content Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi
17 Eki

Tehcir Soykırım Anlamını Taşır mı? – I

Prof.Dr. Metin AYIŞIĞI

KRONOLİK DÜZLEM

Ermeni Tehciri Meselesi, günümüzde de güncelliğini koruyan önemli bir meseledir. Meseleye siyasi açıdan yaklaşıldığı sürece de gündemdeki yerini koruyarak sık sık önümüze gelecektir. Türkiye ise bu durum karşısında bilhassa dış politikasında tepkisiz tutumunu sürdürmeye devam etmektedir. Ne var ki Türkiye’nin haklı sessizliği adeta suçlu insanların sessiz kalışı gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ermeniler’in bu konudaki girişimlerine önlem alınmadığı için batıda soykırım iddialarının asılsızlığını ortaya koyan bilim adamlarının çoğu korkutma ve yıldırma neticesinde geri adım atmışlardır. Bunun en somut örneği Bernard Lewis olayında yaşanmıştır. Ermeniler’in açtıkları dava sonucu kurgulu bir yargılamadan sonra Fransa’da mahkum edildiğini biliyoruz.

Ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı sırasında en küçük bir tereddüt göstermeden İtilaf devletlerinin yanında yer alan Ermeniler, tüm güçlerini Rusya’nın emrine vererek, gönüllü alayları teşkil etmişlerdir. Rus kuvvetleriyle birlikte sınırı ilk geçen Ermeni birliklerinin başında Armen Garo lâkabıyla tanınan eski Osmanlı mebusu Karekin Pastırmacıyan bulunmaktaydı. Yine eski mebuslardan Hamparsum Boyacıyan Ermeni çetelerinin başında cephe gerisinde Türk kasaba ve köylerine saldırmıştır.

Bir gerçeği kabul edelim, 1915 yılında yaşanan olayların ne olduğunu Türk toplumunun büyük çoğunluğu bilmiyor. Bilmediğimiz için de gerçekleri dünyaya bir türlü anlatamıyoruz. Bizim bu zaafımızdan yararlanan Ermeni diasporası da, olayları istediği gibi saptırıp dünyayı kandırmaktadır.

Ermeniler bu ayaklanmaları ve faaliyeti Osmanlılar’ın tehcir kararı üzerine girişilen bir meşru müdafaa olarak takdim etmek alışkanlığındandır. Oysa ortada henüz alınmış bir tehcir kararı yoktur ve isyanlar tehcirin değil, tehcir isyanların sonucuydu.

Bu durum, Osmanlı Hükümeti'ni son çare olarak Ermeniler'i başka yerlere nakledip oralarda iskân etme arayışına itti. Daha önce sınırlı olarak başlatılmış olan bu uygulamanın genelleştirilmesi düşüncesini ise, Van Ermenileri'nin isyanı pekiştirdi. Ermenilerin Ruslarla işbirliği sonucu gelişen olaylar Van ve çevresinde ciddi boyutlara ulaşmıştı. Çıkarttıkları isyan, yaptıkları katliam ve tahripler, Ruslar'ın bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i işgali sonucunu doğurdu. Ruslar'ın her askeri harekâtı, Ermeni isyanları sayesinde hedefine ulaşıyordu. Van'da yaşananlar Türk ordusunun arkadan vurulduğunu açık bir şekilde gösterince, İstanbul hükümeti ülkenin muhtelif bölgelerinde yaşayan Ermenilerin zorunlu sevk ve iskânına karar vermek zorunda kaldı.

Osmanlı orduları cephede savaşırken, Ermeni çetelerinin Ruslarla işbirliği yaparak cephe gerisinde giriştikleri faaliyetler, devletler hukukuna göre “ihanet” kapsamında sayılıyordu.

Tarih sayfalarına bakıldığında; savaş bölgesinde oturan ve birliklerin hareketini engelleyen, karşı tarafa istihbarat sağlayan, yardım ve yataklık yapan ya da düşman ile birlikte onun safında hareket eden halkların ve grupların cephe gerisine gönderildiği görülebilir. Sevk ve iskanın bir amacı da sivil halkın savaştan zarar görmesini önlemektir.

Bu durumda Osmanlı Devleti sevk ve iskan kanunu işletmek zorundaydı. Daha sonraki yıllarda bu tür zorunlu göç uygulamalarına bazı devletlerin de başvurduğunu görüyoruz. Fransa'da Radikal Sosyalist Fransız hükümeti tarafından, Almanca konuşan ve Fransa-Almanya sınır bölgesinde yaşayan Alsazların 1939-40 kışında, Majino hattının doğusundan alınarak Fransa'nın güneybatısına, özellikle de Dordogne' ye nakledildiği bilinmektedir. Aynı şekilde. Amerikan yönetimi de Pearl Harbour baskınından sonra, Japon asıllı vatandaşlarını Pasifik bölgesinden Missisippi vadisine göç ettirmiş ve savaş sonuna kadar toplama kamplarında barındırmıştır. Örneğin ABD İkinci Dünya Savaşı esnasında Japon asıllı yurttaşlarını Orta Amerika’da savaş sonuna kadar ikamete mecbur tuttuğu bilinirken bu uygulamadan dolayı Osmanlı devletini suçlamanın anlamı yoktur. Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Buradan anlaşılacağı üzere Devletler zorunlu hallerde, halkının bir kısmını göçe tabi tutmak mecburiyetinde kalabilirler.

DEVAM EDECEK...

Etiketler : , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorum Yazınız

You must be logged in to post a comment.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank