi darbe liderleri 1975’te yargılanıp idam cezasına mahkum edilmiştir. Her ne kadar cezaları infaz edilmeyerek müebbet hapse çevrilmiş olsa da darbeye hevesli sonraki kuşakların caydırılmasında bu yargılamalar büyük ölçüde etkili olmuştur. Türkiye’de ise, isimleri, okullara, meydanlara, caddelere, mahallelere, sokaklara, parklara verilmeyen darbeci yok gibidir. Bütün bunların Türkiye’de kendilerini halaskar sayan kişileri özendirdiği tartışma götürmez. Türkiye’nin böyle bir geçmişten gelmiş olmasına karşılık Balyoz Davasının ağır hapis cezaları ile sonuçlanmış olması bu özelliği nedeniyle de bir ilktir ve muhtemelen caydırıcı vasfını her zaman taşıyacaktır.

Buna karşılık Almanya’da ikinci Dünya Savaşı sonunda, Almanya’nın işgal edilmesinin ardından Nazi Partisi yöneticilerinin Nürnberg’te yargılanmış olmaları ile Balyoz Davasının karşılaştırılması ve Balyoz Davasının: “Türkiye’nin Nürnberg’i” olarak adlandırılması (Cengiz Çandar; 23 Eylül 2012, Radikal Gazetesi) haksız ve yersizdir. Almanya’da Naziler haklı haksız “savaş suçlusu” olarak yargılandılar. Onların yargılanmasını sağlayan güç ise, İkinci Dünya Savaşı’nın galibi ABD olmuştur. Oysa Balyoz Sanıkları savaş suçlusu olarak değil, halkın özgür iradesiyle seçtiği bir iktidarı kabullenmeyerek onu devirmeğe hazırlık yapmaktan yargılanmıştır. Yargılamaya konu olan suç farklı olduğu gibi, yargılamayı sağlayan yönetim ve anlayışı da farklıdır. Nazileri savaş galibi, Almanya işgalcisi ABD yargılatmıştır ama Türkiye’de bir işgal yoktur. Bir işgal kuvvetinin zorlaması ile oluşan bir mahkeme ve onun yargılaması da yoktur. Halkın seçtiği iktidarı beğenmeyerek onu devirmeğe, ayar vermeğe çalışmaktan başka belirgin bir vasfı olmayan Balyoz sanıklarının hiçte hak etmedikleri “halaskar” nitelemesine haklılık kazandırabilecek bir Nürnberk ve balyoz karşılaştırması bu bakımdan yanlıştır, sakıncalıdır. Çünkü görev sürelerini ABD ve NATO ile büyük bir uyum içinde geçirdikleri bilinen balyoz sanıklarının, ABD’ye ve onun uzantılarına muhalefet ediyor görüntüsü vermeğe heveslenmeleri yalnızca gerçeği örtmeğe ve rol çalmaya yönelik bir girişimdir. Hayatları boyunca ABD ve NATO hakkında tek olumsuz sözleri duyulmamış olanların yargılamayla birlikte üstlenir göründükleri ABD’ye muhalefet iddiası aldatıcıdır. Kendilerinin “bir ABD kurgusu sonunda yargılandıkları gibi” büyük laflarının içinin boş ve mesnetsiz olduğu bilinmektedir.

Türkiye’deki Balyoz Davası yargılamasının karşılaştırılabileceği en uygun örnek belki de 1975’teki Yunanistan’da görülen yargılamalardır. Çünkü Kıbrıs savaşı sonunda iktidarı bırakan askeri cunta üyeleri, yeni sivil yönetim döneminde yargılanmıştır. Türkiye’de 12 Eylül 2010’daki Anayasa Değişimi ile birlikte 27 Mayıs Düzeninin tasfiye edilmesi bu yargılamaları kolaylaştırmıştır ama hatırlanmalıdır ki hem Ergenekon hem de Balyoz davası 2010’daki kısmi Anayasa değişikliğinden önce başlamıştır.

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

Abdi İpekçi-Ömer Sami Coşkun, İhtilalin İç Yüzü, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2010.

Ali Fuat Başgil, 27 Mayıs İhtilali ve Sebepleri, Yağmur Yayınları, İstanbul 2011.

Mehmet Ali Birand, Emret Komutanım, Milliyet Yayınları, İstanbul 1986.

Nihat Erim, 12 Mart Anıları, YKY, İstanbul 2007.

Osman Selim Kocahanoğlu, Mithat Paşa’nın Hatıraları-Yıldız mahkemesi ve Taif Zindanları, Temel Yayınları, İstanbul 1997.

Uluğ İğdemir, Kuleli Vakası Hakkında Bir Araştırma, TTK Yayınları, Ankara 2009.

Zekeriye Türkmen, Osmanlı Meşrutiyetin Ordu Siyaset Çatışması, İrfan Yayınları, İstanbul 1993.

Etiketler : , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank