yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

04 May

Uzman ve Uzmanlık Üzerine..

Dostlar;

Bu yazıyı, televizyonlarda "uzmanlar tartışıyor" diyenlere sunayım..

Uzman kime nedir, alanlara göre ayrılır mı?

Türk Dili Kurumuna sorsanız size bir tanımlama yapar.

Ama ben başka bir açıdan bakayım.

Uzman, ağacı gören, ormanı görmeyendir.

Bir konuda, dar bir alanda bir şeyler bilir ama realitenin bütününden habersizdir.

Ve egemen sınıflar onun uzmanlığını bir iktidar aracına dönüştürür.

Her akşam öbek öbek uzmanları o televizyonlarda neden tesbih gibi oturturlar.

Peki ne anlatırlar?

Boş lakırdıdır çoğu. Üstelik yalandır.

Hemen her sektörde çok yüksek düzeyde bir artık dğer sömürüsü vardır.

Siz hiç bu uzmanların ağzından artık değer sömürüsü diye bir kavram duydunuz mu?

Uzmanlar da iki çeşit, bir kısmı konunun uzmanı, bir kısmı da her konunun uzmanıdır.

Efendim bakarsınız, şahıs; iktisat konuşur, ardından siyaset konuşur, ardından edebiyat alanında bir şeyler söyler, ardından gıda sektörüne geçer, o biter dış politika konuşur,Suriye konusuna girer, o biter Çin'e geçer, ondan sonra Avrupa Birliği konuşur.
Sanırsınız ekonomipolitik alanında doktora sahibidir.

Bu şahıs "her konunun uzmanıdır"

Deseniz ki, "bu konuda, okuduğunuz bir doktora tezi, makale var mı veya kitap okudunuz mu?"

Ya yalan söyler ya da referans veremez.

Eleştirel düşünceden nasibini almamıştır.

Ben en çok şunu merak ederim.

Sorsanız, siz şu görüşlerinizle ilgili kaç tane ciddi makale okudunuz?

Ne derler acaba?

Büyük resim, orman, sistem, tarihsel bilgi ve toplumsal yapı hep gerçek uzmanlarını bekliyor.

Dostlarım; ekonomipolitik ya da siyasal iktisat dediğimiz bilim dalına en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman bu anlardır.

Dünyanın ekonomi ve politikasının neden bu denli karmaşık olduğunu ancak bu sosyal bilimle anlayıp açıklayabileceğiz.

O zaman gelecek yazıda sizlere bir "ekonomipolitik" ziyafeti sunmaya çalışayım.

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

09 Nis

Aile Edebiyatı

Edebi kaynaklara göz attığımızda “aile edebiyatı” kavramına bugüne kadar değinilmediğini görüyoruz. Sanırım böyle bir kavram edebi inceleme ve değerlendirmelerimiz arasına hiç girmemiştir. Son zamanlarda edebiyatımızın kadük bir hal aldığını, gittikçe edebiyat vadilerinde kuraklığın kendini hissettirdiğini, uçsuz bucaksız tarlalarının çoraklaştığını, hatta edebi hücrelerimizin kısırlaştığını, eli kalem tutanların pek velut olamadığını, üretilen eserlerin kopyadan, taklitten ibaret olduğu, üstelik bu taklidin de kötü bir şekilde yapıldığı yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Öyle ki cumhurbaşkanımız, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde; “Yanlış bir stratejinin tercih edildiğini, eğitim, kültür ve sanat alanında istenilen seviyeye ulaşılamadığını” üst perdeden tepki ve üzüntüsünü dile getirerek tartışmayı bir adım daha ileri taşıdı. Peki, eğitim, kültür, edebiyat ve sanatta neden hep yerinde sayıyoruz ya da geriye gidiyoruz hiç düşündük mü?

Ben, sadece edebiyatı ve edebiyat kültürümüz kısmını irdelemek istiyorum. Diğer alanları da işin ehillerine bırakalım, edebiyatın; eğitim, kültür ve sanat ile akrabalık bağını göz ardı etmeden.

Nasıl ki köklü bir medeniyet, ailelerin geçmişte kurduğu sağlam temeller üzerine inşa ediliyorsa, bir medeniyetin gelişip, muasır seviyeye ulaşması da edebiyat kültüründen ayrı düşünülemez. Bugün edebiyat alanında nitelikten uzak birçok eserin üretilme sebebini anlamak istiyorsak, edebiyatımızın köklerine inmemiz gerekir. Edebiyat tarihi hafızasını kaybetmeyen kalem ve kelâm sahibi her kişi, bilir ki bugün beslenme kaynağını reddettiğimiz köklerimiz aile edebiyatı meclislerinden beslenmekteydi.

Çağdaş edebiyatımızın temel taşları, aile edebiyatıyla şekilleniyordu. Orda şekillenip gelişen her söz, her mısra bir medeniyetin kolonlarına dönüşüyordu. Peki, aile edebiyatı içerisinde ne tür edebi ürünler vücut buluyordu? Günümüzde aile edebiyatı ne durumda ve beraberinde hangi sonuçları getirdi?

Aile edebiyatının durakları; masal, halk hikâyeleri, mektup, ağıt, mani, fıkra ve ninnilerdi. Masal erken gelen uzun kış gecelerinin vazgeçilmez sözlü nesir türüydü. Ailenin biraz daha kalabalıklaştığı, içine ikinci, üçüncü dereceden akraba ve komşuların da dahil olduğu toplantılarda ise masal, mektup ve ninnilerin yerini halk hikayeleri ve atışmalar alıyordu. Masal, mektup, ağıt ve ninniler; hikâye ve atışmalarla birlikte edebiyat kültür mirasımızın bir geleneğiydi ve bu gelenek günümüz edebiyatının temel taşlarını oluşturdu.

Meddahların anlattığı bu hikâyelerde devler, cüceler, cadılar, periler yoktu. Hikâyeler doğaüstü, tanrısal kahramanlardan ve batılın uyduruk rivayetlerinden arındırılmıştı. Bu hikâyeler; insan gücü ve gerçekler, tarihi olaylar, tarihte önemli kişilerin rivayetleri ile birer halk hikâyeleriydi. Âşıkların atışmaları da halkın kültürünü ve değerlerini yansıtan şiirlerden oluşuyordu. Akraba ve komşularla daha da kalabalıklaşan aile meclisini meddahlar ve âşıklar neşelendirirdi. Toplanan aile meclisini eğlendirmek için hikâyeler anlatılır, âşıklar atışırdı. Evin diğer odasında maniler söyleyen genç kızlar vardı. Her iki odada da etkinlikler çoğu zaman birer fıkra ile süslenirdi.

Bir toplumu yok etmenin, edebi kökleriyle bağını koparmaktan geçtiğini iyi biliyorlardı. Edebiyat demek; lisan demektir. Bir insanın lisanını pıtrak hale getirmek hayat bulduğu medeniyetin damarlarını kesmektir. Bundan daha iyi bir yol olamazdı. Bize dediler ki asırlar değil, siz en az bir çağ geriden yaşıyorsunuz, çağdışılık size yakışmaz. Ne işi var konu komşunun, uzak akrabanın evlerinizde? Hem nasıl güvenirsiniz yabancı insanlara? Biz de çağdaşlaşma adına inandık. Konu komşuyu, akrabayı aile meclisinden uzak tuttuk. Aile meclisinin küçülmesiyle meddahlık ve âşıklık geleneğimiz yok olmaya yüz tutmuş, aile edebiyatımız yara almıştı. Yok olan sadece edebiyatımızın bu iki alanı değildi. Bununla birlikte akrabalık ve komşuluk geleneğimiz de yara almıştı. Akrabamızı tanıyamaz komşumuz ile selamlaşmaz hale geldik. Aradaki dayanışma ve tanışıklık yok oldu. Geniş aileler dağıldı, komşu komşuya uğramaz oldu. Öyle ki sevinçlerini paylaşarak çoğaltan, hüzünlerini bölüşerek azaltan bu kadim geleneğin güzel insanları; birbirlerinin dertleriyle artık hemhal olmuyor, birlikte yaktıkları ağıtları unutur oldular. Namluya sürülmüştü duvar duvara bitişik komşularımız.

Dahası vardı. Bir kere aile edebiyatı ve buna bağlı olarak aile yara almıştı, devamı gelecekti. Masallarımız vardı; anlatıldığı toplumlarda kötülükle, adaletsizlikle mücadele direncini kuşaktan kuşağa taşıma işlevini görüyordu. Halklar ağalarına ve zalim yöneticilerine, kendilerine anlatılan masallardan cesaretle karşı bir duruş alıyorlardı.

Masallarımız vardı; kötü cadıların uğrayamadığı, sihir ve kötünün kaybetmeye mahkûm olduğu, toplumsal değerleri barındıran, çalışkanlığın, kardeşliğin, adaletin teşvik edildiği kimsenin hakkının kimsede kalmadığı ders çıkarıcı, öğüt veren hikmetli masallar… Bilinir ki masal tarihimiz söz kadar eskidir. Söz de insanlık kadar… İnsanlık ise doğuda güneşe gülümsedi…

Fakat doğu halklarının, hayat masalının mutlu sonla bitmesini istemeyen kötü adamlar tank ve topla masal dünyamızın göğünü kirlettiler. Kahramanın kılıcını, yiğidin yumruğunu, edibin sözünü etkisizleştirdiler. Her geçen gün bizi biraz daha kendilerine benzettiler. Onlara benzemek yani ailelerin batılılaşması ise ninelerin, dedelerin unutulup huzur evlerine gönderilmesini hızlandırdı. Böylelikle soğuk kış gecelerinde bize sıcak masallar anlatan dede ve ninelerimizi huzurevi denilen bir hapse kendi ellerimizle göndermemizi sağladılar. Yara alan aile edebiyatı hızla kan kaybetti. Bizim çocuklarımızın, yani sizlerin ne yazık ki; masallarımızı anlatan nineleri ve dedeleri yok artık. Hikmetli olan dururken sihirli ve zehirli olanı size öğrettik. Suçluyuz.

Bu da yetmedi henüz ağzı süt kokan çocuklarımızı küçük yaşta eğitim deyip temelsiz argümanları öne sürerek evden uzaklaştırdık. Anaokulları açıp anne ile çocuğu birbirinden ayırdık. Bununla da yetinmeyip eğitim daha küçük yaşlarda başlamalı diye memedeki çocuğu kreşlere gönderdik. Ailede çocuk olmayınca aile eğitimi denilen olgu da gereksizdi. Evet, çocuk eğitimi küçük yaşlarda değil doğar doğmaz başlamalıydı şüphesiz. Ama bu ithal eğitimle çocuklarımızı evin dışına iterek değil, evde aile eğitimi daha çok işlevsel hale getirerek mümkün olabilirdi. Maalesef böyle olmadı. Gün geçtikçe hasta ruhlu bireyler çoğaldı. Hem anne mutsuz hem çocuk… Çocuk yuvalarında eğitim kılıfı adı altında aile eğitimi ile birlikte ninnileri de hayatımızdan çıkardılar. Evde çocuk olmayınca genç annelerin şefkat dolu sesinden gönüllere işleyen ninnilerimiz de unutulacaktı. Nitekim öyle de oldu. Böylelikle sadece aile edebiyatı yok olmadı, aile içindeki sevgi ve şefkat da son buldu.

Bir de mektuplarımız vardı. ‘Anlarsa beni uzağım yakınım, anlamazsa yakınım uzağım’dır hissiyatıyla bir aile etkinliği içinde yazılıp okunan mektuplar. Aile edebiyatında o uzakları yakın eden mektuplarımız yok artık. Fikrî ve kalbî edebiyata bulaşan belli başlı aile edebiyatçıları komşuların asker mektuplarını, sıladan gurbete gidecek mektupları ölçülü uyaklı yazıyor, gurbetten sılaya gelen cevaplarını duygulu bir tonla okuyarak dinleyenleri ağlatıyordu.

Şimdi öyle mi? Biz bile kendimize uzaklaştık, yabancılaştık, kalabalıklar büyüdükçe yalnızlaştık. Üşengeç bir nesle dönüştük… Özellikle gençlerimiz gerek yazı, gerek konuşma dilinde; slm, sa, as, aslm, mrb, kib, ia, nbr, by, dgko, kmo gibi anlamsız kısaltmaları sık sık kullanır hale geldiler.

Oysa hemen hemen her gece bu şekilde devam eden etkinlikler o küçük pencereli evleri bir edebiyat evine dönüştürüyordu. Dünyaya gözlerini açan çocuk aynı zamanda edebiyata da açmış oluyordu. Yazık! Aile edebiyatı yok olunca edebi geçmişimiz ile çağdaş edebiyatımız arasındaki köprüler ayaksız kaldı.

Ülke olarak kültür-sanat alanında gelişemediğimizden yakınıyor, bağımsızlığımızın kültür sanat gelişimimizle ilişkili olduğunu yeteri kadar idrak edemediğimizi her birimiz bir diğer kültürel ve sanatsal etnisiteye bağlayarak yeni değerler yetiştiremediğimiz gibi kendini bir şekilde yetiştiren değerlerimizi de bir kibir ve ekâbir içinde geçmişimize saplanıp her fırsatta bizi anlamadıklarından yakınarak onları anlama gibi bir çaba konusunda kat etmemiz gereken çok mesafe olduğundan bihaber olarak fildişi kuleden bakıp kendimizi cam bir fanusun içine hapsettik.

Bu durum dil şuurunu yok etti. Aile edebiyatıyla yoğrulup düşünen zihinlerin yerini mülahaza edemeyen türeme anlayışlar aldı. Böylece düşünce ve edebiyat hafızamız verimsizleşti.

Evet, evlerimiz büyüdü ama içlerindeki aileler küçüldü, uzağı yakın ettik ama şimdi yakın çok uzaklarda. Komşularımızla hukukumuz sadece kapıcı ücreti ve aidatlara endeksli. Beni büyütüp bizleri dağıttılar.

Şiir gibi sohbetlerdi oysa. Her birey meclisteki diğer kişilerle kafiye kadar uyumlu her söyledikleri hece kadar ölçülüydü. Anlattıkları alıp götürürdü bizi yaşanılası başka diyarlara. Hayallerimizde kavuşurduk buram buram sevgi kokan dağlarının en kuytu yerlerinde birlikte yaşama sevincinin açtığı bahçelerde. Gönüller bir bal arısı gibi konuyordu güzel olan değerlerimize. O değerler arasında bin bir çabayla, bin bir emekle bulup örüyorduk petek petek aşkı gönül kovanlarımıza. Tadanlar, aşk-ı edebiyatın tadına varıyorlardı. Edebiyat tarihine iz bırakan edebiyatçılarımızın çocukluğuna bakın muhakkak bu kovandan tatmış olduklarını göreceksiniz. Sırtlarında hayatın yükü, gönül heybeleri umut, kardeşlik ve bütün insani yani İslami değerler ile doluydu. Sözleri mertti, sevgileri şefkat yumuşaklığında kimseye eyvallahları yoktu.

Sadece edebiyat ve bununla ilişkili olarak eğitim, kültür ve sanatta değil her alanda hayatımızdan çıkardıklarımızı ve hayatımıza ekleyemediklerimizi görmezlikten gelir sonra da istenilen seviyeye ulaşamıyoruz deyip birbirimizi suçlamak havanda su dövmek gibidir. Ne zaman ki edebiyatı tekrar aile içine geri getirdik, konu komşu, uzak, yakın akraba demeden gönlü ve zihni aydınlığa susamış insanlarımızdan geniş aile meclisleri oluşturarak aile edebiyatının yara almış yanını onarabilirsek ve aile meclislerine katılan çocuklarımızın kalplerini ve zihinlerini birer atölyeye dönüştürebilirsek işte o zaman bu alanda sıçrama yapabiliriz. Söylediklerimiz değil yaptıklarımız bizi bir yere götürür.

Behçet Gülenay

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

21 Mar

Yeni Yazılarımız www.yazarportal.com da Devam Edecektir!

Merhaba Kıymetli Okurlarımız ve Yazarlarımız!

Köşe Yazarı Gazetemizin yeni yazıları

WWW.YAZARPORTAL.COM adresinden yayınlanmaya devam edecektir.

Bilgilerinize sunarız.

EDİTÖR

E. Dönüş ÖZATAR

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

20 Mar

Tüm Yazar ve Okurlarımıza Önemli Duyuru

Merhaba bilgi ağı, Yazar Portal yazarlarımız ve okurlarımız;

Birkaç yıldan beri planlayıp ta önceliğe alamadığımız yayın değişikliğini nihalet yarın akşamdan itibaren gerçekleştiriyoruz. Bu değişikliklerle ilgili öncelikle yazar ve okurlarımızın bilmesini istediğimiz çok önemli hususlar aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır:

  1. www.bilgiagi.net adresi, yarından itibaren Online Bilgi İletişim ve Medya Hizmetleri'nin ana dağıtım noktası olacaktır. Portale bu ardesten de girilebilecektir.
  2. Yazar Portalımızın esas (ana) domainini bu geceki yayınlardan sonra (yarınki eklenecek makalelerden itibaren www.yazarportal.com adresinden devam edilecektir. Yani, bu geceden (saat 24:00 den) itibaren www.bilgiagi.net adresinde yeni yazı ekleme yapılmayacaktır.
  3. Yazarlarımıza ait e postalar şimdilik bilgiagi.net uzantısıyla devam edecek, portala yeni kaydolacak yazarlarlarımıza yazaradi@yazarportal.com uzantılı e posta verilecektir. Şu an bilgiagi.net uzantılı e posta kullanıp ta yazarportal.com uzantılı e-posta almak isteyenler, bilgi@yazarportal.com adresine taleplerini belirttikleri takdirde onlara da yeni e-posta adresi verilecektir. www.bilgiagi.net uzantılı eposta kullananların e posta bilgilerinde her hangi bir değişiklik olmayacaktır. www.bilgiagi.net e posta kullanımları, 2017 nin sonuna kadar devam edecek olup, 2018 yılı başında tüm yazarlarımızın e posta adresleri yazaradi@yazarportal.com e-posta adresine taşınmış olacaktır.
  4. yazaradi@yazarportal.com uzantılı e-posta adresi alan yazarlarımız uluslararası bir profil resmi barındırma sitesi olan http://tr.gravatar.com/ adresine girip ...@yazarportal.com uzantılı e-postaları kullanarak pofil oluşturacaklardır. Herkes kendi profil resmini kendisi ekleyecektir. Yazarlarımızın proil resimleri, vesikalık ölçeğinde olmak zorundadır. Yani, yüzün rahatça tanınabileceği ölçekli profil resimleri eklenecektir. Profil resmi olarak başka resim kullananların, Yazar Portalimizde yazmalarına izin verilmeyecektir.
  5. http://tr.gravatar.com/ adresinde profil oluşturmak isteyen yazarlarımız, gazetemizin kurumsal telefonu olan 5324864503 numaralı hattan canlı destek alabileceklerdir.
  6. Sizlere daha iyi ve kaliteli hizmet sunailmemiz için ilerleyen zamanlarda başkaca yeniliklerimiz olacaktır.
  7. Yeni adresimizde yeni ön yüz ve teknik düzenlemeler sürecinde yayın akışımızda bazen kesintiler olabilecek, bu kesintilerden dolayı şimdiden sizlerin sabrınıza ve anlayışınıza sığınıyoruz.

Ülkemiz için mutlu yarınlar dileklerimizle.

Yrd.Doç.Dr. Ahmet FİDAN

Online Bilgi İletişim ve Medya Hizmetleri Genel Yayın Koordinatörü

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

20 Mar

Muhalifine Hain Diyerek Başarı Aramak!

Sosyal ve siyasal olaylarda iki iki daha dört etmez, diye bir özdeyiş vardır.
Fizikte de, ışık+ışık= karanlık diye bilimsel bir denklem vardır.
Muhaliflerinize hain dediğiniz zaman, başarıyı Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

20 Mar

Migros’un İzmir’e Vefa Borcu

Migros Genel Müdür Yardımcısı Şevki Tuncer’le bir aradayız. ‘Yine üzgün müyüm’ diye yüzüme bakıyor’.

Anladım tabii. Gülümsüyorum, ‘hayır üzgün değilim’ TANSAŞ mağazaları Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

20 Mar

17 Bin Liralık Borç 4 Bin Liraya İnecek

Genel Sağlık Sigortası’nda 2012’den beri gelir testi yaptırmadığı için aylık 426 liraya varan tavan rakamdan hesaplanan prim borcu 1 Nisan’dan sonra güncellenecek. Yaklaşık 5 yıldır bu durumda

Devamini Okuyun»

20 Mar

Çanakkale Zaferini Anma Ve Şehitler Günü Mesajı

Güzel ülkemizin bağımsızlığı uğruna şehit olmuş binlerce vatan evladının sayesinde bu günleri yaşayabiliyoruz.

Şehitlerimizin uğruna can verdikleri vatan toprakları; bugün küresel gücün emrindeki Devamini Okuyun»

20 Mar

Hazır Gıdalarda Ölümcül Listeria Bakterisi Tehlikasi

Gıda endüstrisinin en büyük iddialarının başında kendi paketlenmiş ürünlerinin “çok hijyenik” olması gelir.

Peki, durum gerçekten öyle mi, endüstri ürünü paketlenmiş yiyecek ve içecekler gerçekten bakterilerden münezzeh mi?

Endüstri, Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

19 Mar

En Kutsal Ölüm Şehitliktir

Zulüm, baskı ve dayatmalara boyun eğilmeden ilahi kelimetullah için verilen hizmet ve mücadele sonucunda gelen ölüme şehitlik denir. Ancak ilahi kelimetullah için Islam düşmanlarıyla yapılan savaş sırasında Devamini Okuyun»

19 Mar

Hahamdan İtiraf: Batı, Yahudi Kültürünün İşgali Altında

Adı Nederland olan barbarların ülkesine bizde Hollanda, Osmanlı zamanında orada yaşayanlara da Felemenk denmiş. Meşrutî krallıkla yönetilen Hollanda dümdüz bir ova. Türkçe, Felemenkçe Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

19 Mar

Özgür Olmanın Adı Akıl Bilim Sanattır…

Kültür sanat edebiyat akıl ve bilim, aydınlanma noktasında paylaşılması korunması ve desteklenmesi gereken değerlerdir. Tüm bu değerlerin topluma yansıtılmadığı bir ülke, bana göre üçüncü sınıf bir ülke olmaktan öteye Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

19 Mar

Konteyner Limanı En Az Havaalanı Kadar Önemlidir

Deniz ulaşımının terminali konumundaki limanlarımız aynı zamanda İlimizin lojistik ve stratejik alt merkez rolünü yerine getirmekte.

Kıyıdaki bir il veya ilçenin liman ihtiyacını master planlar, özel fizibiliteler Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

19 Mar

Nitelikli Yabancıya Kolay Çalışma İzni!

Türkiye’de yabancıların çalışma esaslarını yeniden düzenleyen 6735 Sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu, 13 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda yer Devamini Okuyun»

19 Mar

Ağrı Kesici İlalar Ani Kalp Durması Riskini Artırıyor

Danimarka’ da yapılan ve European Heart Journal—Cardiovascular Pharmacotherapy’ de yayınlanan araştırmaya göre yaygın olarak kullanılan ağrı kesici ilaçlar ani kalp Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

18 Mar

Referanduma Doğru (III)

Evet çıktığı takdirde; Türkiye’de demokrasinin rafa kaldırılacağını, tek adamın keyfi yönetiminin başlayacağını, referandumla ilgili, eleştirilerimi açıklamaya devam ediyorum;
Devamini Okuyun»

18 Mar

Gençler!…

Gençler üzerine sürekli bir şikâyet, sürekli bir serzeniş duyuyorsunuzdur her gün. “Şu gençliğin haline bak!... Bir de Atatürk ülkeyi bunlara emanet etti, peh peh peh!...” Peki bu gençliğe ne verdiniz de ne istiyorsunuz? Çocuk Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

18 Mar

18 yaşında Emeklilik Olur mu?

Başlığı gören okurlarımızın böyle soru, böyle başlık olur mu dediklerini duyar gibiyim. Bir süredir referandumu konuşuyoruz ve referandumla gelecek Anayasa değişikliklerinin sonuçlarını tartışıyoruz.

Devamini Okuyun»

18 Mar

Sen Misin Fabrika Tavuklarını Beğenmeye, Al Sana Labaratuvar Tavuğu!

Fabrikada yetiştirilen tavukları beğenmeyen, ille de özgür gezen tavuk isteriz diyenlere kötü bir haberim var:

Yakında tu-kaka ettikleri market tavuğunu bile mumla arayacaklar zira Devamini Okuyun»

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

18 Mar

Radulus der ki; Hayırdır Concon!

Kısa kısa alıntılar Radulus'tan:

Gundi deyince hep erkek gundi anlarız. Aslında o kadar değildir; dişi gundiler de vardır. Ve bir gundi, günü gelir mutlaka gundiliğini gösterir. Gundiliğin Anadolu-da yaygın Devamini Okuyun»


Toplam 1.322 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...1020304050...Son »


2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank