yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

04 Oca

Algı ve Olgu!

Bazı bilgiler zehirli mantarlara benzer! Özellikle de tarihi bilgiler; ama onlar da bu mantarlar gibi hayatın gerçeğidir... Sıffin savaşı, Cemel ve Harre vakası bunlardan birkaçıdır. Günümüzde yaşadığımız sıkıntıların tarih süzgecinden geçirilmesi, tarihi olaylardaki durumların tekrarlanmaması açısından değer arz etmektedir.  Bu incelemeyi yapabilirsek, tarihin tecrübe nimetinden istifade edip tarihi hataları tekrarlamayarak tarihin tekerrür etmemesini sağlayabiliriz. Bu inceleme ihmal edildiğinde ise; tekerrürünü arzu etmediğimiz tarihin tekerrür edebileceğinden kimsenin şüphe edeceğini sanmıyorum.
Firak ve nifak mü’minin şanından değildir. Nifak içinde olanlar, vifak ve ittifakı sağlayamayacağı gibi vahdete giden yolları da buldurmaz! İttifak için af gerek, birbirlerini affedemeyenler ittifak sağlayamazlar. Hz. Hamza’nın katilini affeden bir peygamberin ümmeti, ittifak ve ittihad istiyorsa ilk başta yapmaları gereken şey, birbirilerini affetmektir. Af için merhamet duygusunun gebe olması gerekir ki Merhamet sevgiyi doğursun. Zira merhametin çokluğu, sevginin bolluğu imandandır... İmanın meyvesi olan merhamet ve sevginin nişanesi de sulh/barıştır. Böylesi bir algının olguya dönüşmesi ve yaşamın içinde var olması için de birbirimize bu doğrultuda dua etmemiz gerekir.
Herkese tavsiye ettiğiniz sulhu şahsınıza da tavsiye ediniz ki, sulh söyleminiz anlamını ve misyonunu yaşama da yansıtabilsin. Sadece birileri için değil, her zaman ve herkes için “Sulhta hayır vardır”.  Sınırlı konuşmak, sinirli konuşmaktan evladır. Dillendiren ve dinleyen olmadıktan sonra hakikatin ne anlamı olabilir ki! Asrımızdaki Müslümanlar bir tek kendilerine hoşgörülü olmayı başaramadılar! Size karşı yapılanı hoş görmedikten sonra başkasına hoş görüyü tavsiye etmenizin tutarlı bir anlamı ve geçerliliği kalmaz. Size karşı olmayınca "Hoşgörüden" dem vurmak kolay, olması gereken; size karşı yapılanları hoş görüp affedebilmektir.
Başkalarının fikirlerine saygılı olmakla beraber, yeni fikirlerin yeni ufuklar gösterebileceğine de inanıyoruz. Başıma geldiğinde sen neredeydin? Şimdi sıra sende, oh olsun ben de yardımına gelmeyeceğim demek; kâmil müminin şanından değildir.  Kaybetme korkusu; insana her türlü korkuyu tattıran hatalar yaptırabiliyor!
Fanilerin baki olma hevesi, yeryüzünü cehenneme çevirmeye yetiyor! Oysa koca dünyada bu kadar yer varken bazı insanlar sadece bir yürekte yer edinmeye taliptir... Nefsin arzu ve isteklerine esir düşerek aciz olmuş kişiler, anlık zevkler için ebedi pişmanlıklara katlanır. Hırs ve haset neticesinde oluşan "Kendini Beğenmişlik" aslında tedavi edilmesi gereken bir çeşit hastalıktır... Yıllarca sinelere ekilen ve büyütülen kini yok etmek zordur. Buna soyunanlara hem destek olmalı hem de zaman vermeliyiz! Her işine yalan karıştıran, herkesi yalancı; hedeflerine ulaşmak için herkesi aldatmayı adet edinen de herkesi güvenilmez sanır!
İnsanları lekelemek çok kolay ama o lekeden kurtulmak da, iftiranın vebalinden kurtulmak da bir o kadar zor!
Bazen iyi olduğunu zannedenlerin, insanlığa kötülerden daha fazla zarar verebildiğinin farkında mısınız? En büyük sofuluk; Yalan söylememek, kalp kırmamak ve haram yememektir. Ebubekir, O söylüyorsa doğrudur dedi diye SIDDIK oldu. En büyük şanssızlığımız asrımızda O söylüyorsa doğrudur diyebileceğimiz kadar emin bir insanın olmamasıdır.
Çığlık çığlığa yaşayanlara inat, her şeyi sessizce yaşamayı başarabilen o kadar kişi var ki!  Ey insanlar! Özünüze dönün, kendiniz olun, insan olun! İnsanlar kitaba dönerek özünü tanıyabilir. Az okuyan, az dinleyen, az anlayan ve çok konuşan insan en tehlikeli insandır. Kitaba yakınlaşan kötekten uzaklaşır! Kur’an ve hadis ortada duruyorken yeni bir İslam anlayışı tasarlamaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Zira: "O'nu biz koruyacağız.15/9" İlahi teminatı altındadır.
Din insansız neye yarar? Din yağmur ise; Millet/insan da topraktır!
İnsanlara dinin, insanları ‘iyi insan’ standardına ulaştırdığını anlatmalıyız. Bu bağlamda iletişim tarzımıza dikkat etmeliyiz. Anlattıklarımızın yaşantımıza yansımasına da! Evet, Millet/insan toprak ise, din de yağmurdur! Ve toprağın yeşermesi için yağmurun toprakla buluşması lazım gelir.
Dini ve ahlaki eksiklikleri teşhis edip tedavi etmek mi istiyorsunuz, öncelikle bulunduğunuz toplumla iyi bir iletişim kurun. Mektupla iletişimden telgrafla iletişim devrini geride bırakan, telgraftan da günümüz iletişim araçlarını müşahede eden ve bir sonraki dönemin iletişim araçlarındaki gelişmeleri takip eden bir toplumda yaşıyoruz. İletişimde böylesine önde bulunan bir toplumda yaşayanların özellikle de din adına hareket eden ve misyon sahibi olan herkesin de halkla ve içinde yaşadıkları toplumla olan iletişim şekillerini gözden geçirmeleri, dünyevi gereksinimlerle beraber uhrevi bir önem de kazanmaktadır…
Uhrevi öneme sahip dedim çünkü sizin doğru iletişiminiz, insanların ahiretini imar edebilir. Her insana farklı bir iletişimle ulaşabilirsiniz. Herkesin anladığı dil farklıdır. Bir bakarsınız ki ilgilendiğiniz şahsa dilin sükûtundan ulaşmışsınız.  Bazen sükût sözden daha ağır olur...  Burada sükût ile dinlemenin arasında bir bağ kurmak isterim. Hep söylediğim bir şeydir bu: Dinlemek, peygamberlerin ortak bir özelliğidir. Dinlemeselerdi vahiy bize ulaşamazdı. Dinlemeyen bir toplum olduğumuzun farkına varamıyor olmak daha da tehlikeli. Bulunduğunuz toplumla iyi bir iletişim kuracaksınız ki dini ve ahlaki eksikliklerini teşhis edip tedavi edebilesiniz.
Bu gün bitti artık ne onu geri getirebilir ne de onda yaptığınız yanlışları düzeltebilirsiniz.  Bu gün güneş battı diye üzüleceğinize, yarın yeniden doğunca neler yapacağınızı düşünün! Ve hala duayı bedduaya tercih edenler var ki bu da ümit verici!
@/MBHedbi

Etiketler : , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.


Toplam 1 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1


2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank